-Mustafa Kemal Atatürk’ün Yüce Anısına-
 
Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu, Türkiye’nin gözünün nuru gibi korunup sahip çıkılması gereken iki temel taşıydı. Hiçbir darbenin, hiçbir ihtilalin anlamını bilerek dokunmaması, üzerlerine titremesi gerekiyordu. Oysa daha iyisini, daha güzelini yapmaları için zenginleştirmeleri gerekirken siyasete kurban edildiler. Bilimsel görüş, düşünce, bilimsel anlayış ve yöntemler bir kıyıya itilerek “siyaset” bu kurumları emrine aldı. Ne yazık ki, 12 Eylül’ü yapanlar bu kuruluşların değerini anlayacak ve kavrayacak yetenek ve kalitede değillerdi. İki kurumu tek ad altında birleştirerek işlevsiz kıldılar. Türk Diline, Türk Tarihine, Türk Kültürüne en büyük ihaneti yaptılar. Amacından saptırdılar.
 
Kuruluşundan(1932) 70’e kadar Türkçeye yaklaşık 7000(yedi bin)sözcük kazandıran kurum, son kırk yılda hangi bilimsel çalışmalarla Türkçeye kaç bin sözcük kazandırabilmiştir, bilinmiyor. Ama bilinen bir şey var, Türkçe karşılıkları bulunan sözcüklerin yerine Osmanlıcaları(Arapça-Farsça)sözlüğe dolduruldu. Acı ama gerçek. 12 Eylül’den sonra “Uygarlık-Örnek-özgürlük” gibi sözcüklerin okullarda kullanılmaması için devlet genelge çıkarmıştı. Bu, bir utançtır. Ama halk genelgeye karşın “örnek” diyor, “uygarlık, özgürlük” diyor, “muallim” demiyor, “öğretmen” diyor.
 
Türk Dil Kurumunun çalışmaları çok yönlü bir biçimde yürütüldü. Öyle birilerinin söylediği gibi “uyduruk-istiareye yatar” gibi sözcükler türetilmedi, kuralların dışında iş yapılmadı. / Halk, dilin tarlasıydı. Hasat oradan başladı. Dilin kuralları, konuşma ve yazı dilinden saptanarak çıkarıldı. Sözcükler Türkçe kök, gövde ve yapım ekleriyle türetilirken de şu çalışmalar yapıldı:
  1. Halk ağızlarında kullanılan sözcükler, deyimler, tekerlemeler derlendi, “Derleme Sözlükleri” ortaya çıkarıldı.
  2. Türkçenin, yazı dili olalı yaratılan yapıtları tarandı, kullanılan sözcükler saptandı, “Tarama Sözlükleri” oluşturuldu.
  3. Türkçeleşmiş sözcükler toplandı.
  4. Türkçe sözcüklerin kök ya da gövdelerinden uygun yapım ekleriyle sözcükler türetildi.
  5. Türkçe kurallara uygun “bilimsel ve teknolojik” terimler türetildi.
  6. Etimoloji-köken bilimi çalışmaları yapıldı.
  7. Türk Dünyası lehçeleri üzerinde araştırmalar yapıldı, sözcükleri derlendi, sözlükleri yazıldı. Alınabilecek sözcük, kök ve eklerinden yararlanıldı. Tüm çalışmalar, ürünleriyle birlikte her ay Türk Dili Dergisinde yayınlandı, topluma sunuldu.
 
Dil toplumsaldır, ancak kullanımı bireyseldir. Bir insan istediği sözcüğü seçmekte, kullanmakta özgürdür, ama takdir edip benimsemek toplumun işidir. Toplum sunulan sözcüğü benimser, kabul ederse tutar, kabul etmezse kullanılmaz. Karar halkındır. Ancak sözcük ondan sonra sözlüklere girer. Kimi yöresel sözcükler de böyledir. Öz be öz Türkçe olmalarına karşın tüm ulusça benimsenip kullanılmadıkları için sözlüklerin dışında kalırlar.
 
Dil sürekli bir değişim içindedir. Daha doğrusu dünya, yaşam, ihtiyaçlar değiştikçe dil de kendini onlara uyarlamak zorundadır. Aksi halde “dünyanın ve yaşamın dışında” kalır, canlılığını koruyamaz. Bunun için değişmek, işlevini yerine getirmek zorundadır. / Her değişim, gelişim, bilim, teknolojik buluşlar, yenilikler, kavramlar doğdukları dillerin sözcükleriyle anlatılırlar. Değişimin, gelişimin, buluşların dışında kalmak istemeyen ve onları kullanmak isteyen her ulus ya o sözcükleri-terimleri alacak, ya da kendi dillerinde karşılıklarını bulup türetecektir. Aksi, istilaya uğramaktır. / Genelde teknolojik ve bilimsel buluşlar en çok İngilizce, Fıransızca ve Latince kaynaklı sözcüklerle karşılanıyor. Dün nasıl karşılıkları bulunmadığı için Arapça, Farsça Türkçeyi istila etmişse bugün de Fıransızca, İngilizce, Latince Türkçeyi istila ediyor, edecektir de. Türkçeyi öğrenmek yabancı sözcükleri öğrenip seslendirmekten hem daha kolay, hem de daha onurludur. Ulusuna değer veren, dilini seven her insan, bilim, düşün, sanat adamları ve halk bu çabaya katkı vermelidir. Dün Osmanlı şair ve yazarları tembellik göstererek Türkçe üzerinde çalışmamış, hazır olanla yetinmişlerdir. Bugün de aynı kafayı taşıyanlar “dört elle, Fıransızca, İngilizce, Latince, Arapça, Farsça-Osmanlıca sözcüklere” sarılıyorlar. Yabancı sözcüklerin yaşamasını istemek ve dil çalışmalarına engel olmak milliyetçilik değildir. Milliyetçilik kendi dilini, kültürünü sevmekle başlar. / Daha iyisini yapabiliyorsanız buyurun, yapın, başka diller için Türkçeye engel olmayın. (SÜRECEK)
 
Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalınız…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202