Zaman zaman söyleşilerimizde, tartışmalarımızda “din ve tarih”, konularımızın olmazsa olmazıdırlar. Bilen, araştıran, öğrenen insanlarla konuşmak bir zevk, insana yaşadığını duyumsatıyor. Kimi zaman da öyleleri ile karşılaşıyoruz ki, sağcı olsun, solcu olsun, ulusalcı, Atatürkçü, milliyetçi, dinci, liberal olsun… içlerindeokumayan, yeni bilgilere beynini kapayan, “Nuh” deyip “peygamber” demeyen “bağnaz-yobaz-körü körüne” inananları da var ki, asla çekilmiyorlar, katlanılmıyorlar. Neden o düşüncelere inandıklarını, savunduklarını bilmiyorlar.
 
Kimi solcu arkadaşlar hakka, hukuka, adalete, emeğe, eşitliğe, kardeşliğe, insan severliğe, halkların özgürlüklerine, sınıf farklılıklarından doğan çelişkilere,“haklı, doğru, gerçekçi” yaklaşımlarla ağırlıklarını koyuyorlar. Ama söz Ermenilere geldiğinde, özellikle Hınçak ve Taşnakörgütlerinin hem siyasi, hem de terör eylemleri için başta Rusya olmak üzere İngiltere, Amerika, Fıransa’dan aldıkları yardım ve işbirlikleri sonucu 1890’dan sonra başlattıkları katliamlar ve isyanları göz önünde bulundurmuyorlar… Binlerce çocuğun, kadının ve erkeğin katledildiğini hesaba katmıyorlar.“Ermeniler durup dururken, devlete, millete karşı hiçbir eylemde bulunmazken”, Türkler “sizi tehcir edeceğim ve yollarda katledeceğim” demiş gibi bir yanlışlığa düşmüşçesine suçlanıyor, aşağılanıyor.Ermeniler söz konusu olduğunda “akan dereler duruyor”, Türk olmaktan utanç duyuyor, Türkleri insan yerine koymuyorlar. İnsan sever olmak için “Ermenileri sevmek gerekir” gibi bir koşula işi dayandırıyorlar. Oysa söz konusu olan Ermeniler değil, Hınçak ve Taşnak örgütleridir.
 
Kimi solcular, bağımsızlığı, özgürlüğü, kurtuluşu, cumhuriyeti içselleştirir, önemserlerken, her ne hikmetse “kurtuluş savaşını”, “böyle bir savaş Kurtuluş Savaşı olamaz” dercesine küçümsüyorlar. Hatta “Türkler, İngilizlerle, Fıransızlarla, İtalyanlarla savaşmadı” gerekçesine sığınıyorlar. “Kurtuluş Savaşı salt Yunanlılara karşı verilemez.” Sanki İngilizler, Fıransızlar, İtalyanlar İstanbul’u, Antalya’yı, Akşehir’i, Konya’yı, Adana’yı, Urfa’yı, Antep’i, Maraş’ı…Yunanlıları saymıyorum, işgal etmemişlerdi. Ne kadar ilginçtir ki, dinciler de tıpkı bu tip solcular gibi Türkleri sevmiyor, Kurtuluş Savaşını yok sayıyorlar.
 
Savaş öncesi Osmanlı Kafkasya’da, Orta Doğu’da toprakları olan bir ülkeydi. Petrol alanları özellikle İngiltere’nin gözünü diktiği yerlerdi. Aralarında kurdukları ittifakla başı çekenler sonra aralarına kattıkları İtalyanlar ve Yunanlılarla yaptıkları gizli ve kirli pazarlıklarla, Mekke Şerifi Hüseyin’ i yanlarına alarak isyan ettirdiler. Arabistan, Filistin, Irak, Suriye bölüşülürken, Tırakya ve Anadolu’yuda çerez gibi paylaştılar. Gizli ve kirli pazarlıklar Mondros Mütarekesi’yle Osmanlı’ya dayatıldı ve kabul ettirildi.
 
Çanakkale savaşlarından ötürü beklediği yardımı Batı’dan alamayan Rusya, Bolşevik İhtilale engel olamadı. Oluşturulan yeni hükümet, Çar’ın emperyal isteklerinden vaz geçerek, “gizli anlaşmalarla” kendisine verilen ve işgal ettiği Türk topraklarından geri çekildi.1920’de bağımsızlık ve özgürlük adına örgütlenen Türkiye Mondros ve Sevr’i, tüm kirli ve gizli pazarlıkları ortaya çıkararak yok etti.
 
İşgalleri, esareti, horlamaları, aşağılamaları, onursuzlukları görmezden gelerek, bölüşüm-paylaşım antlaşmalarına “barış” adını veren dinciler, Türklerin, Atatürk’ün, Cumhuriyetin yanında yer almıyorlar. Sevr’e tıpkı İtilaf devletleri gibi “Orta Doğu Barış Antlaşması” diyorlar. Kimi solcuların Van isyanını görmezden gelerek Türkleri insan görmemeleri gibi…
 
Doğu’da, Güney Doğu’da, Karadeniz’de, Balkanlar’da öldürülen Türkler insan değiller miydi? Sevilmek için illa da “Ermeni” mi olmak gerekiyordu?
 
Türkleri sevmemekte kimi solcularla örtüşen dinciler Türkçeyi de Arapça adına darağacına çektiler. Osmanlı ve Osmanlıca adına Arapça ve Araplaşma her geçen gün daha bir resmiyet kazandı, Türkler aşağılanırken, Araplar değerli oldu. Yazık!
 
Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.