İlkin “çaldılar” dediler. Demek işin içinde “hırsızlık” vardı. Koskoca Cumhurbaşkanı, koskoca Meclis Başkanlığı, Başbakanlık, bakanlık yapmış insanlar “yalan mı” konuşuyorlardı? “Çaldılar, ama nasıl?” YSK’na başvuruldu “sorunu çöz” diye. Çalınan bir şey bulamadığı için her seçimde uygulanan yöntemi gerekçe gösterdi. “Sandık kurulu başkanı devlet memuru olacak” hükmünden yola çıktı, tamamen siyasi olarak seçimi “iptal” etti, “kazanılmış bir hakkı” yok saydı. Sonra gerekçeli kararı açıkladı: “Dağ fare doğurdu.” Öyle ya gittiği her yerde yüksek koruma ordularıyla kuş uçurtmayan, tüm gücü elinde bulunduran, polisi, yargıyı, yargıçları istediği gibi yönlendiren Cumhurbaşkanı nasıl olur da hırsızlık yapılmasına göz yumardı? Hırsızlık yaptığı söylenen bu insanın elinde ne ordu vardı, ne yargı, ne polis, ne hazine… Ne devlet elindeydi, ne hükümet, ne de bol keseden dağıtacak mevkileri vardı. Pek tanınan, bilinen, yüksek hatırı olan biri de değildi. Hatta İBB Başkanlığına aday gösterildiği için de partisinde karşı çıkan yığınla insan vardı. “O kadar ünlü insan dururken bu Ekrem İmamoğlu da nereden çıktı” diyorlardı.
 
Önyargı böyle bir şeydi: Gerçeği görmemek için gözleri kör ediyor, düşünmeye engel oluyor, aklı, mantığı, bilgiyi durduruyordu. Öyle ya adı sanı duyulmamış biri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını nasıl kazanabilirdi? İktidar ve ortağı, tüm kurumlarıyla devlet, hükümet, tüm televizyonlar, tüm gazeteler, tüm tarikatlar ve yüz binlik ordusuyla Diyanet, YSK, Hazine, Anadolu Ajansı… hükümetin adamının kazanması için bastırırken adı sanı bilinmeyen biri nasıl kazanabilirdi seçimi? Demek ki işin içinde bir iş, işin içinde bir “katakulli” vardı(?)
 
Kibirden gözleri kör, kulakları sağır olan bu insanların görmedikleri bir şey vardı: Yıllardır insanları azarlayan, ezen, insanların her işine karışan, sevgiyi, saygıyı, değer vermeyi, insanları sarıp sarmalamayı, kucaklamayı ortadan kaldıran, ele güne gözyaşı döküp ağıtlar yakanlar, şehitler arasında bile ayrım(maaş farkı) yaptıklarını unuttular. Toplumu bölüp parçalamayı(Sünni, Alevi, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Rum, Ermeni, Yahudi), kendilerinden olamayanları FETÖCÜ, PKK’lı, terörist, tezek, çöplük, aşağılık… gibi sözlerle kutuplaştırmayı, olmayan(beka)sorunlarla devleti ve milleti oyalayıp küçük düşürmeyi, muhalif ittifakı “illet, zillet” gibi sözlerle aşağılamayı siyaset saydılar. Birisi çıkıyor; doğruluğu, dürüstlüğü, bilgisi, kültürü, herkesi kucaklayan sevgi dolu pırıl pırıl yüreği ve samimiyetiyle; akılcı, tutarlı, yalansız gerçekçi konuşmalarıyla; sorunlara, genç, dinamik, cesur, pıratik çözümler üretiyor. Partili-partisiz genç ihtiyar, çoluk çocuk herkesin beğenisini takdirini kazanıyor ve seçiliyor. Bu başarıyı demokrasi adına Türkiye’nin bir kazanımı saymıyor, hukuku ayaklar altına alarak İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığını iptal ediyorlar.
 
YSK karar verene ve gerekçeli kararı açıklayana kadar gittikleri her televizyon kanalında, yüzlerce satılık kalemleriyle gazetelerinde “çaldılar” diye bangır bangır bağırdılar; yargıya rağmen hala bağırıyorlar. “Kanıt” gerek, kanıt yoksa hırsız da, hırsızlık da yoktur. Biliyorum, “hırsızlığı onlara inat üç harfliler” yaptı. 250 Sayfalık gerekçeli karar hukuk tarihinde kara leke olarak girdi. İçinde “hırsızlık, çalma, çırpma” gibi sözcükler geçmedi, benzerleri de yok.
 
Demek ki “…samimiyet, sevmek, kucaklamak, akıllı ve güzel şeyler söylemek” her gücün üstündeydi; güç, azarlamak, suçlamak, hakaret etmek, aşağılamak ve ötekileştirmek değildi.
 
Söyledikleri “çaldılar” sözünün “hukuki tarafı” olmadığını anlayanlar, bu kez “argoya” sığındılar, “katakulli” dediler. Katakullisiz kazandıkları bir seçim mi vardı? 7 Haziran, 1 Kasım seçimleri mi, Referandum, Cumhurbaşkanlığı seçimi mi? Ya 2015 Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi… Tümü de şaibeli, tümü de katakulliye getirildi. Katakulli: “Yalan dolan, düzen, tuzak, dalavere, hile.” 31 Mart seçimlerini katakulliye getiremediler, kaybettiler. Tüm çabaları 23 Haziran seçimlerini katakulliye getirebilmektir. Yüreği sevgi dolu o insan, 31 Martta olduğu gibi “düzenlerinden, tuzaklarından, hilelerinden” kurtulacak ve seçimi yine kazanacaktır. Kibir anıtları “neden kaybettik” diye düşünmeyecek, özeleştiri yapmayacak, aydınlık yüzlü insanları suçlamalarını sürdüreceklerdir.
 
Hakkı yenmek, dünyada çekilecek en büyük zulümdür, eziyettir, işkencedir. Bu haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği hem Ekrem İmamoğlu’na, hem de İstanbul seçmenine yaptılar. Tüm İstanbullular bu gerçeği biliyor… Ne kadar da tövbe etseler yetmez.
 
Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız.
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.