Sizce başarılı bir teknik direktörün arkasında kim vardır? Başında Demokles'in kılıcı gibi duran yönetim mi? Ucu açık. Hırs ve inancını körükleyen taraftar mı? Bir ihtimal. Kendisine kulüp ve saha dışında arka çıkan kadın mı?

Tartışılır. Dost sohbetlerinde yarenlik eden arkadaş mı? Hayır! Akraba mı? Asla! Takım vardır takım! Abdullah Avcı'nın başarısında takımdaşlık var, sadakat var, sevgi var, inanç var, hırs var, disipline edilmiş kadro var... İşte Trabzonspor'un efsane olmaya aday kadrosu: Uğurcan Çakır, Vitor Hugo, Edgar Ie, Trondsen, Bruno Peres, Bakasetas, Abdülkadir Ömür, Nwakaeme, Hamşik, Cornelius, Djaniny (Ara transfer döneminde gelecekler hariç)... "Dijital yerliler" olarak adlandırılan Z kuşağı bilmez Trabzonspor'un şampiyonluk serüvenlerini. 1975-76, 1976-77, 1978-79, 1979-80, 1980-81, 1983-84, (şikeyle çalınan) 2010-11 sezonu şampiyonlukları Trabzonspor'u efsane yapan başarılardır. Müzedeki onlarca Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Kupası, Süper Kupa şampiyonluğu da cabası... Şenol, Kadir, Turgay, Bekir, Cemil, Ali Kemal, Necmi ve dahası... Hepsi özbeöz, yöre çocuklarıydı. Ve tabii ki teknik direktörlerin piri Ahmet Suat Özyazıcı... Futbol zekası ile babacan fikirlerini talebelerine aşılayarak her sezonda kendi rekorlarını egale eden efsane ötesi bir hocaydı. Şimdi bu bayrak yarışında görev Abdullah Avcı'da. Ancak bir farkla...

Artık günümüz futbolunda kapitalist sistem geçerli. Öyle eskiden olduğu gibi, üç kuruşa beş köfte, yersen... yok. Çark parayla dönüyor. Kalite-kalitesizlikte kıstas maddiyata göre belirleniyor. Birçok kulüp sermaye piyasasının esiri olmuş, ipotek altına girmiş, hatta iflasın eşiğine gelmiş. Konuya parasal gözle bakıldığında Avcı'nın işi gerçekten zor. Gelen futbolcuları öncelikle bu işin sırf para için yapılmadığına ikna edeceksin, Trabzon'a adapte edeceksin, şehrin sosyal yaşamı ve kulüp ile uyumlu hale getireceksin ve başarıya inandıracaksın. Avcı başarının merkezine inanç ve disiplin kavramlarını yerleştirdi, Trabzonspor'u özne olarak aldı, takımla hemhal oldu ve kupayı sonuç bölümüne yazdı. Bu sayede yerli-yabancı ayrımını ortadan kaldırdı. "Bize her yer Trabzon!" sloganı böyle ortaya çıkmadı mı zaten? Artık takımdaki yabancılar da bizden biri. Onlar da "Yayla uşakları" diye anılıyor. Abdullah Avcı Trabzonspor'daki görevi boyunca tabiri caizse elinde neşterle dolaştı. Hani güpegündüz elinde fenerle dolaşan Diyojen gibi... Her şeyden önce şehre yabancı oyuncuların kafalarındaki imaj ve uyum endişesini bir operatör anlayışıyla kazıyıp attı. Yerli ve yabancı oyunculara aile sıcaklığını hissettirdi. Onları Trabzon'a aşina olan futbolcularla kaynaştırdı. Aralarında sapasağlam bir bağ kurdu. Efsane Trabzonspor'u özümsetti onlara. İşte sonuç ortada: Ligin henüz 14. haftası ve Trabzonspor en yakın rakibinden 10 puan farkla uzak ara lider. Ezeli rakiplerinden Fenerbahçe ile 12, Galatasaray ile 14, Beşiktaş ile 16 puanlık bir açılma söz konusu. Gazetelere "zayi" ilanı bile verilmiş. Kriminal bir bulguya şu ana dek rastlanmadı bu takımlarla ilgili. Bir bakıma lig "Trabzonspor ile diğerleri" diye kategorize edilmiş durumda. Ve bordo mavi Fırtına, kaderini yeniden yazıyor, şampiyonluk halkasına bir çentik daha atıyor. Büyük gala için hazır olun... Efsane'nin Doğuşu filmi yakında vizyonda!

