Osmanlı’nın çöküşünü ilk fark eden padişahtı. Olumsuz gidişi durdurmak için bir şeyler yapmak gerektiğinin ayırtındaydı. Ama neler yapılabileceğini bilmiyordu. Ulemanın hiçbir önerisi yoktu. II. Mahmut da bildiğince Osmanlı’yı Batı düzenine uydurmaya çalıştı. İlk önce kendinden, saraydan, devlet memurlarından, askerden başladı. Kıyafet kanunu çıkardı. “Uymayanlar şiddetle cezalandırılacaktır” dedi. Kurtuluşun Batı’da olduğunu gördü.
 
İnanıyordu ki, “kılık, kıyafet, yaşayış biçimi, saç, sakal, balo, şarap alındı mı, Avrupalı gibi olunur, İmparatorluk-Saray Avrupalı olur ve bu kötü gidiş son bulur.” Müslümanlık öyle kabullenilmedi mi? Araplaşarak, Arapçalaşarak İslam’ı bilmeden-öğrenmeden Müslüman olunmadı mı? Araplar gibi giyinilmedi mi? Arap-Fars sözcüklerini anlamasak dahi, “Kuran harfleridir”diye Farsça yazılı sıgarakağıtlarını öpüp duvar deliklerine koymadık mı? Arapçaya gösterilen bu saygınlığı Araplar hak ettiler mi? “Anlamını bilmeseniz dahi Kuran okumak sevaptır” diyen yobazlığı anlamak mümkün mü? “Biz anlaşılsın diye Kuran’ı Arapça gönderdik” diyen Allah’a rağmen.
 
“Kabuk değişirse öz de değişir” sandık. Oysa kabuğu oluşturan özdür, anlamdır, bilgidir, akıldır. Özü almak yerine Müslüman olmak için Arap kılığını, kıyafetini, Arap örfünü,adetini, Arap dilini, yani Arap emperyalizmini almadık mı? Hala da dış görünüşle, saçla, başla, etekle, şekille uğraşmıyor muyuz?
 
Batı nasıl oluşmuştur, o kılığı-kıyafeti, o askerleri, o eğitimi, o doktorları, mühendisleri, mimarları, o sanayiyi, fabrikaları, o bilimi, teknolojiyi, o edebiyatı, felsefeyi, o sanatı, kültürü, o resimleri, tabloları, heykelleri nasıl yaratmıştır? Rönesans’ı, reformu nasıl oluşturmuşlardır? Kaşifler nasıl keşfin yolunu tutmuşlardır? Ortaçağın korkunç karanlığından çıkarak aydınlık çağa nasıl ulaşabilmişlerdir? Hak, hukuk, adaleti, bağımsızlık ve özgürlükleri, yurttaşlık haklarını bularak 1789 Fıransızihtilalini hangi düşünce, hangi kültür ve hangi inanç nasıl gerçekleştirebilmişlerdir?
 
Osmanlı altı yüz yirmi yılda bir tane Mimar Sinan yetiştirirken(!), göklere çıkarılan Fatih’in ve Kanuni’nin medreselerinden bir tane mimar, bir tane mühendis, bir tane doktor neden çıkamamıştır? Medreselerde nedenmatematik, geometri, kimya, felsefe okutulmamıştır? Enderun okullarında “edebiyat” okutulurken medreselere Farsça yüzünden edebiyat dersi nedengirmemiştir. Ancak özel derslerle kendilerini yetiştirenler var.
 
Çağı kavrayacak, hem Doğu’yu, hem Batı’yı Padişaha anlatacak ulemadan kimse yoktu. Tümü Batı’ya, Hıristiyan dünyaya “dar-ül harp” dendiği için kökten karşıydılar. Onlardan öğrenilecek hiçbir şeyi kabul etmiyorlardı. Korkunç bir benlik ve kibir içindeydi Osmanlı.
 
II. Mahmut da, ancak dıştan ne görebilmişse onları getirmeye çalıştı. Bilim, teknoloji, sanayi, fabrikalar hiç ilgilenmedikleri “gavur icatlarıydı.” Akıl önemli miydi? Yüzyıllar önce Gazali ne demişse, onun öğretisine göre gidiyorlardı: “Vahiy varken, akla gerek yoktur.” Bugün bile “helal gıda” aldatmacasıyla cepler doldurulurken, “helal uçak, helal otomobil, helal telefon, helal saat” üzerinde hiç durulmuyor. Hele ithal karkas etlerin akıbetini soran hiç yok.  İthal ABD pirincini, buğdayını, Kanada mercimeğini, nohudunubile araştırmıyorlar!
 
İki yüz yıl önce II. Mahmut ancak “sıbyan mektebi, rüştiye, tıbhane-i amire, cerrahhane-i amire, harbiye” okullarını açabildi. Ancak dış görünüşle Batı’ya benzemekle, Batılı olunacağını zannetti. Araba benzemekle Müslüman olunacağını zannedenler gibi.
 
Batılı olmak başta aklı, bilimi, teknolojiyi, sanayiyi, okullarını, üniversitelerini, hukukunu, adaletini, felsefi akımlarını, edebiyatını, kültürünü kurumsallaşarak almayı, özellikle yöntemlerini ödün vermeden uygulamayı gerektirir. Aradan geçen onca zamana karşın ne kadar yol aldığımız hala el açışımızdan belli değil mi?
 
Atatürk bir yere kadar getirdi bizi. Ondan sonra gelenler tuttuğu, gösterdiği yolda yürümediler. Ancak eserlerini,fabrikalarını, bankalarını, sata sata, yiye yiye bitiremediler. Bugün “üniversite” dediğimiz bilim kurumları(!) çok acı ki, dünya ölçütlerinin çok altında. Oysa Atatürk bizlere, “aklı ve bilimi” miras olarak bırakmıştı. Neredeeee?...
 
Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…
 
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.