Ne bir kilo çayım ne de bir kilo fındığım var.
Ama bu iki ürünle o kadar haşir neşir olduk ki bazen kendimizi fındığın veya çayın imparatoru gördük.
Çayı, fındığı, üreticiyi koruyup kolladık.
Haklarını savunduk.
1991-1996 yılları arasında gazetecilik yaptığım Rize’de çayı çok daha yakından tanıdım.
Genel Müdürlükten- çay bahçesine, alım yerlerinden- çay işleme ve paketlemesine kadar her merhalesini gördük.
Üretiminde dünya sıralamasında, tüketiminde de dünya birincisi olduğumuz Çay ne yazık ki hak ettiği değeri hiçbir zaman alamazken Çaykur’daki yönetimsel hatalar yüzünden de her geçen yıl zararı katlanarak büyüyen bir kurum olmuştur.
Özelleşsin mi özelleşmesin mi tartışmalarının en yoğun bir şekilde yaşandığı Çaykur; yine üzülerek belirtmeliyim ki her yıl siyasilerin arpalığı durumuna getirilmesi zararın en önemli etkenlerinden biri olmuştur.
Bir işletmenin kar-zarar dengesi kurulamazsa yanlış yönetiliyor demektir.
Siyasilerin her söylemine başınızı aşağıya doğru eğip -emriniz olur- der iseniz bugünkü durum da kaçınılmaz olur.
Çaykur’u bildim bileli zarar ediyor.
Arkadaş devasa bir kurum, kocaman bir aile nasıl olur da her yıl cepten yer.
Yanlış hatırlamıyorsam Çaykur kuruluşundan sonra ilk kez 1981-1987 yılları arasında Genel Müdürlük görevinde bulunan Yılmaz Telatar döneminde kâra geçmiş.
Çok şükür dendi ama;
Sonrasında yine her zarar etmiş.
İkinci kâra ulaştığı dönem ise Nejat Ural’ın ikinci kez Genel Müdürlüğe getirildiği 1998 senesiydi. ANAVATAN Partisi’nin prens bürokratlarından olan Nejat Ural, kurumu zarardan kurtaran ikinci genel müdür olma unvanına sahip.
Dönemin Tekel’den Sorumlu Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın da hakkını teslim etmek lazım.
Ardından gelen iktidarlar ve koalisyonlar kurumu batırma noktasına getirmişti.
Çaykur 6 yıl süreyle sürekli zarar eden KİT durumunda iken AK Parti İktidarında Genel Müdürlük görevine getirilen Ekrem Yüce döneminde 2004 yılında üçüncü kez zarardan kurtarılan kurum oldu.
Ekrem Yüce’nin 2005-2006-2007 yıllarında ürün çeşitliliği ve kampanyalardaki başarısıyla Çaykur’u kâra geçirmeyi başarmış.
Yüce, 2011 seçimlerinde Sakarya’dan milletvekilliğine aday olmasından sonra Çaykur’da yine hüsran yaşandı.
Kurum zarara saplandı.
Ta ki Genel Müdürlük koltuğuna eski bakan İmdat Sütlüoğlu oturana kadar. 2014-2015 ve 2016 yıllarında da Çaykur’u zarardan kurtarılıp kâr eden bir kuruma getirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından istifası istenilen Sütlüoğlu’nun kurumdan ayrılmasından sonra Çaykur’u yine zarar etmeye başladı.
Bu günlerde tarihinin en büyük zararını yaşıyor.
2017 yılında 267 milyon 600bin liralık zararı yaklaşık 3'e katlayarak 657 milyon 86 bin liraya ulaşan Çaykur’da bırakın zarar etmeyi42 milyon liralık kar bekleniyordu.
Tarihi zarar ise akıllara durgunluk getirdi.
Çaykur’un tarihinde en büyük zararı yaşamasının altındaki sebepler mutlak suretle araştırılmalı.
Yazımın başında değindiğimgibi kurumun siyasilerin elinde oyuncak olmasından kurtarılmalı. Çünkü zararın en büyüknedeninin bunun olduğu iddia ediliyor.
Bir yıl içerisinde üç defa genel müdür değiştiren bir kurumdan ne kadar verim beklenilebilir bu da diğer bir boyutu.
Ne kadar doğru?
Yusuf Ziya Alimbir yıldır kurumun başında işini vekaleten yürütüyor.
Vekâleten yürütülen bir kurumda ne hiyerarşiden ne üretimden ne de iş disiplininden bahsetmek biraz da haksızlık olur.
Atayacaksanız asaleten atayın kardeşim; o da işini bilsin.
Veya kurumu kâr ettiren Ekrem Yüce’yi mi, İmdat Sütlüoğlu’nu mu geriye çağırırsınız ne yaparsanız yapın Çaykur’u batmaktan kurtarın.
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.