BOŞ KALAN ÇERÇEVE

Önce Ünal Karaman, ardından Hüseyin Çimşir ve Eddie Newton...'Avcı öncesi dönem' olarak addedilen bu üç teknik adam Trabzonspor'un başarısı için -ama eksik ama fazla- emek verdiler, takımı bi' tık öteye taşımaya gayret ettiler. Newton'un biletinin kesilme gerekçesi mutlak 'başarısızlık'tı. Bizim Newton ağacın altında otururken kafasına bir elmanın düşmesiyle Yerçekimi Kanunu'nu bulmadı üstelik. Bu su götürmez bir gerçek. Trabzonspor, geçen sezon Newton nezaretinde 7 hafta sonunda 5 puanla, üstelik maç fazlasıyla 18. sırada yer almıştı. Karadeniz'in hırçın dalgalarıyla dip yapan takıma hayat öpücüğünü Abdullah Avcı vermişti. Başkan Ahmet Ağaoğlu, Başkan Yardımcısı Ertuğrul Doğan, Avcı ile yeni bir sürecin başlangıcını yaparken camianın ağzına bir parmak bal çalmışlardı ama öyle uçuk kaçık vaatlerde bulunmamışlardı. Ağaoğlu'nun palyatif tedbirleri arasında takımı ilk beşe sokmak vardı. Nitekim Avcı bu hedefi tutturmuştu. Bu sezon başında ise Marek Hamşik, Gervinho, Bruno Peres gibi flaş transferler ve mevcut kaliteli ayaklarla sıkı bir hazırlık dönemi geçiren bordo mavili takımda Abdullah Avcı'nın babaç yaklaşımı gelinen aşamada elde edilen başarının kaynağı. Avcı'nın üstün teknik adamlık ve bir psikoloğu andıran motivasyon deneyimi takımında öyle bir etki bıraktı ki Süper Lig tarumar oldu. Hamaset kokmayan bir deneyimleme bu. Tabuları yıkıp özgür düşünceyi ortaya çıkaran bu tabloda aslan payı Avcı'ya ait. Trabzonspor'un şampiyonluğu 'Üç İstanbul'un elinden alıp Anadolu'da hükümranlık kurduğu dönemin kasketli teknik adamı Ahmet Suat Özyazıcı'yı anımsatan Abdullah Avcı takımda yeni bir çığır açıp kulüp tarihinin unutulmazları arasına adını yazdırmakta kararlı. Dikkat ettiyseniz Avcı'nın odasında boş bir çerçeve var. Geçenlerde bu haber gazetemizin sayfalarını süslemişti. Subliminal mesaj gibi algılanan boş çerçeve bu yıl dolacak inşallah. Abdullah Avcı ve neferlerinin kadraja gireceği fotoğraf karesi Trabzonspor'un, şikeyle elinden alınan kupa dahil "SEKİZİNCİ ŞAMPİYONLUĞUNUN" tescili ve ıslak imzası olacak. Rakiplerinin adeta röntgenini çeken Avcı, takımını maçlara öyle motive ediyor ki soyadına münhasır attığını on ikiden vuruyor. Bir yıla yaklaşan namağlup bir takımın hocası olma şerefine nail olmak gurur verici. Efsane Özyazıcı gibi kasket takan Avcı onun gölgesinde ilerliyor. Daha yolun başında. Odasındaki tabloların birçoğu Özyazıcı'nın şampiyonluklarıyla tarihe yön verdiği dönemleri yansıtıyor. Avcı geçtiğimiz sezonlardan yarım kalan hikayeyi tamamlama telaşında. Bu sezon tepetaklak olan ligde "EN BÜYÜK BENİM" diye nara atan Avcı'nın dış sesi, karnından konuşanlara, vantriloklara meydan okuyor. Camianın özümseyip bağrına bastığı Karadeniz uşağı (Abdullah Avcı), geçilmez denilen sarp dağları Ferhat misali yarıp aşkına (şampiyonluğa) kavuşma özlemi çekiyor. Ve bu destansı öykünün sonu bordo mavili camianın beklentilerini karşılayacak kurguda olmalı.

