Memura, işçiye, çiftçiye zam için hükümet, “TÜİK” in gerçeği yansıtmayan enflasyon rakamlarını beklemeden, vicdanını rahatlatacak kararlara imza attı. Fabrikaların ürettiği, dışalımcıların, dışsatımcıların, dolar ve avro ile ticareti olanların mallarına yapılan zamların yanında bordo mahkumlarının ücretlerine yapılan zamlar devede kulak bile değildi.

Petrole zam üstüne zam geliyor; doğalgaz bir türlü yerinde durmuyor; elektirik otomatiğe bağlandı. Faturalar “yağma Hasan Ağa’nın böreği” gibi başta TRT olmak üzere dağıtıcılara, satıcılara, becerip önleyemedikleri kayıp-kaçaklara, “ortak” gibi pay verildi. Petrol, gübre, ilaç, sulama masrafları oynak kısrak gibi hiç durmuyor. Vatandaşı ezmek için ellerinden ne geliyorsa yapılıyor. No-fırost bir buzdolabı yedinci ayda kırk liralık elektirik tüketirken, sekizinci ayda aynı buzdolabı kırk sekiz lira tüketiyor. Bir buzdolabının tükettiği elektiriğe ayda sekiz liralık zam hangi akla, hangi vicdana, hangi izana sığar? “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” kapitalizmin acımasız kuralıdır. G-7’lerin istekleri doğrultusunda alınan kararlarla denetimsiz “serbest piyasa ekonomisine” geçilerek “sosyal devlet” yok edilmedi mi? Şimdi de “fahiş fiyat operasyonları” yapılıyor. Yanlışlık oradaymış gibi patates, soğan depolarına baskınlar yapılıyor. Ülke politikalarının yanlışlığı-tarım-hayvancılık-ekonomi-eğitim-kayırmacılık ve zamlar üzerinde hiç durulmadan “fahiş fiyat denetimleri” oluyor. Ucuzmuş gibi otomobile, beyaz eşyaya, mobilyaya, teksitile, evlere hiç bakılmıyor. Bu kadar da açıktan zenginden, güçlüden yana olunmaz ki(!).

İklimsel değişikliklerden ötürü kuraklık büyük bir sorun olarak karşımızda dururken, toprağa dayalı ürünlerin, hangi boyutta olursa olsun devlet-hükümet tarafından desteklenmesi şarttır. Çiftçinin teşvik edilmesi, küstürülüp üretimden çekilmemesi gerekir. Bu yıl, dışarıdan en az on milyon ton buğday alınacağını yazıyor gazeteler. Çiftçinin ürettiği buğday para etmiyor, patates, soğan, domates para etmiyor, kavun, karpuz tarlada, narenciye ağaçta bekliyor. Çiftçiyi küstürmenin, üretimden düşürmenin bu ülkeye sağlayacağı kazanç ne olabilir ki, ithalatçıyı zengin etmekten başka?

Türkiye ekmekte dışarıya bağımlı duruma getirilirken çiftçi kaybediyor, ithalatçı ve fabrikatör kazanıyor. Üreticinin bahçesinde para etmeyen ürünler süper marketlerde, AVM’ lerde ateş pahasına satılıyor, üretici değil, zengin, patron, güçlü olan kazanıyor. Zengin daha zengin, fakir daha fakir kalıyor. Halk, esnaf değil, sıkıysa “gayri safi milli hasılanın %70’ini elinde bulunduran, vergi ödemeyen ve her yıl borçları silinen zenginler, güçlüler “ denetlensin.

Dolar 8.5 TL’yi aşarken fındığa 3.5 doların üzerinde bir değer verilmiyor. Türkiye, dünya fındık ihtiyacının %60’ını karşılarken hükümet, “kişilikli politik” ağırlığını koymuyor, güçlülerin yanında yer alarak halkını, üreticisini eziyor. Güçlüler, patronlar, varsıllar düşünülüyor.

Diğer ürünlerde olduğu gibi fındıkta da bahçelerin temizlenmesi, ayıklanması, budanması, ilacı, gübresi, günlüğü, nakliyesi, patozu belli ki hiç düşünülmüyor. Dövizle iş yapanlar, vergi ödemeyenler-vergi kaçıranlar, her yapılan zamla, faizin ve enflasyonun yükselişi, Türk lirasının değer yitirişi bir fırsat olarak kasalarını dolduruyor, halk eriyen buzul gibi borç bataklığında yok olmamak için çırpınıp duruyor. Aslında bu, hükümetin devleti yönetmedeki “kapitalizmi” tercih etmesidir. Kapitalizm anlayışında devletin “sosyallik” özelliği yoktur, halk yoktur,tamamen varsıl, güçlü, fabrikatör vardır. Kaptan köşkünde bulunanlar ne kadar dindar olurlarsa olsunlar, halktan, işçiden, köylüden, memurdan, yoksuldan yana görünseler de icraatları hep üst sınıftan yanadır, parayı onların kasasına akıtırlar. Felaketlerde de halka İBAN numarası verirler.

Üreticinin sütüne zam yapılmıyor, ama fabrikadan çıkan süt ürünlerine zam üstüne zam yapılıyor. Ayçiçeğine zam yapılmıyor, ama fabrikadan çıkan çiçek yağına zam yapılıyor. Demir, çimento, tuğla tamamen dolara bağlandı. Ev fiyatları uçtu gitti. Dolar yükseldikçe fiyatlar “uçuyor”. Müteahhit maliyetteki zam farkını fiyatına yansıtıp hiçbir kayba uğramazken, halkın cebinden çıkan para, dolar düşse bile bir daha geri gelmiyor. Evlerin “fahiş fiyatları”, diğer ithal ürünlerde olduğu gibi hiç denetlenmiyor.

Üretim artmadan, ticari ahlaka uyulmadan ne zam, ne enflasyon, ne de faiz düşer..

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
damla 4 hafta önce

Karadeniz bölgesinde fındık ticari üründür. Gıda sanayinde avrupada sanayi ürünü olur. Tütün sanayi ürünüdür. Değer paketleme fabrikalarındadır. Çay sanayi ürünüdür. Özel sektör ile devlet sektörünün fabrikaları vardır. Çözüm bekleyen sorun,ihracattadır.. Bu sorunları çözecek özel sektör,devlet sektörü ve üniversitelerin müşterek çalışmaları olmalıdır.

Avatar
Hasan Atalar 4 hafta önce

Ağzına sağlık hocam

Avatar
damla 3 hafta önce

Trabzon da balıkçılara baktım. yarım kiloluk palamut tezgahda bir tanesi 40 lira.
Başka tezgahda 15-20 lira...Vatandaşlar tezgahları gezip görsün. Fiyatların görüntülerini çeksinler. Yetkili denetimciler, balığın kaça alınıp satıldığı çok önemlidir.Dert yanmak değil,dertlerin çaresini görmek...

Avatar
deniz 3 hafta önce

Yazarın katkı sağlayıcı en güzel tesbitlerinden, üreticinin sattığı fiyatlar artmıyor. Marketlerdeki fiyatlar artıyor. Emin,güvenilir marketlerin mutlaka fiyatlarının görüntüsünü çekip,paylaşmak.