Edebiyat öğretmenlerimiz Divan Edebiyatı metinleri üzerinde dururken dili için “ağdalı” sıfatını kullanırlardı. Ağdalı, “içinde Türkçe sözcüklerin olmadığı, anlaşılması son derece güç olan Arapça, Farsça yoğunluklu” dil anlamına gelirdi. Bu dil de Osmanlıca idi. Arapça, Farsça sözcükleri kendi kuralları içinde vermeye, öğretmeye özen gösterirlerdi. Cumhuriyet Türkiye’sinde bile Arapçanın beyinleri istilası, dil emperyalizmi hükmünü sürdürüyordu.
 
Toplumları, kültürlerini, düşüncelerini, kişiliklerini, benliklerini, kimliklerini, özlerini, inançlarını oluşturan, saygın ve değerli kılan dilleridir. Dillerini unutanlar, unutulur ve yok olurlar. İşgal orduları ilk iş olarak, egemenlikleri altına aldıkları toplumlara kendi dillerini dikte ettirir ve resmi dil yaparlar. Osmanlı Arap ülkelerini istila etti, ama Arapça da Osmanlı’nın beynini istila ederek “resmi dili” oldu. Aslında Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanı bir dil neşteridir.
 
Osmanlı aydınları hep Arapçayı, Farsçayı övdüler, “zenginliklerinden” söz ettiler, Türkçenin “fakir bir dil” olduğunu her fırsatta vurguladılar, aşağıladılar. “Arapçayı, Farsçayı” kullandılar, yücelttiler. Selçuklunun göreneğini sürdürdüler, Osmanlıcayı yarattılar. Türkçeyi, Türkleri küçümsediler, hiçbir katkı sunmadılar, halka bıraktılar. Oysa Türkçe işlense, geliştirilse, sanatçıları, yazarları, düşünürleri kafa yorsalar Türkçe gelişirdi. Bakınız, bin yıldır Türkçe yok. Mustafa Kemal Atatürk’e kadar Türkçenin olmayışı hiçbir padişahı rahatsız etmedi. Ve kimi öğretmenlerimizin uyarılarıyla Türk Dil Kurumunu ve Türk Tarih Kurumunu, çalışmalarını, yayınlarını, özellikle Türk Dili dergisinin ayırtına vardık. Dil toplumsal ve bireysel bilincin kaynağıdır. Kendi dilinden habersiz insanların bu bilince ulaşma olasılığı yoktur. Bilinçsizce Arap ve Fars milliyetçiliği yaparlar. Tıpkı padişahların peşinde koşarak yalakalık yapan ve kese kese altın bekleyen Osmanlı şairleri gibi.
 
Bir televizyon kanalında dinlediğim, bilgisinden kuşku duymadığım, ama “bilimi siyasete kurban verdiğini gördüğüm” Prof. Dr. Mehmet Ölmez Hocaya üzüldüm. “Türkçe, konuşulduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunan bir dil değildir” deme hafifliğinde bulundu ve Osmanlıcayı örnek olarak gösterdi: “Osmanlıcada sesli harf yoktur. Bu yüzden Türkçe yazıldığı gibi okunmaz. Sesli harf Arapçada da bulunmaz” notunu da ekledi. İlahi Hocam, çok iyi bilirsiniz ki, kafası Araplarca istila edilen Osmanlı Arap’tan, Acem’den aldığı sözcük ve kurallarla Osmanlıcayı yarattı, Arapçayı resmi dil yaptı. Bu yüzden Osmanlıca Türkçe değildir, hatta “dil bile değildir.” Hiçbir “doğal dil gibi olamadı, konuşulamadı, kendi yapaylığı içerisinde ölüp gitti.” Ölüyü diriltmek nasıl mümkün değilse, Osmanlıyı, Osmanlıcayı da diriltmek olasılığı da yoktur. Tüm çabalar boşunadır. Bir Yunus’tan, bir Karacaoğlan’dan… kaç şiir biliriz, bir Mevlana’dan bir Nedim’den, bir Baki’den, bir Fuzuli’den kaç şiir?.. Çok iyi bilirsiniz ki, dili de yapan, kurallarını da koyan dilin kendisidir, toplumdur. Osmanlıca bir elit sınıfın yaptığı dildir.
 
Türkçe konuşulduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunan bir dildir. Zaten yazıldığı gibi okunmuyorsa o dil Türkçe değildir. O kadar zorlamaya gerek yok. Türkçenin bir yığın kuralından hangisine uyuyor ki, Osmanlıca Türkçe olsun? Osmanlıcada egemen olan kurallar Arapça ve Farsçanın kurallarıdır, Türkçenin kuralları değil Sayın Hocam.
 
Türkçe ile Türkçe sözcüklerle yaratılan edebiyat Türk edebiyatıdır. Arapça ve Farsça ile yaratılan edebiyat da Arap-Fars-hadi öyle olsun- Osmanlı edebiyatıdır. Bu edebiyat halka rağmen, halkın dışında gelişmiş elit-saray ve çevresinin edebiyatıdır. Halk edebiyatı, Tekke edebiyatı, çoğunluğu kucaklayan, çoğunluğun edebiyatı, yani gerçek Türk halkının edebiyatıdır, Türkçe ile yaratılan edebiyattır. Bugün Mevlana salt Türkçe yazmadığı, yapıtlarını Farsça verdiği için dünya edebiyatında İranlı kabul ediliyor. Dil en belirleyici unsurdur. Bunu görmezden gelemeyiz Hocam.
 
Bilim siyasete kurban edilemez, hem de sizin gibi bir bilgin tarafından. Çok yazık olur!
 
Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız...
 
Avatar
Adınız
Email
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.