Sevdiğimiz, sevmediğimiz, dost-düşman bellediğimiz, inanılır-güvenilirliğini tartıştığımız, yaptığı işlerin en azından “doğru, dürüst, helalinden” olmadığını söylediğimiz, zaman zaman da bu yapının “vahşi kapitalizmin bir sonucu olduğunu” gördüğümüz, ne kadar namuslu, ahlaklı olursa olsun, bu düzenin sonucu “sahtekar” olduğunu bir türlü anlatamayız. Ama kapitalizmin zehri içmiş, “mücahitlikten müteahhitliğe” yükselmiş “Adam” itiraf ediyor:
 
“Bırak doğruluğu, dürüstlüğü, bırak ahlakiliği, insanlığı ucunda para var mı, para” diyor.
 
Adam, gördüğü iyilik ve güzellikler karşısında konuşurken “Allah razı olsun” u ağzından düşürmüyor, yaptığı, başardığı işlerden sonra “hamd olsun, şükürler ya rabbim” demeyi unutmuyor. Adam para ve Tanrı’yı o kadar ustaca kullanıyor ki, karşısındakileri “dindar” olduğuna, “dinci” olmadığına inandırıyor. Hele tüm uğraşlarının para için, itiraf etmesine karşın paragöz olmadığını, cömert olduğunu, partiye, derneklere, fakire, fukaraya, çeşmeye, camiye para akıttığını herkes biliyor. Ama kimse “kaz gelen yerden tavuk esirgenmediğini” görmüyor, görmek istemiyor. Çocukları da babalarının paraya düşkünü olmadığını, “doğru, dürüst, namuslu ve ahlaklı olduğunu, hiçbir vakit namazını kaçırmadığını” biliyorlar.
 
“Çıkarınız için yapmayacağınız şaklabanlık, sürünmeyeceğiniz boya yoktur. Ayı görür aya, güneşi görür güneşe taparsınız. Bukalemun gibi bulunduğunuz yerin rengini, kokusunu almada, anında değişmede; hele yalan konuşmada, akşam söylediğinizi sabah inkarda, “yanlış anlaşıldı” demekte üstünüze yoktur.Ne demek ‘bırak doğruluğu, dürüstlüğü, bırak ahlakiliği, insaniliği; ucunda para var mı para’.” Vahşi kapitalizm ve Müslümanlık !!!
 
“Bunları söylüyor ve bunlarla yaşıyor” dediğimizde de kimse inanmıyor, “böyle demez, böyle yaşamaz, iftira atıyorsunuz” diyorlar.Oysa sahtekarlık ve ikiyüzlülük tam bir ahlaki çürüyüştür. Evde, aile içindeki yaşayışıyla, sokaktaki, iş yerindeki görüntüleri örtüşmüyor.
 
Napolyon, “savaşı kazanmak için üç şey lazım: Para, para, para” diye sıralarken Fıransa’nın kazanımlarını ve değerlerini satmadı. Atatürk, “siyasi başarılar, ekonomik başarılarla taçlanmadıkça sürekli olamazlar” derken asla namussuzluğa, ahlaksızlığı, hileye, hurdaya, aldatmaya, kandırmaya ima yollu bile olsa pirim vermedi. Hatta insanların aldatılıp kandırılmamaları için “şeyhi, şıhı” değil “uygarlık için, insanlık için yegane yol gösterici” olarak aklı ve bilimi önder kıldı.
 
Sen ne diyorsun be Adam; “bırak doğruluğu, dürüstlüğü, bırak ahlakiliği, insanlığı. Bunlar insanın karnını doyurmuyor. Paradan daha değerli, daha önemli ne var bu dünyada?” Din ve para, insani erdemlerden yoksunluk şahsında ne güzel yakışıyorlar birbirine.
 
Vahşi kapitalizm bu değil mi? / İnsanları hırslarına, ihtiraslarına, arzularına kurban ederek dindar gösterip paragöz yapan; maldan, servetten, çıkardan başka bir yol göstermeyen… Yeri geldikçe şehitleri, terörle mücadeleyi, sınır ötesi harekatları çıkarları için “vatan, bayrak, din iman” diye sömürten…Özelleştirme adı altında her biri bir vatan olan Cumhuriyet kazanımlarını sattıran; devleti, ülkeyi, ekonomiyi darboğazdan darboğaza savurtan, insanları ahlaksızlığa, namussuzluğa, hırsızlığa zorlayan ve hırsız yapan vahşi kapitalizm değil mi?
 
“Sahtekar”, biraz dindar, biraz namuslu, biraz ahlaklı, biraz gebe; her ortama uyum sağlayan bir bukalemun ve tam bir omurgasız… Her şeyden “biraz, biraz” olup da eğilip bükülen, fakat öğrenmeyi, düşünmeyi, sormayı, sorgulamayı ve dik durmayı; namuslu ve ahlaklı olmayı bir türlü beceremeyen insan… Evrimleşip gelişemeyen, Avrupa’nın, Amerika’nın çöplüklerinde eşelenen ilkel… parayla, malla, servetle zehirlenmiş dinci, liberal, şucu, bucu…sahtekar.
 
Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız.
 
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.