Ezcümle; “Hedef köy ile ilgili olanlar!”
Ama ne için? “Yok etmek için!”
*
Nereden mi çıktı bu köy işleri?
Trabzon-Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın, ilk eğitimini aldığı, Yeşilbük İlkokulu”nun “Kaderi ile baş başa bırakılmış” binasına kadirşinaslık yaparak, “Elini dokundurması” çok çok ama çok anlamlı ve de “O günler, bugünler” kıyası yaptıran çok yönlü müstesna müteşebbisi ile ilgili eleştirilere baktığımız için çıktı!
Ya da Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in, ülke genelinde 20 bini aşkın atıl durumda bırakılan eski ilkokul binalarından birini "Hiç değilse işe yarasın” diyerek Çilekli’de “Düşler Köyü Yaşam Merkezi” kurduğuna şahitlik ettiğimiz için…
*
Başlı başına “Topyekün bir yanlış.”
Ya da; “Türk Milli Eğitimi’ne vurulmuş en büyük darbeler.”
Veya; “Çocukların ailelerden koparılması.”
Hatta; “Ahlaki çöküntünün temelini teşkil etmesi.”
Dahası, “Köylerde halk, vatandaş, komşu olanların, şehirlere doldurularak yığın haline dönüştürülmesi.”
Tüm bunların temelinde başta kırsalda ilkokulların kapatılması ile başlatılan ve en hızlı sürecini de son çeyrek asırda yaşayan Türk Milli Eğitim Sistemi’nin saydıklarımızla sistemsizleştirilmesi, amacından koparılması yatmaktadır.
Sırasıyla:
Köy Enstitülerinin kapatılması,
Köy Öğretmen Okullarının kapatılması,
Köy ilkokullarının kapatılması, bu sistemsizleştirmelerin dolayısı ile kaosun temel taşlarıdır.
*
O kaos ki 2000’den bu yana 20 bini aşkın köy ilkokulunun kapanmasana, dolayısıyla;
Çoçukların aile ortamından az veya çok uzaklaştırılmasına,
Doğulan yerlerin, basılan toprakların, üretilen bahçelerin hiçbir değeri olmadığı fikrinin kafalara kazınarak yaygınlaştırılmasına…
Ve de, her zaman tekrarladığım, “Komşuluk ve dayanışma adına, köyde bir kilometre yakın, şehirde bir kapı ötesi uzaktır” gerçeğinin yaşanmasına sebebiyet vermiştir.
*
Onun için, o ilkokullarda:
Ne odun sobası ateşinin ısıtmaması!
Ne sıcaktan terlememek için tahta pencerelerinin açılması!
Ne siyah tahtada tebeşir tozunun yutulması!
Ne 3’er kişiye dar gelen sıralarda oturulması!
Ne herkesin sırtında siyah önlüklerin olması!
*
Bunlar, Ahmet Kaya’yı da, O’ndan önce bizleri de geçmişte bu okullara taşıyan bu yokluklar, varlıklar değildi!
Siyah önlük üzerine taktığımız beyaz yakalıklar gibi idi aldığımız eğitim, arkadaşlıklarımız, dostluklarımız, edindiğimiz kazanımlar.
Evimizden, ana-babamızın kucağından yola çıkar, Onlardan ayrı saymadığımız öğretmenlerimizin kucaklarını açtığı o okullarda aynı sahiplenmeyi, aynı saygıyı, aynı tutkuyu yaşardık.
Bugün olup biteni gördüğümüzde, “Biz öğretmene saygı duyardık. Bugün öğretmene saldırılıyor” diye de kahretmemiz de bundandır!
Biz bu muhteşem sahiplenmeyi, duyguları yaşadık.
Ama bizden sonrakilere böylesine hissetmeyi, sahiplenmeyi, kısacası yaşamayı çok gördüler!
Bu aile ve okul yapısı ile Türk insanını millet olmaktan uzaklaştırmadıktan sonra birlik ve beraberlik içinde yaşamalarının önüne geçilemeyeceğini iyi bilen emperyalist kafalar önce okulları, sonra sağlık ocaklarını kapattırmayı başlatarak (ki halâ devam ediyor), insanları köylerden kentlere sürdüler.
Daha doğrusu sürü haline getirdiler!
Tıpkı Marshall planı ile ahırında ineği olan çocuklara süt tozu, deniz kıyısında teknesi olanlara balık yağı yedirerek, üretimden uzaklaştırma politikaları uygulattıkları gibi!
Ezcümle; çalışmayı, çabalamayı, üretmeyi çocuklara temelden öğreten Köy Enstitüleri’ni kapattırdıkları gibi!
Son çeyrek asırda da, en yüksek medeniyette bile ayrıcalık olan kitap okumaktan da habire uzaklaştırdıkları gibi!
*
Onun için bugün Ahmet Kaya’nın Yeşilbük’de hatırlatmaya çalıştığı, doğruların bu ilkokullarda vücuda geldiği, yanlışların ise bugünkülerde ardı ardına ortaya koyulduğudur.
O ilkokullarda:
Köylerde aile ocağından tutunda okuluna kadar günün her zerresinde, toprağın her karesinde üretmenin görev değil, zevkli bir ödev olarak öğretilirdi.
Bugünkü okullarda: Sadece tüketme öğretiliyor. Hem de tek maddiyatta değil, ahlakta da olmak üzere...
*
Onun için Ahmet Kaya’nın Yeşilbük teşebbüsü, sadece ilk bilgileri aldığı, hatıraları olduğu bir okulun binasını kurtarmak değildir.
Ahmet Metin Genç’in Çilekli’de hatırlattığı bu okulların binalarını güzelde olsa böyle etkinliklerle değerlendirmek değildir.
Geçmişin doğrusunu hatırlatıp, bugünün yanlışını ortaya koymaktadır.
*
Ne diyelim?
Çok ama çok oldu! Belki de geç kalındı!
Ancak, yine de “Zararın neresinden dönülürse kârdır” diyerek azda olsa umutlarımızı yeşerttikleri için AHMETLER’e teşekkür edelim!