KRİTİK ZİRVEDEN SIZANLAR

Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu, Başkan Yardımcısı Ertuğrul Doğan ve teknik direktör Abdullah Avcı'dan oluşan kurmay heyeti İstanbul'da acil koduyla toplandı. Transfer konusunda yol haritasının çizildiği radikal kararlar alındı bu zirvede. Özellikle İsmail Köybaşı, Trondsen ve Denswil'in kanatlarına dikkat çekilirken ofansif orta saha konusundaki hamleler de masaya yatırıldı. Bu fotoğraf karesine sosyal medyada yorum yağdı. Djaniny ve Cornelius'a güven duymayan bordo mavili taraftarların altını kalın puntolarla çizdikleri bir talep, Bakasetas'ın alternatifi olabilecek kalitede bir futbolcunun alınması yönünde. Başakşehir'in yıldız ismi, son dönemlerde Trabzonspor'un da transfer gözdesi Edin Visca'daki ısrar tavan yaptı. Sivassporlu Uğur Çiftçi de ele alınan bir futbolcu. Uğur'un sol kanat sorununu çözeceğine inanan kulüp kurmayları ve taraftarlar Edgar'ın Afrika Kupası maçlarına gidecek olması nedeniyle bu mevkiye de özel önlem alınması konusunda fikir birliğine vardılar. Takımın platonik 'Damat'ı Sörloth'tan tutun, Pelkas, Yusuf Erdoğan, hatta Ekuban da talepler doğrultusunda listedeki isimler. Şu bir gerçek ki şampiyonluk Tanrı misafiri olarak kapıyı çalmışken Trabzonspor'un kulübün gerçek sahipleri taraftarlardan gelen talepleri ince eleyip sık dokuması kaçınılmazdır. Çünkü Trabzonspor sütten ağzı yanmış bir takım. Kulüp tarihinde unutulmazlar arasına giren bir şike davası da var. Sümen altı edilen bu davanın giriş, gelişme ve sonuç bölümleri halen birçok soru işareti barındırıyor. 2010-11 sezonunun ilk yarısında Fenerbahçe, Trabzonspor'un 9 puan gerisinden gelerek ligi 82 puanla (sözde) şampiyon bitirmesinin ardından tüm kirli çamaşırlar ortaya dökülmüştü. O sezon bordo rakibine mavili takım 16 hafta boyunca zirveyi hiçbir rakibine bırakmamıştı. Ama kayış ikinci yarıda kopmuştu. Ne tarlalar sürüldü, ne paralar saçıldı ortaya... Bir ara siyasi kulvarda trafoya da kedi girdi ya, neyse! Tavşan ile Kaplumbağa hikayesini hatırlayın. Tavşanın hantal kaplumbağa ile girdiği ve açık ara önde götürdüğü yarışı kibri yüzünden nasıl kaybettiği gelsin aklınıza. "Dikkat; aklın, en büyük çocuğudur" der ünlü yazar Victor Hugo. Son bir şey daha: Ne kadar kibirli dursa da; bardağın önünde eğilir çaydanlık.

GÜMRÜKTE SORUN ÇIKMADI

Merhaba sevgili arkadaşlar sizlerle birlikte geçen hafta oynanan Trabzonspor-Karagümrük maçıyla ilgili konuşacaklarım var. Biz Karagümrüklü oyuncuları 2. Bölgede karşılamaya çalıştığımız için onları çok oynatmadık. Ancak buna rağmen istediğimiz oyunu ortaya koyamadık. Takım genel itibarıyla kötüydü. Fakat yine son zamanlarda performansının üstüne koyarak çok daha başarılı bir Abdülkadir Ömür izliyoruz. Onun geri gelen bu performansı attığı gollerle birlikte göz dolduruyor. Nwakaeme de çok başarılı bir maç oynamamış olsa da bir tane golü atamadığı için ona bu kadar yüklenmek doğru değil. Sonuç itibarıyla takım kötü oynamasına rağmen galip gelmeyi bildik. Abdullah hocamın hamlelerini hiçbir güç durduramadı. Allah'ın izniyle hedefimiz çok büyük bile olsa o günlere yavaş yavaş geleceğiz. Gerçekten bu galibiyet serisini devam ettiren Abdullah hocamı ve öğrencilerini yürekten tebrik ediyorum. Zorlu deplasmandan 3 puanı almayı başardık.

