24 HAZİRAN VE TÜRKİYE’NİN TERCİHİ!
Türkiye’nin kader seçimine 11 gün kaldı.
Belki, birçoğumuza“kader seçimi” sözü klişe gibi gelebilir
Ama unutmayalım ki 24 Haziran günü, Türkiye’nin siyasi olarak hangi yol ayrımına sapacağının kararını vereceğiz.
Ya güçlü TBMM çatısı altında, bağımsız ve tarafsız yargı kurumlarıyla, hukukun üstünlüğüne dayalı, özgürlükçü demokratik bir rejimde yaşayacağız…
Ya da çok güçlü ve çok yetkili bir tek kişinin hükümranlığında, ekonomi, hukuk ve adaletin tek kişinin keyfiyetine bağlı olduğu, bütün anayasal kurumların şeklen var olup, yetki kullanamayacağı bir olağanüstü hal düzenine çakılı kalacağız…
Yine;  ya küresel sistemin etkin bir parçası olaraküretim ekonomisiyle, gelişmiş ülkeler ligine doğru bir yükseliş yaşayacağız…
Ya da çok güçlü tek adamın dünya gerçeklerinden uzak, “beton” merkezli hayallerinin peşinde,  ikinci, üçüncü sınıf ülkeler liginin sıradan ülkelerinden biri olacağız.
İşte 24 Haziran seçiminin “kader” noktası burası.
Bu haliyle Cumhurbaşkanı adaylarının kimler oldukları değil hangi sistemi savundukları önemli.
Aslında bakarsanız, Türkiye son dört yılda bu tercihlerden birinin provasını yaptı.
Mutlak güce dayalı tek adam yönetimiyle yaşadıklarımız bize hayli fikir vermiş olmalı.
Son dört yılda, başta ekonomi olmak üzere hayatın her alanında,  dünya sıralamalarında nereden nereye geldiğimiz, gelecekte nerede olacağımızın şaşmaz işaretleri değil midir?
Ekonomi, eğitim, sağlık,  dış politika ve demokratik haklar alanında Türkiye’nin düştüğü yer,  herhalde alkışlanacak bir seviye olarak kabul edilemez.
Evet, okumayan, araştırmayan, bilgiden yoksun insanlarımıza sloganlarla, kurmaca haberlerle çok iyi bir konumda olduğumuz, “dünyanın bizi kıskandığı” gibi ruhsal “yüklemeler”yapılabilir.
Bu propaganda sayesinde “yoksulluğunu ve çaresizliğini değişmez bir kader olarak kabullenen” milyonlarca insanın sevgisini de kazanabilirsiniz.
Ama sonuçta duvara çarpmakta olan ekonominin, milyonlarca işsizin, “yoksulluğunu değişmez bir kader olarak kabul etmeyen” diğer on milyonların yükselen taleplerini görmezden gelemezsiniz.
 Toplumda infiale doğru yürüyen özgürlük ve paylaşım talepleri,  polis ve yargı yoluyla belki bir süre yavaşlatılabilir.
Hatta baskı o derece sistemli şekilde sürdürülebilir ki, sanki toplumda hak ve adalet talebinin olmadığı zannı bile oluşabilir ama bu kaotik süreç nihai olarak sürdürülemez.
Demokratik ülkelerin bir kısmı,  bu süreçleri tarihlerinin bir döneminde yaşamışlardı.
Daha dün sayılacak bir tarihte Almanya, İtalya ve İspanya’nın içinden geçtiği faşist diktatörlüklerin kanlı izlerine bugün bile rastlamak mümkün.
Bu ülkelerin halkları,  o ayıplı yıllara bir daha geri dönmemek için ekonomik kalkınmalarının yanında insan haklarına dayalı,  çok güçlü demokratik kurumlar ve gelenekler inşa ettiler.
Türkiye’miz de aklın ve bilimin yolunda yürüyerek pekâlâ bu ülkelerin ligine çıkabilmelidir.
Ancak bunun biricik yolu, onlar gibi demokratik ve hukukun üstün olduğu bir sistem içinde yürümektir.
Tek adam yönetimiyle belki büyük savaşlar yapılmıştır ama hiçbir zaman refah içinde yaşayan ve geleceğe güven duyan bir toplum kurulamamıştır.
Özetle 1946 yılından beri yaşatmaya çalıştığımız, ağrılı sancılı demokratik parlamenter sistemimize 24 Haziran’da sahip çıkmak zorundayız.
Zaten dış borçla dönen ekonomimizin de başka seçeneği yoktur.
Günümüzün para babaları bile tek adamlara değil, kurumsal yapılara, bağımsız ve tarafsız yargının bulunduğu ülke yönetimlerine güvenerek dövizyatırımları yapıyorlar.
Yüksek standartlı bir demokrasiyle;  coğrafi avantajlara, yeraltı ve yerüstü zenginliklere, müthiş bir genç nüfusa, bereketli topraklara sahip bu güzel ülkemizin gelişmiş ülkeler ligine çıkmasının önünde hiçbir engel yoktur.
O nedenle 24 Haziran seçimlerinde bir kalkınma ve yaşam biçimi tercihini oylayacağımızı asla unutmayalım.
Bu bağlamda kişiler üzerine değil önerilen sistemler üzerine kafa yormalıyız.
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.