Neleri çene çalma uğruna ötelemedik ki? Neleri ertelemedik ki?
Tren yolu ile başlayıp, Tanjant denilen şehrin ortasından geçen yol ile devam edip, Arsin Organize Sanayi Bölgesi’ni unutmayıp, 20 yılın ardından başlanan Güney Çevre Yolu’na hatırlattıktan sonra, irili ufaklıları kenara koyarak, Trabzon’da çene çalmaya ayrılan vakit, iş yapmaya tahsis edilebilse yok mu? Trabzon abat olmuştu abat!
Yatırım adasını unuttuk sanmayın. Hele hele Akyazı’ya inşa edilen stat için kaç kez “Bu yıl başlayacak” diye kürsüden söylenenleri haber diye birkaç kez yazmadık mı?
Durun! “Akyazı” denilince stadın yanına hiç hesapta olmadan kondurulan Şehir Hastanesi, bu uzatmaların dışında. Ha bitti, bitecek!
Bitmesi için başlaması gereken Trabzonspor’un Akyazı’daki çok kapsamlı bir projesi var ama onun da çenesi çalınmaya başlandı! “Olmaz” diyenler, sahillerde yıllardır aynı uygulamaları “Olur” yapmış durmuşlar. Ya da kabul etmişler.
Sıra Trabzonspor’a gelince de, bu proje için en üstten yapılan vaatleri bir kenara iterek, ne içindir bilinmez, karşı duruşa geçmişler.
Hiç uzatmaya, evelemeye gerek yok. Projeye yeşil ışık yakıp, kapıyı aralayan üst akıl, karşıtlara çıkıp, “Oturun yerinize ve susun” diyecek, olup bitecek!
500 BİN TON FINDIĞA DOĞRU…
Fındık ihracatçıları seçimlerini tamamladılar.
Karadeniz’de Hasan Osman Sabır, İstanbul’da Muzaffer Taviloğlu, “Bir dönem daha” diyerek yola devam edecekler.
Geçen hafta Sayın Sabır’dan mesajı iletmiştik.
Bugünkü mesaj da Sayın Taviloğlu’ndan:
Hem de “Türk fındığının vazgeçilemez olduğunu” söyleyerek yan gelip yatanlara acı bir mesaj olarak.
İşte kısa ve Muzaffer Taviloğlu’ndan “Çıplak ve de acı gerçek:”
“Avrupalı ve büyük alıcılar için Türkiye artık eskisi gibi tek seçenek değil. Eğer rekabetçi politikalara geçemez isek, 10 yıl içinde dünya genelindeç bizim dışımızda 500 bin ton kabuklu fındık üretilecek. Çözüm dünya gerçeklerini germek ve her anlamda rekabetçi kalabilmekten geçiyor.”
TEREYAĞINA BAŞKAN ÇELEBİ’DEN DESTEK…
“Fol deresi bile süt aksa, bu kadar tereyağını üretmeye yetmez” deyip duruyor da, taklit ve tağşişlere, Türkçesi “Sahte Tereyağlara” elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar bir mücadele veriyoruz ya…
Devlet-i Alliyye’nin pek kaale almadığı bu mücadeleye Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erkut Çelebi, Antalya’da yapılan YÖREX fuarından destek geldi.
“Trabzon ismi kullanılarak satılan ürünlere dikkat” diyerek yaptığı açıklamada Sayın Çelebi’nin destek taahhütü şöyle:
“Bazı yerlerde Trabzon, Vakfıkebir, “Tonya gibi isimler kullanılarak satılan taklit ve tağşiş ürünler var. Biz elimizden geldiğince engellemeye çalışıyoruz. Çünkü Trabzon ismiyle burada üretilmeyen ürünler bölgemize, şehrimize zarar veriyor. Hem şehrimizin hem de bölgemizin ismini kullanarak bazı organizasyonlarda satış yapanlar var.. Bunlarla ilgili gerekli yerlere başvurular yaptık.”
BARIŞ MANÇO ile SABIR, CEM KARACA ile İSYAN…
Televizyonda, önce Barış Manço’nun (1943-1999), sonra da Cem Karaca’nın (1945-2004) hayatını anlatan yapımı izledikten sonra bir, “Aynı zaman diliminde yaşamak bizim için çok büyük şanstı” dedim kendi kendime.
Yetmedi ki, bir kenara da; “Biz Barış Manço ile sabretmeyi, Cem Karaca ile haksızlığa isyan etmeyi öğrendik” diye de not düşmedim değil!
ÖMER ÇAM'DAN; "KUR'AN'IN GÖZYAŞLARI"
Ekim 2015’de satırlara dökmüşüz.
*
Kişisel gelişim uzmanı, hemşerimiz Ömer Çam, çok kıymetli bir eseri vücuda getirdi.
"Kur'an'ın Gözyaşları" adını verdiği kitap, baştan sona sadece "Müslüman" olanların değil, herkesin okuması gereken bir eser.
Cinius Yayınları arasında yerini alan muhteşem kitabın giriş kısmından bir kaç satırı paylaşmaz isek, hem Ömer Çam'a, hem de doğruya haksızlık etmiş oluruz:
-"Tüm peygamberler içinde bulundukları çağda hakikatin farkında olmayan insanlara doğru yolu göstermek için yakaladıkları muhteşem farkındalığın gereği olan adımları atmışlar ve bilinç seviyelerindeki görüp, işitip ve hissettiklerini insanlara aktarmışlardır.
Fakat insanlar söylenenleri, hatta davranış olarak yapılıp örnek olacak tavırları bile anlamakta hala sıkıntı yaşıyor.
Bize düşen, ikiyüzlülük içinde olmadan, samimiyetle onları model alıp Allah'ın tüm zerrelerde var olan ayetlerini onların yaptığı ve örnek oldukları gibi okuyarak yaşamaktır."