3 Temmuz’un Sermayesi!

3 Temmuz Türk futbolunun en karanlık dönemeçlerinden biridir. Trabzonspor cephesinden bakıldığında 3 Temmuz, her şeyden önce gasp edilmiş bir şampiyonluğun ve yıllardır bitmeyen adalet arayışının adıdır.

Abone Ol

Aradan geçen on beş yıla yakın sürede bir gerçeği daha net görüyoruz: 3 Temmuz’un kazananı ne Trabzonspor, ne de Fenerbahçe olmuştur. Bu sürecin asıl kazananları ise şahıslar olmuştur. Trabzonspor kanadında bu isimlerin başında İbrahim Hacıosmanoğlu geliyor. 3 Temmuz sürecinin yarattığı toplumsal öfke ve adalet arayışı onu önce Trabzonspor Başkanlığına, ardından Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığına taşımıştır.

Fakat mesele koltuk sahibi olmak değil, o koltuğun hakkını vermektir. Ne yazık ki ne Trabzonspor başkanı iken, ne de Federasyon başkanlığı döneminde koltuğunun hakkını vermemiş, verememiştir.

Sonuçta 3 Temmuz süreci Hacıosmanoğlu’na Türk futbolunun zirvesine kadar uzanan bir kariyer kapısı açmıştır. Kazanılan makamlar, elde edilen itibar ve ulaşılan güç ortada. Bugün dönüp baktığımızda, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı sıfatıyla tüm kazanımlarını Trabzonspor’a borçlu olmasına rağmen 2011 yılına ilişkin haklının hakkının iadesi noktasında somut hiçbir adım atmadığı gibi, üzerine bir de 40 yıllık Fenerbahçeli gibi hareket ettiği Futbol kamuoyunda dillendirilmektedir. Doğru ya da yanlış, algı budur.

Ve futbolda algılar çoğu zaman gerçekler kadar güçlüdür.

Diğer tarafta ise Aziz Yıldırım var.

Fenerbahçe, 3 Temmuz sürecinin ardından Avrupa kupalarından üç yıl uzak kaldı. Bunun sportif, ekonomik ve prestij açısından ne kadar ağır bir bedel olduğu tartışma götürmez. Böylesine büyük sonuçlar doğuran bir sürecin ardından normal şartlarda bir yöneticinin camiasından özür dilemesi, sorumluluk üstlenmesi ve futboldan ebediyen uzaklaşması gerekirdi .

Ancak Türk futbolunda işler çoğu zaman normal işlemez.

Aziz Yıldırım yıllar sonra yeniden sahneye çıktı. Üstelik özür dileyen bir yönetici olarak değil, kahraman gibi, kurtarıcı gibi. Böylece 3 Temmuz, onun için de mağduriyet üzerine inşa edilmiş yeni bir sportif sermayeye dönüştü.

İşin ironik tarafı burada başlıyor.

Bir tarafta 2011’de ŞİKE YAPILDI bloğunun en ateşli savunucularından biri olarak yükselip federasyon başkanlığına kadar gelen İbrahim Hacıosmanoğlu. Diğer tarafta ŞİKE sürecinin başrolü olmasına rağmen camiası tarafından KUMPAS MAĞDURU olarak kahramanlaştırılan Aziz Yıldırım…

Farklı kulüplerin, farklı hikâyelerin insanları olsalar da ortak bir noktaları var: Her ikisi de 3 Temmuz’un ürettiği atmosferden kişisel olarak büyük kazanımlar elde ettiler.

Peki ya Trabzonspor? Peki ya Fenerbahçe?

İşte cevabı en zor soru bu.

Yıllardır adalet bekleyen, hakkının teslim edilmesini isteyen Trabzonspor taraftarı hâlâ aynı yerde duruyor. Makamlar değişti, yöneticiler değişti, federasyonlar değişti ama bordo-mavili camianın beklediği hesaplaşma gerçekleşmedi. Belki de bu yüzden Trabzonspor taraftarının içinde hiç dinmeyen bir öfke var.

Bence Fenerbahçe camiası da birkaç gözünü hırs bürümüş kişi dışında bundan mutlu değil.Onlar da 3 Temmuz’un lanetinden kurtulmak, özgür kalmak, önüne bakmak, futbola odaklanmak istiyor.

Son olarak kişisel bekasını değil ülke futbolunu düşünen bir deliye bakar Türk futbolunun düzlüğe çıkması. Bir cesur yürek 3 Temmuz’un kapısını araladığı gün her şey çok daha güzel olacak!

Bence!...