HEM TOPCU HEM POPÇU

Ezberleri bozdular, artık alışkanlık haline geldiler. Her maç sonrası taraftarlar sonuçtan ziyade ‘Bugün acaba hangi sürprizle karşılaşacağız’ merakı içinde. Özellikle deplasmanlarda kazandıkları her maçın ardından takım otobüsünde çektikleri klipler ve şovlarıyla göz dolduruyorlar. Belli ki rahmetli Kemal Sunal’a hayranlık besliyorlar. Unutulmaz oyuncunun film müzikleri ve replikleriyle zafer sarhoşu olup kendilerinden geçiyor, deşarj oluyorlar. “Bu Ne Dünya Kardeşim” ile başlayan klip furyası “Neler Oluyor Hayatta” ve Kemal Sunal’ın “Atla Gel Şaban” filmindeki sıra dışı sahnesinin adeta yeni versiyonuyla sürdü. Futbolcular, Ferdi Tayfur’la efsaneleşen “Şiki Şiki Baba” şarkısıyla yeşil sahadaki yeteneklerini sahne sanatıyla harmanladılar. Rahmetli Natuk Baytan’ın yönetmen koltuğunda oturduğu 1984 yapımı filmdeki sahneler bire bir canlandırıldı. Kemal Sunal’ın yanı sıra bu filmle ölümsüzleşen Dinçer Çekmez, Turgut Özatay ve Reha Yurdakul gibi oyuncular adeta ihya edildi. Bu usta isimler günümüzde yok ama sahne onların artık! Bilal Karataş, Temel Taşkın, Fatih Mert Çırtlık, Onur Paksoy, Volkan Can, Muhammet Emre Kalkan, Adnan Gülen, Miraç Türkyılmaz, Gökdeniz Gür, Emirhan Azak ve daha nicesi… İşte Yeşilyurt D.Ç. Ofspor’un futbolcu ordusu… Her biri pırıl pırıl, gözü pek, cengaver… Kalpleri vatan sevdasıyla atıyor. Tıpkı yedi düvele karşı verilen Çanakkale Harbi’nde şehit düşüp, üç dönem mezun veremeyen Trabzon Lisesi’nde yoklama defterinde “Geri dönemediler” diye yazılan gencecik fidanlar gibi… Yeşilyurt D.Ç. Ofspor Kulübü Başkanı Olcay Saral, klip furyasını “Futbolcular arasındaki muziplik” olarak yorumladı ve ekledi: Seviyesini ve başarısını koruduğu sürece sorun yok. Takımının başarısı için bütün özveriyi gösteren Saral’ın bu uğurda inancı tam. Azmiyle oyuncularını peşinden sürükleyen Saral, camiayı kulübe desteğe çağırdı, kısa vadeli hedeflerinin 1’inci Lig olduğunu söyledi. Hem topçu hem popçu olan bu fenomen gençlere başarı diliyoruz.

FAROZUN MEŞHUR TOPAL ALİ’Sİ

Eski resimlerde bu kez sayfamızda bir nostaji yapalım. Faroz Trabzon’un en köklü ve eski mahallesi
Sahildedir, balıkçı mahallesidir.

Farozlu "denizle, balıkla, kayıkla" öylesine iç içedir ki, evinin kaldırımının önünde yırtılan ağlarını örer. Deniz sezonu bittim teknesini kapısının önüne çeker tamir eder. Faroz balıkçılığın yanı sıra aynı zamanda "futbolcu yatağıdır."O kadar çok futbolcu yetişmiştir ’ki isimleri saymakla bitmez. Topal Ali Faroz mahallesinde baba ocağı evinde kaldığı süre içerisinde annesinin küplerinden altın alıp Samsuna armalı bıçaklı elbiseleriyle giderlerdi. Samsında paraları bitirip Trabzon’a dönerlerdi.

Faroz ’un yetiştirdiği kaptanlarda vardı. Kaptan Özçilingir’in dayısı rahmetli Ali Reis (Topal Ali),Hamza Reis ve Obuz Mehmet. Topal Ali Faroz mahallesinden ayrılıp Samsuna yerleşir. Burada ağa örme işi yapar. İlk ağa örmeyi 302 arabaları ile futbol sahalarına örerdi. Sonra İstanbul’a örmeye başladı. Ali Reis ayrıca kaptanlıkta yapıp denize balık için açılırdı. Birgin torunu kaptan abi ile Samsun’dan Trabzon’a gelirken yeğenine denizde ne kadar kaya varsa onların yerlerini ve isimlerini tek tek saydı. Samsunsan Trabzon’a eski katora gemisi (Rize yapımı) ile mal getirirdi. Faroz, Faroz'dur işte.Yazıyla anlatılmaz.
Farozlu, kendisine dokunmayana dokunmaz.
Dokunan ise sonucuna katlanır.
Farozlu dostuna dosttur, düşmanına düşman.
Farozlu yanlış yapmaz, yanlış yapanı da affetmez.
Birlik, beraberlik, dostluk, vefa, mertlik ararsan Faroz' da bulursun.
Faroz'a "kendi isteğinizle" gidebilirsiniz.
Ama "Farozlu istemedikçe" ayrılamazsınız: