Değerli Okurlarım; daha önceden de yazdım, tekrarında fayda var.
Her yaz memleketim Rize’ye gidiyorum.
Daha doğrusu Samsun-Artvin arasında dolaşırım.
Uğramadığım ilçe, gitmediğim köy kalmıyor.
Türkiye’yi ve Dünyayı yakından takıp ederim.
İzlenimlerimi sizlere aktarırım.
Ben, Rize’nin Ardeşen ilçesine bağlı Yukarıdurak köyündenim.
50 yıl öncesini hatırlarım(Sadece bir örnek).Bütün ilçeler ve köylerdeki durum aynı. Köyde yaşayanların yüzde doksanı tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı.

350 haneli Kaçkar yaylamızda (Sırt yaylası) yaşayan her aile hayvancılık yapardı..Mezra ve köylerde keza öyleydi. Büyük ve küçükbaş hayvancılık yapılırdı..İthal değil, yerli malı, Türk’ün malı hayvanlardı bunlar.

Devlet desteği falan da yoktu. Her aile kendi imkânları ile yapardı. Kendi etini, sütünü yapar, tarımını eker biçerdi. Tohumlarımız yüzyıllara dayanan organikti.
Şehirden sadece şeker-tuz-un-sabun gibi temel gıda maddeler alınırdı.

Şimdi köylerde, şehirleşti. Tarım ve hayvancılık yapan tek aile bile kalmadı. Köylere ekmek bile sahilden gidiyor.

*

Mısır tarlalarımız olurdu. Bahçemizde lahana, fasulye, patates ve meyve sebze yetişirdi.
Her ailenin geçim kaynağı kendi bahçesiydi. Ve kendi kendine yetiyordu.

Kış geldiğinde; buzdolabı görevini gören Serenderlerimizde (Nalya); teneke teneke kavurmalar, turşu çeşitleri, yaylada hazırlanan organik yağ, peynir, kışlık fasulye ve diğer gıda maddeleri ile dolup taşardı. Beş ay bozulmayan; kestane gibi patatesler,  aylarca çürümeyen meyveler, çuvallar dolusu kuru soğanlar ve diğerleri. Kokularını hala hatırlıyorum. Organik, katkısız kara kovan balını unutmamız mümkün değildir...

Kışın ortasında, kuzinenin üzerinde bakır tava ile yapılan soğanlı kavurmanın tadını hala damağımda. İki çuval ekmeklik buğday unu ile diğer tüketim maddeleri alınır, kış çıkarılırdı. Her şeyimiz organik ve sağlıklıydı..Devlete hiç yük olmazdık.

*

Çay ektik, gübre ne olduğu belli olmayan suni  vurduk ve uygulanan politikalar yüzünden tarımı, hayvancılığı bitirdik.Şimdi geriye dönüş için uğraşıp duruyoruz. Dönüşü olsa bile, ne köyler eski köyler, ne insanlar eski insanlarımız  gibidir.Anlayacağınız her şey yozlaştı..
 

Tütünü, Fındığı da toprağa gömdük. Et tartışmalarına girmeyeceğim..İthal edilen samanları yazmayacağım. Bizde tarımı bitiren; kuraklık, affet falan değil, IMF ve Dünya Bankası güdümlü yanlış politikalarıdır. Ve bütün hükümetler tarafından uygulanan, yanlış tarım ve hayvancılık politikaları yüzündendir.
Çiftçi ürün bazında desteklenmeyecek, ucuz kredi verilmeyecek, gübrede ve diğer girdilerde destekler azaltılacak, tarım politikalarına son verilecek, destekleme alım fiyatları enflasyonun altında olacak gibi, IMF’nin dayatmaları sonucu bu noktaya geldik.
Dünya’da yedinci tarım ülkesiydik, kendi kendimize yetiyorduk.
Şimdi doğalgazdan tarıma, elektriğe kadar her konuda bağımlı bir ülke olduk. Her şeyi ithal eder olduk.
Toplam 600 milyon dolarlık kredi karşılığında,2001-2002 yılında imzalanan ‘ARIP Tarımsal destekleme ve Tarım Reformu Uygulaması Projesi’ kapsamında emperyalistlere muhtaç olduk. Özümüze, eskiye, üretime dönmeliyiz… Bunun başka çaresi yok. Her alanda Kurtuluş Savaşı’nı başlatmalıyız. Hangi görüşten, hangi düşünceden olursak olalım, bizi sömürmek isteyen emperyalistlere karşı birlikte hareket etmeliyiz.

Çare yerel tarım’da ve hayvancılıkta..

Hadi hep birlikte köyümüze sahip çıkıyoruz.

Tarlamız işliyormu.

Yeniden yaylalarımıza çıkıyoruz.

Yayık ayranımızı yapıyoruz.

Karakovan ballarını üretiyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner215