Toplumun “dur” deme refleksi felç olmuştur.
Bir gazeteci olarak yıllarca birçok şeye tanıklık ettim. Savaş bölgelerinde bombaların gölgesinde haber kovaladım, cinayet dosyalarının karanlık yüzünü adliyelerde gördüm, fuhuş ve uyuşturucu operasyonlarında bulundum. İnsanların acılarını, öfkelerini, hayata tutunma çabalarını yazdım.
Ancak hiçbir dönemde, bugün olduğu kadar yazmakta zorlanmadım. Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz şey tekil bir suç değil, topyekûn bir toplumsal erozyondur.
İnsanı en çok sarsan her zaman silah sesi değildir. Bazen asıl sarsıcı olan, çöküşün herkesin gözü önünde ve olağanmış gibi yaşanmasıdır.
Zamanında Çömlekçi’den Taşbaşı’na, Yanbolu’ya uzanan bir fuhuş hattı vardı. Yol kenarında müşteri bekleyen “Nataşalar”, bitmek bilmeyen pazarlıklar…
O gün bile toplumun bir sınırı, bir utanç duvarı varken;
Bugün ise o duvar tamamen yıkılmış durumda.
Çocukların ellerinden tutulup yürütüldüğü sokaklarda, köprü altlarında, parklarda ve şehrin tam ortasında bir kadın ve erkeğin alenen çekilmiş uygunsuz görüntüleri sosyal medyada elden ele dolaşıyor. Bu görüntüler yalnızca bir ahlaksızlığın değil; aynı zamanda bir yönetimsizliğin, bir denetimsizliğin ve bir kayıtsızlığın belgesidir. Toplumun ortak değerlerinin yok sayıldığı bu ahlaki çöküş yaşanırken, yetkililer olan bitenden bihaber olmayı tercih etmiş görünmektedir.
Toplumun düzenini korumak, toplumu ayakta tutmak yalnızca yol yapmak, bina yapmak, köprü yapmak ya da park-bahçe düzenlemek değildir. Toplumu ayakta tutan asıl kolonlar; ahlak, vicdan, aile yapısı, toplumsal hassasiyet ve kamu düzenidir. Kolonlar çatlamaya başladığında sadece binalar değil, toplum da çöker.
Bugün “kişisel özgürlük” etiketiyle sunulan birçok davranış, başkalarının yaşam alanına taştığı anda özgürlük olmaktan çıkar; açık bir hak ihlaline dönüşür. Özgürlüğün sınırı, bir başkasının huzurudur. Bu nedenle evler vardır, oteller vardır. Kamusal alan ise kimsenin sınırsız teşhir alanı değildir.
Nasıl olsa zina da suç değil bu ülkede; kendi alanınızda özgürsünüz. Ama kamusal alan toplumundur. Bir kişinin ya da bir grubun sınırsız davranış alanı değildir.
Yarın ne olacak?
Bunu da mı normalleştireceğiz?
İşte korkutucu olan da budur.
Bu ülke uzun süredir ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor. İşsizlik, gelecek kaygısı, hayat pahalılığı ve sosyal baskılar insanları yıpratıyor. Ancak asıl çökerten ekonomik krizler değil; onların peşinden getirdiği tehlikelerdir:
İyi ile kötü arasındaki çizginin silinmesi…
Kime ait olduğu tartışılsa da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao Zedong’a atfedilen,
“Bir ülkeyi yıkmak istiyorsanız önce kültürünü yok edin”
Sözü, ülkenin ahlaki ve kültürel olarak geldiği noktanın korkulan sonun başlangıcı olduğu endişesini güçlendiriyor.
Çünkü insanı suçtan alıkoyan ilk şey kanun değildir. Polis değildir. Kamera değildir. Bunlar elbette gereklidir; hem de caydırıcı biçimde. Ama insanı asıl durduran şey vicdandır. İnsanı karanlıkta bile yanlış yapmaktan geri çeken, içindeki manevi sınırdır.
Bizim, Türk toplumu olarak sahip olmamız ve yaşatmamız gereken değerler vardır: Onur, gurur, şeref, haysiyet, edep, haya, vicdan, adalet, merhamet, sorumluluk, saygı, dürüstlük, ahde vefa, iffet, ölçü, empati, kul hakkına riayet, toplumsal hassasiyet ve öz denetim…
Bu değerler, bizi biz yapan temel sütunlardır. Bu değerlerin zayıflaması ve bunun normalleştirilmesi, ahlaki eşiğimizin düştüğünü açıkça göstermektedir.
Peki, şehrin ortasında bu kadar büyük bir çözülme yaşanıyorsa, bunu durduracak irade nerededir?
Bugün yasa yapıcılara, yerel yönetimlere, ilgili tüm kurum ve kuruluşlara ve güvenlik birimlerine düşen görev; bu tür olaylar sosyal medyaya düşmeden önce, kamusal alanlardaki denetimi ve güvenliği sağlamaktır. Çünkü toplum sadece suç işlendiğinde yara almaz.
Toplum; utanma duygusu zayıfladığında, yanlış sıradanlaştığında ve herkes sessizleştiğinde de yara alır.
Öte yandan, eğitim meselesine de değinmek gerekir. Eğitim ailede başlar; ancak o ailenin de eğitimli olması şartıyla. Bahsettiğimiz bu değerler yalnızca toplumsal kültürle değil, aynı zamanda dini eğitimle de aktarılır.
Türkiye’de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri anayasal bir hak ve zorunluluktur. Bu derslerin amacı ezber değil; ahlak, değerler ve kültür aktarımıdır. Bizim zamanımızda din öğretilirken ahlak inşa edilirdi.
Peki ya şimdi?
Bugün herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle söylemediği bir gerçek var:
Bir yerlerde çok ciddi bir yanlış yapılıyor. Ve eğer bu yanlış karşısında susmaya devam edersek, yarın “ahlaki eşik” diye bir şeyden söz edecek bir toplum da kalmayacak.
Görüşmek üzere