Bitki örtüsü doğanın elbisesidir. Güneşe, yağmura, rüzgara, soğuğa, sıcağa karşı ana gibi sarar, sarmalar, kucaklar, sever, bağrına basar; ağaçları, çalıları, dikenleri, otları, çayırları, çimenleri ile toprağı tutar, korur, zenginleştirir; insanlara, hayvanlara, atmosfere, derelere, nehirlere, göllere, denizlere her olanağı sunar. Yaşamı koynunda besler, büyütür.

Toprak, yer, bitki ve iklimsel olaylarla kayalara tutunur. Milimetrik hesaplarla denge kurar ve kendini korur. Bitkinin, ağacın kökleri topraktan çekilirse, denge bozulur, yani bağlayıcı, tutucu damarları kesilirse, denge, yağmurun, suyun lehine bozulur; yeterli suyu çekemez, doğaya çok büyük bir kötülük yapılmış olur.

Ormanlar doğanın en büyük can dostudur. Yağmur, su, oksijen bakımından yaşamın kaynağıdır. Ormanların, ağaçların “doğanın dengesi” düşünülmeden kesilmesi, yok edilmesi, toprağın tutunduğu dalların koparılması demektir. Her baskın yağmur, her heyelan, her sel, her büyük toprak kayması doğanın canını acıtır, kolunu, kanadını koparır.

Bir yamaç kaydığında, büyük yaraların, kangırenlerin, bir kolunu, bacağını kaybeden insanların duyduğu acılarla çıkardığı iniltiler gibi sesler çıkarır. Doğanın bağırtılarına, çığlıklarına, homurtularına, kulak vermek gerek. O sesleri, acıları beyinde, düşüncede, bilgide duymak, yaşamak sorumlulukların en büyüğüdür. Uzun Göl, Sera Gölü nasıl oluştu, bir düşünün! Doğanın uyarısı hiç dikkate alındı mı?

Kimi araştırmacılar, yıllar önce, Doğu Karadeniz’deki orman sınırlarının 2200 metrenin altına düştüğünü, hele bu sınırın 1800 metrelere gerilemesi halinde büyük felaketlerin yaşanacağını belirtiyorlardı. Bu, bir falcılık, kehanet değil, bilimin saptamasıydı.

Ağaçlar, ormanlar tahrip edilmekle kalmadı, ikinci kök sistemini oluşturan kumar(orman gülü)taflan, anis, çilek, zifin(sarıağu) ve böğürtlenlerin “ıslah” çalışmalarıyla yok edilmesi felaketi daha da büyülttü. Bilimin uyarısına kulaklar tıkalı kaldı, “Allah’tan” dendi.

Çayın getirisi düşünülerek, doğa hiç hesaba katılmadı, ormanlar söküldü, ağaçlar kesildi, yeni çay bahçeleri açıldı, heyelanlara, yar-yamaç kaymalarına, baskın sellerin oluşmasına, can, mal, servet, toprak kayıplarına ortam hazırlandı.

Maçka Çatak’ta yıllar önce yar-yamaç kaymasıyla onlarca insan öldü. Çok zaman izlediğim toprak kayması alanı ağaçlandırılmadı, şimdi ne durumdadır, bilmiyorum. Yani “iş, olacağına varıyor, hiçbir önlem alınmıyor.”

Her ağacın, her ormanın bir sorumluluğu vardır. Sadece ekonomik bir değer değildir onlar. Canlı-cansız, tüm doğanın denge unsurlarıdır. İnsanların ağaca, ormana, toprağa, doğadaki her canlıya-hayvan ve bitki çeşitlerine karşı sorumlulukları vardır. Bu sorumluluğu duymayanların, doğanın dengesine saygı göstermeyenlerin, “Tanrı’nın uyarısı, Tanrı’nın gazabı” demeye ve işleri oluruna bırakmaya hakları yoktur. Bu sorumluluğu duymayan ve saygıyı göstermeyen kafaların yetkili olmaları “selden, heyelandan daha büyük felakettir.”

Her yağmurda, her selde, her heyelanda dere yataklarına, yamaçların çürük noktalarına güçsüz temellerle yapılan binaların yıkılması, zarar görmesi onca canın gitesi, hayvanların telef olması, büyük maddi hasarların oluşması kader değil, doğaya karşı sorumsuzluktur.

Küçük kök sistemleri-çay bitkisi-tonlarca ağırlığındaki suyu alan toprağı taşıyacak güçte değildir. Ağaçlandırılmadan sorunu çözmek şimdilik mümkün görünmüyor.  

Eşkıya yağmurlar gelir / seller, heyelanlar olur / alır götürür canları, toprağı / acısı yüreğimizde kalır.

Barış ve esenlikle, ölenlere rahmet, acılı ailelere sabırlar diliyorum…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.