Görüşmekte olduğumuz bütçeyle ilgili, Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesiyle ilgili ve Türk sporu ve futboluyla ilgili bir iki görüşümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
 
Öncelikle, şunu ifade etmek isterim: Bizler, sporu sağlıklı bir neslin yetişeceği alan olarak görmek zorundayız ama bugün baktığımızda, Türkiye'yi idare edenler sporu siyasi iktidarın mevzi kuvvetlendirme mecrası olarak görmektedirler. Bu, çok büyük bir yanlıştır. Bu, sporla gelişmeyi bekleyen gençlerimize yapılmış bir haksızlıktır.
 
Şunu söylemek zorundayım ki kamuoyu algısını kontrol etmek isteyen siyasi iktidar spor kulüplerini ve tribünleri de kontrol etmek istiyor ve bu kontrolü de iki şekilde sağlıyor. İlki, doğrudan hâkimiyet yoludur. Nedir bu doğrudan hâkimiyet yolu? Bugün olduğu gibi, Futbol Federasyonunu, Başkanını, yöneticilerini, kurullarını atarsınız, hatta o kurulların yedek listelerindeki sıralarına bile müdahil olursanız kulüpler üzerinde doğrudan hâkimiyet kurarsınız, hatta bu da bazen size yetmeyebilir, Anadolu'da yüzbinlerce taraftarı olan şehir takımları alt liglerde mücadele ederken yakınlarınızı kamu kaynaklarıyla Süper Lig'de kulüp sahibi yaparak kulüp üzerinde de doğrudan hakimiyet kurarsınız. Her şeyiyle sizin olan kulüp ve atadığınız federasyonunuz da sizin sözünüzden çıkmaz.
 
Siyasi iktidarlar kulüpler üzerinde bir de dolaylı yoldan hâkimiyet kurarlar. Peki, bu nasıl olur? Bu da şöyle olur: Borçlandırılarak gerçekleşir. Kulüpler borçlandırılır çünkü borç alan emir alır, borç alan biat eder, borç alan paranın geldiği yöne yakın durur. Maalesef, ülkemizde, Türk futbolunda bunu bugün sıkça görüyoruz ve yaşıyoruz. Birçok konuda olduğu gibi, sporda da özellikle futbolda gerçeklerle yüzleşmeliyiz artık diyorum.
 
Sayın Bakanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, kulüplerimizin birçoğu iflasın eşiğindedir. Süper Lig'de şampiyon olmuş 5 kulübümüz vardır, bunlardan Bursaspor maddi sıkıntılar içinde küme düşmüştür. Diğer 4 büyük kulüp ise ticari açıdan müflis durumdadır. Bu kulüpler sınırsız şekilde borçlandırılmış, kamu bankaları üzerinden gelecekleri ipotek altına alınmıştır. 5 kulüp dışındaki diğer kulüplerimizin durumu farklı mıdır? Hayır, aynı sıkıntılarla onlar da boğuşmaktadırlar. Oysaki kulüpleri borçlandıran yönetici ve menajerler ne yazık ki huzurlu bir hayat sürmektedir. Yönetici ve menajerler zenginleşmiş, kulüpler ise fakirleşmiş ve iflas etmiştir.
 
Başka bir trajik duruma da dikkatlerinizi çekmek isterim: Ne yazık ki kulüplerimiz amatör ya da profesyonel branşlarda sporcu yetiştirememektedir. İki komşu Anadolu şehri maç yaparken Venezuela'dan Kongo'ya kadar onlarca ülkeden gelen futbolcular sahada mücadele etmektedirler.
 
Bir hususa daha özellikle sporda şiddetle ilgili dikkatinizi çekmek istiyorum: Sporda şiddetin önlenmesinde basın ve medya kuruluşlarının, televizyon yorumcularının ve spor yazarlarının tavır, söylem ve duruşları çok önemlidir. Gazetelerin haber ve yorum başlıklarında seçilen anahtar kelimeler özenle seçilmelidir. Ne yazık ki bu konuda çok olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Özellikle bazı spor gazetelerine baktığımızda, maç öncesi haber ve maç sonrası yorum ve değerlendirmelerde "savaş, kavga, saldırı, kapışma, silah, intikam, parçalamak, imha, kurşun" ölüm ifadelerinin birçok haber ve yorum başlıklarında mecazi anlamda da olsa kullanıldığını görmekteyiz.
   
Başlıkların kısa olması gereği ve etkili ifade arayışı nedeniyle olumsuz anlamlar içeren kelimeler anlam kaymasına neden olmaktadır. Spor haberlerinde, özellikle de manşette ve haber başlıklarında provakatif dil rakip taraflar arasındaki gerginliği körüklemekte ve kalıp yargıları güçlendiren bir araca dönüşmektedir diyorum, hepinize saygılarımı sunuyorum." />