Öncelikle tüm okurların, tüm halkımızın ve tüm Müslümanların Kurban Bayramını kutlar, ülkemize ve tüm dünyaya hayırlar getirmesini dilerim.     
     Geçen hafta Suriyeli Sorunu konusunu özetlemiş ve bu sorunun sonuçlarının ne olabileceği ile sonuçların kime yarayabileceği konularını bu haftaya bıraktığımı söylemiştim. Şimdi onlarla ilgili yaptığım araştırmaların sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Suriyeli sığınmacıların ülkemize gelmelerini sadece “insani yaklaşımlar” la değerlendirirsek yanlış yaparız. Ve sorarız; Neden bizden daha zengin ülkeler böyle düşünmüyorlar ve Suriyeli sığınmacıların ülkemizde kalmalarını istiyorlar?“Neden Soros, ABD, AB hatta sosyal yardımlara karşı çıkmasıyla ünlü olan IMF, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye yerleşmesi için çalışıyor?” diye soran Prof.Dr.Ümit Özdağ gibi sorarız. Kendi sorduğu soruya yine kendi cevap veren Ümit Özdağ’ kulak verelim; “…Batılı uzmanlar, kitlesel göçlerin medeniyetleri yıkan bir silah olduğunun uzun zamandan beri farkındadır. Bundan dolayı sosyal bilimlerde Kitlesel İmha Silahları kavramından hareket edilerek “Kitlesel Göç Silahları” kavramı üretilmiştir.” diyor ve devamında “Suriyeliler Suriye’ye dönsün diyenlere kızan AKP’li siyasetçiler ve aydınların meseleye bir de Batılıların neden Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de kalmasını istedikleri noktasından bakmaları ve sorgulamaları faydalı olacaktır” diyerek asıl amacın “Suriyeli sığınmacılarıbüyük Kürdistan’ın Türkiye parçasını kurma sürecinde iç savaşı ateşlemek için ateşleyici olarak kullanmak” olduğunusöylüyor Ümit Özdağ yayınladığı kitabında. Nihayetinde ise “…yanlış verilecek bir karar, Türkiye’nin bir iç savaşa sürüklenmesi ile neticelenecektir. Batı ve Doğu muhtemelen bu iç savaşta Türkiye’ye müdahale edecektir. Bu iç savaş sonucunda Türkiye’den Irak ve Suriye’de oluşturulan bölgelere eklemlenecek bir “Kürdistan” çıkarılacaktır.”Prof.Dr.Ümit Özdağ, Kaçınılmaz Çöküş isimli kitabında söylüyor bunları. (Sayfa: 67-68).

Konuyla ilgili olarak değerli gazeteci hemşerimiz Aslan Bulut benzer şeyleri şöyle dile getiriyor:“Suriyeliler, önce IŞİD tehdidiyle sonra PKK/PYD baskısıyla ölümle korkutuldu. ABD-İsrail projesi gereği Suriye'nin kuzeyi boşaltılacak ve buradaki nüfus Türkiye'ye kaydırılacaktı. Türkiye'deki siyasi iktidar, bu projeyi bile bile kapıları açtı. Zaten, 1.5 milyon çadır siparişi de vererek ön hazırlıkları başlatmıştı. Şimdi iktidar Suriyelilere kendi vatandaşına vermediği desteği veriyor ve Türkiye'nin bütün imkânlarını onlara sunuyor!” devamında ise Suriyeliler, Türk-Arap-Kürt Federasyonunun altyapısını oluşturmak üzere Türkiye'ye sürüldü veya getirildi! Suriyelilerin getirilmesi, Türkiye'nin nüfus yapısı değiştirilerek anayasa ve rejim değişikliğine gerekçe sağlamak için bir ön hazırlıktır. Bu sebeple geri gönderilmeleri savsaklanıyor!Bu proje, ABD-İsrail tasarımıdır ve ilk olarak terör örgütü başı Abdullah Öcalan tarafından dile getirilmiştir. Bütün partilere dayatılan proje de budur. Maalesef, ABD'ye açıkça veya örtülü olarak "Projeyi biz daha hızlı yaparız" mesajı veren kadrolar mevcuttur! Bu durum ancak halk tarafından anlaşılırsa proje tamamen çöker.”diyerek Suriyeli Sorununun ciddiyetini dile getiriyor.

Yine değerli bir gazeteci ve eski milletvekili Özcan Yeniçeri ise şunları dile getirmiş: “….mevcut durumun Türkiye'nin milli güvenliği bakımından tehlikeli sonuçları olacağı açıktır. Mülteciler açık kapı politikasıyla Türkiye'ye kabul edilirken PYD/PKK'nın amacına hizmet edilmiştir. ABD güdümündeki PKK/PYD Suriye'nin kuzeyini denetimleri altına alarak açık bir etnik temizlik yapmış bölgedeki ahalinin Türkiye'ye sığınmasını sağlamıştır. Mültecilerin boşalttığı topraklara PYD/PKK yerleşmiş durumdadır. Mültecileri Türkiye'de tutmak PYD/PKK'nın işini kolaylaştırmak anlamına gelmektedir. Suriyeli mülteciler topraklarına kavuşturulması Türkiye'nin milli güvenlik sorunudur.”

Sevgili okurlar, konunun vahametini dile getirmek için çeşitli yazarların söylemlerinden bölümler aktardım sizlere. Halkımızın konuları iyi öğrenmesi, geleceğinin nasıl olacağını görebilmesi ve tavrını ona göre ortaya koyabilmesi için. Şimdi ise önümüzde ABD ile birlikte planlanan Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak “Güvenli Bölge” konusu var. Biz bu konuyu 1991 yıllarından hatırlıyoruz, Saddam’ın zamanındaki Irak’ın kuzeyinde oluşturulan 36.paralel olayından. Ne oldu sonucunda? Irak’ın parçalanmasına kadar giden bir planın ilk hamleleri olduğunu sonradan kavramıştık. 30-35 kilometrelik bir güvenli bölge oluşturulmasından sonra Suriye’nin kuzeyinde ABD güdümlü bir Kürdistan Devleti ile komşu mu olacağız acaba? Güvenli bölge aldatmasıyla orada komşu olacağımız bir Kürdistan Devleti’ni meşrulaştırmış mı olacağız acaba? Yoksa Suriye’nin toprak bütünlüğünü öne sürüp, Suriye Hükümeti ile Beşar Esad ile işbirliğine gidip birlikte Suriye’nin kuzeyindeki PKK-PYD kombinasyonunu bertaraf mı etmek daha doğrudur acaba?
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.