24 Haziran Seçimleri sanki AKP hükümetine karşı bir “baskın seçim”için yapılıyor.
Yandaş televizyon ve gazeteler de olmasa, hükümetin ve “Cumhur” ittifakının varlığından haberdar olamayacağız gibi bir “sessizlik” hâkim iktidar kanadında.
MHP’yi saymıyorum bile, sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sahiplenmenin karşılığında hükümet yandaşı medyada görünür olmalarının dışında bir icraatları, iddiaları yok.
Bırakın gündem yaratmayı,  muhalefetin belirlediği gündeme karşıağırlığı olan, şöyle okkalı  bir söz bir  kelam çıkamıyor “Cumhur” ittifakından.
Siyasetin gerçek özneleri olarak ne televizyon tartışmalarında boy gösterebiliyorlar ne de gazetelerin köşe yazılarına konu olabiliyorlar…
Onların adına medyada şov yapan gazeteci, akademisyen kılığındaki zevatın televizyonlardakiiktidar güzellemelerini de izleyen pek yok…
 Bunu nerden mi biliyoruz, yapılan ölçümlere göre televizyon dizilerinin izlenme oranı bu tip tartışmalardan onlarca kat fazla çıkıyor da ondan.
Taktik gereği mi böyle davranılıyor yoksa “metal yorgunluğu” iyice “havlu mu attırdı”  iktidara,  gerçekten kestirmek zor…
Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan da olmasa, bu seçimde iddia sahibi bir AKP’den bahsedilemeyecek sanki…
Aslında yerellerde de durum farklı değil…
Öyle ya, 16 yıl boyuncaüstelik yüzüne karşı seçmene nice sözler verilmişti, nice vaatlerde bulunulmuştu…
Verilen sözlerin tutulmamasının seçmende yarattığı derin hayal kırıklığını hangi yeni vaatle hangi yeni umutla düzeltebilecekler?
Her zaman dile getirdim, Türkiye’deki sağ seçmen çok uzun süre  “vatan-millet-Sakarya”, “din-iman-ahlak” gazıyla yani sadece hamaset edebiyatıyla kontrol altında tutulamaz.
Hükümetin kendilerine öncelikli olarak verdiği kamu hizmetleri ve avantajlar azalmaya başlayınca, alarm zilleri çalabilir.
Yakın tarihte ANAP’ın iktidar yıllarında yaşananları unutmamak gerek.
Turgut Özal’ın ANAP’ı sağın oylarına en fazla talip olmuş bir partiydi.
Öylesine güçlü bir seçmen desteği ile iktidara gelmişti ki, bir daha iktidardan ineceğine kimse ihtimal vermiyordu.
ANAP;  geçmiş hükümetlere göre yaptığı büyük ekonomik “reformlarla”, ardından yabancı bankerlerden sağlanan taze paralarla, bu paralarla borçlandırıldığını anlayamayan ama oluşan “sahte refah”  ile sarhoş olan halkın oya dönüştürdüğü destekle, yarattığı partili zenginleriyle üç beş yıl “paşalar” gibi yönetmişti Türkiye’yi.
O dönemin sağ seçmeni;  kendisine sunulan sosyal yardımları, kredileri, mahallelere ve köylere götürülen torpilli alt yapı hizmetlerini, esnafın tüketici toplumuna dönüşme sürecinde elde ettiği büyük kazançları, atama ve terfilerde yandaşlığın ödüllendirilmesini, devletin ekonomiden çıkmak üzere değerli fabrikalarını satmasını, sözde milli gelirin uçmasını çok sevmişti.
Ama borçlar ödenemeyip, icra memurları kapıya dayandığında, vatandaşın satın alma gücü azalıp buna bağlı olarak esnaflar zarar etmeye başlayınca, işsizlik tavan yapıp umutlar tükenince “tapılan”Özal sağ seçmenin gözünden hızla düşmüştü.
Özetle dövizle kurulan saltanatın çöküşü yine dövizle olmuş, borç ekonomisinin altında kalanANAP siyaset sahnesinden silinmişti.
Bu nedenle Türkiye’de sağ seçmeni salt “din-iman-ahlak” ile yönlendirilen, menfaatlerinin farkına varmayan sığ insanlar gibi değerlendirenler hep yanılmışlardır.
Şimdi de benzer bir süreç yaşıyoruzsanki.
Acaba hızla ivme kaybeden ekonomiye ve aşırı pahalılığa not veren sağ seçmen, yaşadığı hayal kırıklığının sonucu olarak mevcut hükümetten umudunu kesiyor olabilir mi?
Türkiye’deki siyasi deneyimler şunu gösteriyor: Sağ seçmenin umutsuzluk halini anketlerle, kamuoyu yoklamalarıyla ölçmek çok zor…
ANAP örneğinde olduğu gibi “banko” denilen seçimler, ters köşe yapmıştı dönemin iktidarını.
24 Haziran’da belli ki bir sürpriz olacak ama sağ seçmenin kime nasıl ders verdiğini anlamak için biraz daha sabretmek gerekecek.
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.