“Saraya giden CHP’li” konusunda geçen haftaki yazımızdan sonra yaşanan gelişmeler ve sonuç analizimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

   Öncelikle Sözcü Gazetesi Baş Yazarı Rahmi Turan, hem M.İnce ismini hem de Talat Atilla ismini açıklayarak yapması gerekeni yaptı. Sonunda da hatasını kabul ettiğini, hastalıkla boğuştuğu bir süreçte yanıltıldığını ifade ederek özür diledi. Süreci takip edenler biliyor. “Saraya giden CHP’li haberi doğrudur ama isim vermeyeceğim” diyen Kemal Kılıçdaroğlu henüz bildiği ismi açıklamadı. “Sarayın genel uygulamasının CHP’nin içini karıştırması” mealinde bu söylemi yaptığını ifade etti. Ancak hiç te ikna edici olamadı. Talat Atilla isimli gazeteci için ise olumlu bir yorumda bulunmak mümkün değil, çünkü söylemleri tutarsız, çelişkili ve inandırıcı değil. Yani onu kaâle almak mümkün değil. Geçmişte de “Aylin Nazlıaka olayı” vesilesi ile mikser olduğunu biliyoruz. Ve son ihalenin Talat Atilla’ya ve Kılıçdaroğlu’na kaldığı açık, çünkü isimleri açıklamadılar.

Sevgili okurlar, bir olayın analizini yaparken o olayın sonuçlarının kime yaradığına bakılır tezini, ünlü stratejistMahir Kaynak’tan öğrenmiştik. Şimdi de o şekilde baktığımızda, yandaş kanallarda avuçlarını ovuşturarak CHP’nin içinin nasıl karıştığını anlatan sözde gazetecileri ve akademisyenleri görünce olayın arkasında AKP üst yönetiminin olabileceği bile akla geliyor. Tabii tahminden öte bir şey değil bu düşüncemiz.

Sevgili okurlar, derinliğine analiz ettiğimizde “Saraya giden CHP’li” olayı çıktığı gün ve ertesi gün sonrasında belki de sönüp gidecekti. Ancak Kılıçdaroğlu, ne zaman ki FOX TV’de bir sabah “…doğrudur, isim veremem…” mealinde söylemde bulundu, işte o zaman olay alevlendi. HalbukiKılıçdaroğlu şöyle bir söylemde bulunsa ve “…bunlar gazetecilerin masalları, hiçbir gerçek CHP’li böyle bir iş için saraya çıkmaz, hiçbir CHP’liye bu yakışmaz, ben çıktığına inanmıyorum…” mealinde açıklama yapsa olay kapanacaktı. Kılıçdaroğlu, “lider” olamadığından bunu yapamadı, geçmişte yaptığı bir sürü yanlışlarına bunu da ekledi. Benim için de hiç sürpriz olmadı, çünkü yıllardır Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başında olmaması gerektiğini yazıp söylüyorum. Kılıçdaroğlu ile CHP’nin iktidar olma şansının olmadığını söylüyorum.

Sevgili okurlar, tabii olarak konu sosyal medyada da yoğun bir şekilde tartışıldı. Biz de dâhil olduk bu tartışmalara ve “Kılıçdaroğlu, popülaritesinin zirvesinde iken böyle bir olaya niçin ‘…doğrudur, isim veremem…’ gibi cevap vererek rakiplerini töhmet altında bıraksın” sorularına açıklamalar getirdik. Sosyal medyada kısa kısa açıkladığımız düşüncelerimizi yazımızda daha uzun bir şekilde açıklamaya çalışalım. Öncelikle “Kılıçdaroğlu’nunpopülaritesi zirvede” söylemi ayakları yere basmayan bir ütopya, CHP tabanında böyle bir düşünce henüz yok. Yerel seçimler kastediliyor bu ütopya ile ama yerel seçimlerin galipleri seçilen başkanlar, İmamoğlu, Yavaş, Böcek, Seçer v.s. dir. Yoksa Kılıçdaroğlu veya CHP Genel Merkezi değil. Medyada pompalanan bu ütopya, yani Kılıçdaroğlu’nun rakipsiz aday, popularitesi yükselen aday konumu tabanda karşılık bulmuyor. Şöyle ki; CHP Olağan Kurultay sürecinde yapılan mahalle delege seçimleri sıkıntılı başladı. Parti içi demokrasi bir kenara itilerek Genel Merkez otoritesi hakim kılınmakta. Bir örnek haftalar önce yapılan Bursa Bölge Toplantısı, Genel Merkez tarafından görevlendirilen Oğuz Kaan Salıcı tarafından yapılıyor. Salıcı açılışta şöyle diyor; “..bugün ilinizin sorunlarını konuşmayacağız, il başkanı milletvekilini konuşmayacağız, kişileri konuşmayacağız, kurultayı konuşmayacağız, parti politikaları,  tüzük vs konuşmayacağız. Bugün sadece seçimleri konuşacağız. Konuşmalar 5 dk. ile sınırlı".CHP tabanının ne söyleyeceğini ne söyleyemeyeceğini kendisi belirliyor. Olacak şey değil. Tabandan korkuluyor özetle.   
                           
Bir başka örnek Bakırköy delege seçimleri. Benim de müdahil olduğum seçimleri “sarı liste” yani Canan Kaftancıoğlu’nun karşısındaki liste kazandı hem de farklı bir şekilde. Geçmiş seçimlerde Bakırköy delegeleri kompleye yakın bir şekilde Canan Kaftancıoğlu’na destek vermişti ve türlü dalaverelerin döndüğü İstanbul İl seçimlerinde sadece 7 oy farkla Canan Kaftancıoğlu kazanmıştı. Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu ile Kaftancıoğlu arasında çekişme olduğu açık, Bakırköy Kaftancıoğlu’na destek vermeyecek. Diğer bazı ilçe delege seçimleri hakkında tam bir bilgim olmamasına rağmen İstanbul CHP tabanında Canan Kaftancıoğlu’na oldukça fazla muhalefet var. Kılıçdaroğlu, eğer Kaftancıoğlu’nu değiştirmez ise İstanbul delegelerinin oylarıyla genel başkanlığı kaybedecek. İşte bunu takip edip gören Genel Merkez ve Kılıçdaroğlu’nunsilahşörleri olan etrafındaki halka, Kılıçdaroğlu’nun eteklerine tutunarak elde ettikleri koltukları kaybetmeme çabasına düştüler. Ve Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkabilecek adayı nasıl töhmet altına sokabiliriz düşüncesiyle “Saraya giden CHP’li” kumpasını tedavüle soktular.

Sevgili okurlar, bu işin organizasyonunun Tuncay Özkan tarafından yapıldığı kulislerde konuşuluyor. Tabii tek başına olmadığı açık. Ancak net bir belge olmadığı için kesin bir şekilde Tuncay Özkan’ı suçlamak erkendir. Zaman içinde netleşir zannediyorum. Ancak bu konu çok daha konuşulacak anlaşılan. Bizlerde edindiğimiz bilgileri sizlere aktarmaya devam edeceğiz. Felsefemiz “pislikleri halının altına süpürmek” değildir. Pislikleri halkımızın bilmesi için çalışacağız ki onlar temizlensin. Kısaca yazacak daha çok şeyimiz olacak.
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.