Akran Zorbalığı Ama Nereye Kadar?

Son zamanlarda kelli felli adamlar ekranlara çıkıp toplumu tehdit eden akran zorbalığını enine boyuna tartışıyorlar. (anlatıyorlar) Yok efendim öyleymiş, yok efendim böyleymiş. Fakat bütün bu ilmî (sosyolojik ve psikolojik) bakış açılarının sayıp dökülmesine rağmen akran zorbalığının önü alınamıyor. Hatta her geçen gün daha da yaygınlaşıyor.

Abone Ol

Ta aileden başlayan sonra da bir şekilde okula taşınan akran zorbalığında zorbalığı yapan ve zorbalığa uğrayan olmak üzere iki taraf vardır. Akran zorbalığı deyip de geçmemek lâzım. "Çocuktur işte. Bugün tartışır, yarın barışır." deyip de hafife almamak gerekir. Eğer söz konusu zorbalık erken fark edilemezse, fark edildikten sonra ciddiye alınmazsa zorbalık yapan ve zorbalığa uğrayan taraflarda ciddi psikolojik travmalara yol açabilir. Özellikle zorbalığa uğrayan çocuk, içine kapanarak büyük bir ruhu çöküntü içerisine girebilir.

Zorbalık yapan ve zorbalığa maruz kalan çocuklara yardım edebilmek için meselenin tarafsız bir ağızdan dikkatlice dinlenilmesi ve konunun açıklığa kavuşması gerekir. Zorbalık yapan çocuklara baktığımızda bunların çoğunun önceki yaşlarında zorbalığın mağduru oldukları görülür. Bu, arkadaşları tarafından veya ailesi tarafından gerçekleştirilmiş olabilir. Bazen de zorbalık bir güç gösterisi, liderliğe özenmenin ve çevresinde lider olarak kabul edilmenin bir ön aşaması olarak da kabul edilebilir. Başka meziyetleri ve başarıları olmayan çocuklar bu yolla arkadaş çevrelerinde ön plana çıkmaya çalışırlar. Onlar için bu gibi adlî vakalara karışmış olmak, neticesinde de hapse girmek toplumda tanınırlığı beraberinde getirir. Bu da onların amaçlarının başında gelir. Bu şekilde sözde namlarını herkese duyururlar.

Zorbalık öyle durup dururken kendiliğinden oluşan bir davranış biçimi değildir. Kişinin yaratılış olarak bu hastalıklı davranışlara meyilli olması dışında, zorbalık davranışını tetikleyen bireysel ve çevresel faktörler de mevcuttur. Bunun yanında meselenin aile ve okul boyutları da vardır. Fakat günümüzde akran zorbalığı alay etme, fiziksel şiddet aşamalarından ne yazık ki tüylerimizi diken diken eden öldürme (cana kıyma) noktasına gelmiştir.

Yaşadığımız toplum içinde bir şekilde karşımıza çıkan duygusal, sosyal, sözel, siber, eşya ve cinsel alt başlıklı zorbalıklarla birlikte zorbalıkta son nokta diyebileceğimiz fiziksel akran zorbalığı da her geçen gün artmaktadır. Özellikle günümüzde yaygın olan siber zorbalık daha kısa zamanda daha ciddi yıkımlara neden olmaktadır. Çünkü sosyal medya aracılığıyla gerçekleşen siber zorbalıkta bir fotoğraf, bir video ve bir yorum bir anda (saniyeler içerisinde) ortamı gerebilmektedir. Devamında taraflar arasında gerçekleşen sözlü ve fiziksel şiddet, işi daha da içinden çıkılmaz hâle getirmektedir. Sonuçta hiç istenmeyen sonuçlar doğmaktadır.

Hayatın zorlu çarklarından geçmiş, görmüş geçirmiş, bu işin ilmini almış aileler ve öğretmenler teknoloji okuryazarlığı ve teknolojinin doğru bir biçimde kullanılması, şiddet ve nefreti körüklememesi için çocuklara etkin bir biçimde rehberlik etmelidir, ilgi göstermelidir.

Anne babalar (ebeveynler) çocuklarına yeterince ilgi ve sevgi göstermezlerse, onları adam yerine koyup can kulağıyla dinlemezlerse çocuklar da ilgi ve sevgiyi başka mecralarda ararlar. Bunun yanında anne babaların çocuklarına karşı fazla otoriter (sert) davranması çocukların aileden kaçışını, bazı şeyleri ailesinden gizlemesi sonucunu doğurur. Bu sert tutum bir de aile içi şiddet noktasına gelmişse çocuk huzuru aile dışında (başkalarında) arar.

Fitne ve fesat kötülüklerin ana kaynağıdır. Çocuklarımızı İslâm ve onun meyvesi olan iman dairesinde yetiştirip fitne ve fesat ateşinden uzak tutmalıyız. Sonradan âh vah etmemek, pişmanlık duymamak için gözlerimizi çocuklarımızın üzerinden ayırmamalıyız. Onları şer odaklarının insaf(sızlık)ına bırakmamalıyız. Çocuklarımızı Kur'an ahlâkıyla ahlâklandırmalıyız. Bu da çocuklarımıza, başta yaz kurslarında olmak üzere, her fırsatta dinî eğitim vermekle mümkündür. Daha da önemlisi can parelerimiz olan çocuklarımıza güzel ahlâk hususunda bizzat kendimiz rol model olmalıyız. Onlara öğütlediğimiz şeyleri öncelikle kendimiz uygulamalıyız. Ziya Paşa'nın dediği gibi "Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz."