-yalanla besliyorlar sizi- NAZIM
 
Türkçe Sözlüğü açıyorum. Yalan ve yalan sözcüğü ile deyimleşen sözcük öbeklerinin anlamlarını izninizle sizlerle paylaşmak istiyorum: Bir sözün “yalan mı, gerçek mi” olduğunu sorgulayan tüm insanları bu sözcük ve sözcük öbeklerinin anlamlarından tenzih ederim.
 
YALAN: Aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen söz. / Gerçek olmayan, asılsız, uydurma (söz, haber).
yalan atmak(veya kıvırmak): yalan söylemek.
yalan çıkmak:Bir haberin yalan olduğu anlaşılmak.
yalan dolan: Dolaşık, yolsuz davranış.
yalan dünya: Geçici, ölümlü hayat.
yalan yanlış: Yanlış şeylerle dolu; doğru, düzgün olmasına önem verilmeyerek; üstünkörü.
yalan yere (yemin etmek):Gerçeğe uygun olmayarak, doğru olmadığını bile bile (yemin etmek).
yalana şerbetli: Çekinmeden yalan söyleyebilen.
yalanı çıkmak: Bir kimsenin yalan söylediği anlaşılmak.
yalanı yakalamak (veya tutmak): Bir kimsenin yalan söylediğini anlamak.
 
Çevremizde yalanı yiyen, yalan konuşmakta bir sakınca görmeyen, reçine sürülmüş kemençe yayı gibi durmadan, bıkmadan usanmadan yalan konuşan insanlar vardır. Onlar yalan konuşur, biz de dinleriz. Yalanın çok geniş bir satış alanı vardır. Kızlar bile “yalan konuşana inanır ve peşlerinden giderler. Yalanı sıcak ve sevimli bulurlar. Kimileri de “yalandan nefret eder, ama yine de yalan konuşurlar.” Doğru konuşanı soğukve uz bulurlar.
 
Hele politikacılar yalanı meslek edinmişlerdir. / Gözümüzün içine baka baka ustaca, sahiciymiş gibi yalan söyler, yalan konuşur,inandırırlar da. / İşin ilginci, o yalanları “gerçekmiş” gibi kabul etmeye hazır bir kitlenin var olmasıdır, hiçbir itirazda bulunmaması, soru sormamasıdır. O kitlenin kendisine yalandan bir dünya kurmasıdır.
 
Adam gözlerine, kulaklarıyla duyduklarına, dokunduğuna, tattığına, kokladığına inanmıyor. Dünyaya açılan “beş penceresi var”, beş pencereden giren haberlere, bilgilere, olaylara inanmıyor. Adam kendine inanmıyor.
 
Adam sayısız gözlem, deney, inceleme, araştırma; bilginin doğruluğunu ve gerçekliğini, ya da yanlışlığını kanıtlamak için kılı kırk yararcasına yapılan “nano matematiksel hesaplamalara”, yani bilime inanmıyor.
 
Akla uygun, dünya bilim çevrelerince kabul edilmiş, sosyal bilimlerde, müspet bilimlerde insanlığı aydınlatan, yolunu çizen bilgilere inanmıyor. Ama zıpçık, şarlatan, bilimden nasibini alamamışlara inanmaya bayılıyor. Hatta o inanılan kişi, fiziği, kimyayı, biyolojiyi, matematiği, evrenbilimi, nükleer fiziği, kuantum fiziğini bilmeden Kur’an’a anlam bileveriyor. Ama karşısındaki adam, rivayete, hurafeye inanıyor.
 
Titri, sıtatüsü, kariyeri ne olursa olsun, nice pıroflar, nece paşalar inanıyor (veya inanmıyor.) Aklını, bilgisini kullanmıyor, “neden, niçin, nasıl” diye sormuyor. “Doğru mudur, yanlış mıdır, eksik midir” hesaplamasına girmiyor. “Kim demiş, nerede demiş, hangi koşullar altında söylemiş” araştırmıyor. Çünkü kendine inanmıyor, güvenmiyor. Birilerinin söylemesini bekliyor. Şüphe etmekten-kuşkuya düşmekten korkuyor.
 
Yalana inanmak isteyenler olduktan sonra, yalan konuşanlar da olacaktır. Adama diyorum ki “Falanca’nınvatan haini olduğuna dair bir kitap dolusu belge ve bilgi getireceğim, sen hain olmadığına dair bir belge getir.” Adam diyor ki, ben onun hain olduğuna inanmak istemiyorum.” / İnanmak işin içine girince akla dayalı bilgiyle nasıl tartışacaksın?
 
“Kardeşim neye inanırsan inan, senin inancın gerçeği değiştirmiyor; gerçek nedir, onu öğren” diyorsun, ama öğrenmek istemiyor; yalandan kurduğu dünya yıkılsın istemiyor. Bu yüzden okumayan, araştırmayan, öğrenmeyen yığınla insan tanırım. Öğrenirse, “inandıklarının yalan yanlış şeyler” olduğunu görecek ve dünyasını kendi elleriyle yıkacak; bu zahmete girmiyor.
 
Muaviye’nin “benim, dişi deveye erkek deve diyecek on bin kişim olduktan sonra sana (Hz. Hasan’a) kimse inanmaz” sözü hala gerçekliğini koruyor. / Yalan bir süreliğine de olsa “doğruyu, gerçeği, hakkı” yenebiliyor, ama bu, sonsuza kadar sürmüyor.
 
Bir düşünün, hala Kabataş’taki “türbanlı bacım” yalanına inananlar var.
 
Adam diyor ki, “beğeniyorsam, hoşlanıyorsam, seviyorsam beni kandıran, oyalayan, hele güzelse, her türlü yalana inanmak istiyorum. Aklı, bilgiyi kullanmaya gerek yok. İnanmak istediğime inanıyorum. Bu, kimseyi ilgilendirmez. Bu hayat benim çünkü.”
 
Adam “ben Ulu Hakan Abdülhamit Han zamanında Osmanlı’nın bir karış toprak kaybı olmadığına inanıyorsam, benim gerçeğim budur. Tarihin gerçeği beni ilgilendirmez” diyorsa yapacak bir şey yok. Bir buçuk milyon kilometre kare toprak gitmiş onun için bunun hiçbir anlamı yok. /Bilim inanç işi değil, akıl işi, bilgi işi, kaynak işidir; deney, gözlem, araştırma, hesap, kitap işidir. Her insan “yalana inanıyorum mu” diye kendini sorgulamalıdır.
 
Ve insanların büyük bir kısmı, inandıklarının yalan olduklarını bilmeden bu dünyadan göçüp gidiyorlar. Onların inandığı “doğruları, gerçekleri(!)” hiçbir bilim insanı, hiçbir üniversite, hiçbir bilim çevresi kabul etmiyor. Ne yazık ki siyaset-yalan bilimi hazmedemiyor.
 
Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
deniz 2 ay önce

DÜNYA ÇAPINDAKİ yalanların mekanı Batı dünyasıdır...
(Kopernik) Güneş Sistemlerini yazdı diye 33 yıl hapis yattı...
(Galile) dünya dönüyor dedi diye canını zor kurtardı..
Bugün bütün Batı dünyası yalan,fesat ve terör örgütlerine destek vererek Türkiye'ye planlar yapmaktadır...