Tarihi eleştirmek, tarihi yaratan ve yaşayanlara düşman olmak ya da onları yadsımakdeğildir. Tarihe mal olanları sevmek onları bilmek, ya da tanımak değildir. Geleceğe bir şeyler aktarmak, geleceği yaratmak için dünyayı ve tarihi çok iyi bilmek, özümsemek ve sindirmek gerekir. Geçmişi bilmeden, öğrenmeden, doğrularını yanlışlarını görmeden gelecek yaratmaya kalkmak buz üstüne yazı yazmak gibidir. Hele dil bilinci, tarih bilinci olmadan, tarih felsefesi oluşmadan, edebiyatın, sanatın içine girmeden,bilim insanları yetiştirmeden hokus pokusla, duaylabu işler yürümez.
 
Ertuğrul büyük, Osman büyük, Fatih, Yavuz, Süleyman… muhteşem. Peki, ne yapalım şimdi: Onlara mıhlanıp kalalım mı?“Bugüne dünden devamla, geçmişten ne aldık, neler getirdik” sorusuna yanıt bulabiliyor muyuz?“Avrupa Ortaçağ karanlıklarında iken Osmanlı-İslam dünyası aydınlıktaydı” demeye karşılık, Avrupa “Rönesans’ı, keşifleri, akıl ve bilimle aydınlanmayı, reformu gerçekleştirir, sanayi devrimini gerçekleştirirken Osmanlı-İslam dünyası şunları şunları yaptı” diyebiliyor muyuz?
 
Çağ açtılar, çağ kapadılar, ülkeler fethettiler, ama Rönesans’ı yapamadılar, aklı, bilimi geliştirip uygulayamadılar, teknolojiyi hayata geçiremediler, sanayileşip fabrika kuramadılar. Gelişmeden, ilerlemeden, kalkınmadan, üretip kazanmadan, “yağma, talan, ganimet ve öşürlerle” yaşamaya çalıştılar. Bu güç, bu görkem hep sürecek zannettiler. Söz onlardaydı. Sözleri üzerine söz, kılıçları üzerine kılıç olmayacak, kılıçları hep keskin, hep kesecek ve uçlarından hep kelleler damlayacak sandılar.Ama olmadı.
 
Fıransa hiç büyümeyecek, “Fıransez vilayetimin”hep Fırançesko’su olacak; Avusturya-Macaristan aciz kalacak, her fırsatta hep tokatlanacak; Rumlar, Araplar, Ermeniler hep eyvallah diyecek, sorun yaratmayacak sandılar.
 
Silahlar kılıç değildi artık, gürz, kalkan, mızrak, zırh değildi. Delikli demirdi, tüfekti, tabancaydı, hem karada, hem denizde uzun menzilli toplardı; buharlı, sonraları dizel motorla çalışan savaş gemileriydi, sonra tanktı, uçaktı… Yaşamak, hiç değişmeyen bir kuraldı, o da güçlü devletlerin hakkıydı. Çünkü hak, güçle, kuvvetle alınıyor, güçle kuvvetle korunuyordu.
 
Osmanlı gelişmeleri, ilerlemeleri, keşifleri, bilimsel buluşları yok saydı. Anlamak, öğrenmek istemedi. Bilimde, kültürde, sanatta, hukukta, felsefede tüm gelişmelere “şeytanın fısıltıları”(III. Selim)diye ferman buyurdu. Dünyada neler olup bittiğini, kimin-kimlerin neler başardığını, eğitimin-öğretimin ne olduğunu araştırma ihtiyacını dahi duymadılar. Matbaayı almamakla neleri yitirdiklerini bir türlü anlamadılar. Ama “küffardan” silah almayı, onların silahlarıyla “küffara ateş” açmayı utanmadan, sıkılmadan “kahramanlık” saydılar.
 
İngiltere, Fıransa, Almanya, Rusya… hep kalkındı, ilerledi ve zengin oldu Osmanlı kendini neden borca ve Duyun-u Umumiye’ ye mahkum etti?Ve bugün de aynı uyuşukluğun ve miskinliğin içerisinde-üretmeden tüketerek, borç ederek el açıp yaşamaya çalışıyoruz; aynı aymazlığın içerisinde ABD’den, Duyun-u Umumiye gibi borç yönetecek şirketler arıyoruz.
 
“Küffar” buldu, başardı; biz neden başaramadık? Geçmişteki günahlarımız, yanlışlarımız, sevaplarımız, doğrularımız nelerdir; bilmeden geleceği kuramayız. Çarpık bir mantıkla, tapınma derecesindeki bir sevgiyle geçmişi değerlendiremeyiz, geleceğe taşıyamayız. Dili ve analitik düşünmeyi çok iyi kullanmak gerekir. Örneğin: 1 680 000 km2 ülke toprağını düşmana kaybeden bir padişaha bugün hala “ulu hakan, cennet mekan”, “zamanında bir karış toprak kaybedilmedi” diyen kafa geçmişten gelecek yaratamaz,hastalıklıdır.
 
Çağını ıskalayarak, olan biten gelişmeleri “yok sayarak”, aklı, bilimi, teknolojiyi, fabrikayı dışlayarak, eğitimi, öğretimi önemsemeyerek gelinen nokta hiç de övünülecek gibi değil.
 
Gören de büyük işlerle uğraştığınızı sanacak.Bırakınız suyun üstündeki çöplerle uğraşmayı.
 
Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız.
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.