19 Mayıs’ı Hazmedeyenler…

Tarihin sayfalarında farklı devlet isimleri altında yer alan bir milletin, sil baştan yapmadan ezelden ebediyete olan yürüyüşünün ilk adımı attığı gündür 19 Mayıs 1919. Mustafa Kemal’in attığı o adım, Samsun’un İlkadım adı verilen ilçesi ile de farklı bir şekilde kayıt altındadır.

Abone Ol

19 Mayıs’ın Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti için ne demek olduğunu, ne anlam taşıdığını tekrarlamaya gerek yok. Zaten yediden yetmişe herkesin bilmesi, ezberlemesi yetmez, geçmişten geleceğe neleri taşıdığını da anlaması gereken yeniden yazılan bir tarihin başladığı gün…

Bugün bu tarihi günü tekrar hafızalara koyup, ne demek olduğunu Türk Milleti çok iyi biliyor, hatırlıyor. Belki az bilinen, İstiklal Mücadelesi öncesinde, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Anadolu’da istilacı güçlerle işbirliği yapan bazı etnik gruplar ve onların işbirlikçiliğini bizden görünenlerin hainlikleridir. Ki o hainlerin bazıları ne hazindir ki, ihanet ettikleri bu topraklar da bazı müptezel tarafından değerli sayılmaktadır.

Ve de bugün bile 19 Mayıs’ı kötüleyecek çabalar yapılmaktadır.

Bu konuyu Avrasya İncelemeleri Merkezi’nin araştırmasından bir bölüm ile hatırlatalım.

“Türkiye, bu anlamlı günü 19 Mayıs'ta kutlarken, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Anadolu'nun istilacı dış güçleri ile işbirliği yapan bazı etnik grupların torunları, belli ülkelerde farklı yorumlarla, anma etkinlikleri düzenliyorlar. Bu etkinliklerin hepsi ortak bir hedefi paylaşıyor: Türklere, Türkiye'ye ve İslam'a karşı nefret yaymak. Başka bir deyişle bu “anma” etkinlikleri, nefret ve ilkel bir intikam zihniyetini yayan, Türk düşmanlığına ve İslam düşmanlığına yönelik faaliyetlerden başka bir şey değildir. Bu bağlamda, bu yılın Mayıs ayında “Pontus Soykırımının Yüzüncü Yıldönümü” hikâyelerini dinledik ve bazı ülkelerde “anmalara” tanık olduk.”

GÜLEN VE GÜLÜMSETEN ADAM; NEVZAT ÖZER’İN ARDINDAN…

Doğmak ve ölmek…

İnsanoğlunun ikisi arasında geçirdiği süreyi “Yaşamak” olarak adlandırarak dünya da geçirdiği zaman dilimi.

Doğum ile ölümün ortak yanı mekânlarının belli olmasıdır, adı da dünyadır.

Ortak olmayan yanları ise zaman kavramıdır. Doğumun zamanını tayin edebilen Adem oğlu, ne yazık ki ölüme aynı iradeyi koyamamaktadır.

Onun içindir ki, ölüm söz konusu olduğunda kul tam aciziyet, dahası teslimiyet ile karşı karşıyadır.

Meslekteki yarım asırlık iş hayatımın son çeyreğinde yazmanın dışındaki meşguliyetimin büyük kısmını geçirdiğim Trabzon Ticaret Borsası’nda meclis ve yönetim kurulu başkanlığı yapan Haydar Hisoğlu, Şükrü Güngör Köleoğlu, Sebahattin Arslantürk’ün ardından Nevzat Özer’in de yanında, yanı başında iken dünyadan terk-i diyar eylemelerine tanıklık eyledik.

Sıra kimde bilinmez! Nasıl bilinsin ki? Zamanı belli değil demedik mi?

İşte Nevzat Özer… Siz söyleyin “Borsanın Meclis Başkanı.”

Ben diyeyim “Gülümseyen yüzü!”

Ama gülümsemeyi egoistlik yaparak sadece kendine mahsus icra etmeyen bir Has Adam… Yani gülümsemeyi paylaşmasını, daha doğrusu birlikte gülümsemeyi becerebilen bir Nevzat Özer… Yani Gülümseten Adam…

İnsan ömrünü uzatan gülümsemeleri de paylaştığımız, yaşattığı için borçlu olduğumuz bir dost…

Ruhu şad, mekân Cennet olsun.

DELİLER, HALÂ GERÇEĞİ ANLAMAYANLARDIR!

Geçen hafta, “Delilik sürekli aynı şeyi yapmak değil, aynı şeyleri yapmaya devam ederek farklı sonuç beklemektir” gerçeğini hatırlatarak, İsrail’in 80 yıldır hesapların ve hedeflerinden vazgeçmediğini görmeyenleri akıl hesabına kantara koyup da, halâ beklenti içinde olanları eleştirip, “gerçek delilerin bunlar olduğunu” söylememize alınanlar olmuş!

Sanırım bu alınganlık, deliliğin bile ötesinde bir ruh halidir!

Çünkü İsrail 80 yıldır aynı havadan, yani Muzika Mizrachit denilen Doğu Müziği’ni çalıp söylüyor. Ama bizde yaşayan bazıları, bu müziği farklı farklı türler, caz, saz, halk, gayda gibi değişik değişik algılıyorlar.

O ki, Muzika Mizrachit’den dem vurduk, nasıl bir müzik olduğunu da hatırlatalım:

Kuzey Afrika, Irak ve Yemen gibi Orta Doğu ülkelerinden gelen Yahudilerin taşıdığı geleneklerin Batı müziğiyle harmanlanmasıyla oluşmuştur.”

Tıpkı İsrail’in Ortadoğu’da yapıp-eylediklerinin Amerika ve Batı ülkelerinin desteği ile harmanlanması gibi!

Ama bu harmanlamayı bile dinlemelerine rağmen anlamayıp, farklı sananlar olduğu müddetçe, İsrail çok daha çalıp oynatır. Birileri de her oynatmanın ardından farklı sonuçlar bekler! Ondan sonra da Murat Taşkın bunları dile getirdi diye kızarlar! Gerçekler budur. Kızmayı bilemem ama İsrail kızarmaya, bunlar da bu kafayla kızarmaya devam ederler!

KISSADAN HİSSE

Görmeden bin…

Gullabi Turan, Erzurum’da paytonculuk yapan bir gariptir.
Bir gün durakta beklerken yanına şişman mı şişman bir adam gelir ve
"Beni şu yokuşun başına kadar çıkarıver" der.

Gullabi, bir şişman adama bakar, bir de cılız mı cılız atlara ve eğilir adamın kulağına yavaşça; "Ağabey atlara görünmeden arkadan bin " der.

*

Halkın sırtına, ekonomik, sosyal, siyasal alanda farkında olmadan öylesine yükler bindirildi ki; insanlar ne olduğunu bile anlayamadılar… Ne zaman ki, yük ağır gelmeye başladı!