Her yıl aynı tartışmadır gidiyor. Peygamber Efendimizin doğum gününü ne zaman kutlanması gerek? Miladi mi? Hicri mi? Kameri mi? 20 Nisan 571 tarihinde doğduğu için 20 Nisan’da mı kutlanmalı? Yoksa Rebiülevvel ayının 12.gecesinde mi kutlanmalı? Ay takvimine göre mi kutlanmalı? Güneş takvimine göre mi kutlanmalı? Doğum günü kutlamak caiz mi? Peygamber Efendimizin doğum günü sahabe zamanında var mıydı? Gibi her yıl aynı sorular. 
Peygamber Efendimizin doğum yılı geçtiğimiz yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığının 1989 yılında başlattığı ve her yıl 14-20 Nisan tarihleri arasında sabit kılındığı o haftada kutlanmaktaydı. Daha sonra bu tarih değiştirildi.
Artık hicri takvime göre kutlanan, Rebiülevvel ayının 12.gecesine göre anılan, o ay ve o hafta içerisindeyiz. Mevlit Kandili olarak kutlanan bu gece ve haftasını Müslümanlar olarak kutlamamız, hatırlamamız ve en güzel etkinliklerle idrak etmemiz gerektiğine inanıyorum.
Öyle bir zamana geldik ki, öyle bir çağda yaşıyoruz ki, yapılan ibadetlere, anmalara, özel gün ve gecelere de nerdeyse bir kulp bulacak, bahane üretecek bir duruma geldik. Özü kaybettik, ihlâstan uzaklaştık. Kul olduğumuzu unuttuk, ümmet bilincimizi yitirdik. Sanki ibadetlerden kurtulmak için, yapmamak için bahane arar olduk.
Annemizin, babamızın, eşimizin, çocuklarımızın, sevdiklerimizin doğum gününü kutlarız da kâinat efendimizin, iki cihan serveri Peygamberimizin (s.a.v), doğum gününü kutlamayı nedense son zamanlarda sığ bir tartışmalı konuma getirir olduk.
Bir tarafta bu tür anma ve geceleri neredeyse “farz” olarak kutlayan, anan ve yapmayanları da ağır bir dille eleştiren bir topluluk var, bir tarafta da bu tür gün ve geceleri “gereksiz ve sıradan” yapma gayretinde olanlar var. Maalesef iki duruma da üzülen ve sesi çıkmayan bir toplum da var.
Ümmet bilincini kaybeden, dünyada birlik ve beraberlik kavramını her platformda oluşturamayan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin yolundan gitmeyen Müslüman Coğrafyasının bugünkü durumu içler acısı.
Kimileri “bidat”, kimileri de “İslam’da böyle bir kandil böyle bir gece yok” diye dursun, biz o mübarek zatı her an anma durumunda olalım. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
Enbiyâ Suresi 107.ayetine gerçek anlamda vakıf olalım.
İnsanlığın kurtuluşa erdiği gecedir doğduğu o gece. “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.” Sebe Suresi, 28. Ayetinin idrak edilmesi gerektiğinin göstergesidir o gece.
O’nu anmak, O’na selâtu selam getirmek, O’nun ahlak ve fazilet dolu hayatını öğrenmek her Müslüman’ın görevidir. Peygamber Efendimizi anmak, başta bizlere getirdiği ilahi Kitap’a uymak hayatımıza tatbik etmektir.
İnsanlık O’nu ve O’nun getirdiği Kur’an-ı Kerim’i tanıdıkça, bildikçe, hidayete ve saadete erecek, çözemediğimiz dünyevi sorunları ve buhranları aşacaktır. Peygamber Efendimizin dünyaya geldiği zamandan önceki cahiliye ve fitne devri günümüzde de fazlasıyla yaşanmaktadır.
O yüzden Peygamber Efendimizi andıkça, bizlere getirdiği Kuran’ı hayatımıza tatbik ettikçe, O’nun söz fiil ve takrirlerini uyguladıkça ancak gerçek manada felâha ermiş oluruz. Ne mutlu tarihlere takılmadan gerçek manada Allah’a kul, Peygamber’ine ümmet olabilenlere. Kalbinizden, gönlünüzden, hanenizden Allah ve Peygamber sevgisi eksik olmasın. Mevlid-i Nebi haftanızı tebrik ediyorum. İyi haftalar.
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.