Geçen hafta yapılan görüşmelerle “Barış Pınarı Harekâtı”nınsona erdirilmesi kararı alındı. Haklı gerekçelerle başlattığımız ve tüm ülke olarak arkasında birlikte durduğumuz bu harekâttan ne kazandığımıza bir bakalım istedim. Gözlemlerime göre harekâttaki birliktelik sonuçlarda pek oluşmadı.Bakıyorum herkes kendi cephesinden olaya bakıp başarılı veya başarısız olarak nitelendiriyor.
   
Benim görüşlerim ise şöyle: Kazandığımız şeyler var, kaybettiğimiz şeyler var. Ama kazandıklarımız ne yazık ki şimdilik çok az, kaybettiklerimizinzaman içinde ne kadar olduğunu göreceğiz. Kazançlarımızın az olmasının sebebinin, Suriye’nin mevcut yönetimiyle değil de zorlama bir isimle “Suriye Milli Ordusu” denilen ÖSO yani “Özgür Suriye Ordusu” denilen batının destekleyerek oluşturduğu toplama savaşçılarla işbirliği içinde harekâtın yapılmasıdır. Bana göre en büyük hata Erdoğan-Esad işbirliğinin yapılamamasıdır. Eğer bu yapılabilseydi PKK-PYD ve İŞİD, Suriye-Rusya ve Türk Silahlı Kuvvetleri arasında perişan edilebilir ve ortadan kaldırılabilirdi. Rusya Devlet Başkanı Putin, hala bu işbirliği için çalıştığı halde Trump’ın hamleleri ile bunu yapamıyoruz maalesef. Ve harekât planlandığı gibi giderse bile 30 Km. ötede yine PKK-YPG ile komşu olacağız. Yine ABD’nin destekleriyle 30 Km. güneyimizde bir devlet kurma planı yürüyecek. ABD emperyalizminin bölgedeki hamleleri devam edecek. Demek ki sorun çözülmüş olmuyor, sorun sürüncemeye bırakılıyor. İşte en önemli çekincemiz budur.

Barış Pınarı Harekâtı ile şöyle bir kazancımız olduğunu düşünüyorum; Türk Silahlı Kuvvetleri, gittikçe artan harekât kabiliyeti ve yeni silahlarıyla bölgede yabana atılamayacak bir güç olduğunu tekrar göstermiştir. Daha önceki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarında tecrübe kazanan TSK, son harekâtla gücünü gösterdiğini düşünüyorum. Bir başka kazanımımızın bölgede Türkiye olmadan bir sonuç alınamayacağı sonucudur. Artı bir şey daha eklemek gerektiği kanaatindeyim, Ergenekon, Balyoz v.s. gibi kumpaslarla güçsüzleştirilmeye çalışılan Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeniden eski gücüne kavuştuğunun belgelenmesidir. Tabii daha kesin bir yorum yapabilmek için Barış Pınarı Harekâtının sonuçlanmasını beklemek lazımdır.

Sevgili okurlar, Dünya siyaseti bir satranç oyunudur, hele Orta-Doğu siyaseti ise usta siyasetçilerin oynayabileceği bir oyundur. Çünkü yapılacak hamle ile  10-15 hamle sonrasını görebilmek gerekir. Bizim yönetim kadromuzda bu ustalığı görebilmemiz mümkün değil. Ancak günü ve koltuğu kurtarma hamleleri yapılıyor kanaatimizce. Genel düşüncemiz böyledir. Harekâtın şu ana kadar olan sürecinde gözlemlediğimiz eleştirilerimiz ise şöyledir;

ABD’nin ve Trump’ın güvenilmez bir müttefik olduğu aşikârdır. Yapılan antlaşmada ABD’nin söz verdiği PKK-PYD’nin elindeki silahların toplanacağına inanmak çok zordur. Benzer konu daha önce de ABD ile konuşulmuş ancak ABD, PYD’ye silah yardımlarını binlerce TIR ile sağlamıştı. Şimdi de yine bir katakulli ile PYD’ye yardım edeceğini düşünüyorum. Çünkü ABD hala PYD’yi terör örgütü olarak tanımıyor, asıl sorun burada ve bu konuda hala bir yol alınamadı.

Ortada malum bir 9 Ekim tarihli Trump mektubu var, çok çirkin ifadelerin kullanıldığı bu mektup Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan’ı değil tüm Türk Milleti’ni rencide ediyor. Bunun kabul edilmesi mümkün değil. Bunun cevabının “O seviyeye inmem” veya “Hiç takmadı, hemen harekatı başlattı” şeklinde olması kabul edilemez. Tarihin sayfalarına geçen bu mektuba bir cevap verilmeliydi. Aynen 1964 yılında ABD Başkanı Johnson’a İsmet İnönü’nün cevap verdiği gibi bir cevap verilmeliydi. Demirel’in ABD üslerini kapattığı gibi bir eylemle karşılık verilmeliydi.

Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan’ın önce benim muhatabım Trump’tır dedikten bir saat sonra onun yardımcısı Mike Pence ve dışişleri bakanı Mike Pompeo’yu muhatap alması onur kırıcıdır. Hele de resimlerini gördüğümüz gibi masada hemen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında Pence’inolması nasıl bir tablodur?

Şu anki tabloya göre bölgede hem ABD-Rusya karşılıklı olarak anlaşmış oldu, hem de PYD hem ABD hem de Rusya ile müttefik olma konumunu pekiştirmiş gözüküyor. ABD, bu planını dünya kamuoyuna PYD’yi İŞİD ile savaştığı için desteklediğini söylüyor ama asıl neden çok farklı. Kısaca böyle devam ederse PYD bölgede gittikçe büyüyecek, emperyalizmin hedeflediği planlar doğrultusunda bir güç olacak ve bizi devamlı rahatsız edecek demektir.

Geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi İŞİD tehlikesinin büyütüldüğü gibi gözlemlerimiz var. İnşallah bu gözlemlerimizde yanılırız ve ülke yönetimimiz İŞİD tehlikesinin nerelere kadar varacağını hesap edip tedbirlerini alırlar. Yoksa ülkemizde büyük şehirlerimizde ve toplu yerlerde bombalar patlarsa hiç şaşmamalıyız.
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.