Bugün toplumun her kesiminden yükselen “Bayrağımıza uzanan eller kırılsın” haykırışı, anlık bir öfkenin değil, binlerce yıllık devlet geleneğimizin ve sarsılmaz milli irademizin ortak sesidir.
Bayrağımız, sıradan bir kumaş parçası değildir.
O, şehitlerin kanı, milletin canıdır.
Diğer milletlerin bayrakları gibi bir tasarımın ürünü değil, bu toprakları vatan kılmak için gözünü kırpmadan ölüme yürüyen aziz şehitlerimizin hatırasıdır.
Rengini onların kanından almış, hilali ve yıldızıyla Türk’ün parlayan talihini simgelemiştir.
Bu nedenle bayrağımıza yapılan her saldırı, Çanakkale’de yatan isimsiz kahramanlara, Dumlupınar’da şahlanan ruha ve bu vatanın her karışına dökülen alın terine yönelmiş sayılır.
Bayrağa el uzatmak, bir milletin hafızasına, tarihine ve kutsallarına savaş açmaktır.
Dünya üzerinde hiçbir millet yoktur ki bayrağına bizim kadar kutsiyet atfetsin.
Bu yüzden şer odakları, Türk milletinin birliğinden rahatsız olanlar, ilk hedef olarak her zaman Ay-Yıldızlı sancağımızı seçer. Çünkü bilirler ki bayrak inerse vatan düşer; bayrak susarsa ezan susar.
Ancak unuttukları büyük bir hakikat vardır;
Bu millet, tarih boyunca aç kalmış, açıkta kalmış, nice badireler atlatmıştır.
Fakat asla bayraksız kalmamıştır.
Bayrağa uzanan ellerin kırılması, fiziki bir karşılıktan ziyade, milletin sarsılmaz birliğiyle o kirli niyetlerin tarihin karanlığına gömülmesidir.
Bayrak sevgisi bizde beşikte başlar, mezarda biter. Çocuklarımıza daha okuma yazma öğretmeden “Korkma!” diye başlayan o muazzam marşı ve o marşın selam durduğu al sancağı öğretiriz.
Bu, bir eğitim değil, bir ruh aşılamasıdır.
Gençlerimizin yüreğindeki bayrak aşkı, geleceğimizin en sağlam teminatıdır. Sınırda nöbet tutan Mehmetçik’ten laboratuvarında çalışan bilim insanına kadar herkes, o bayrağı daha yükseğe taşımak için mücadele etmektedir ve edecektir.
Bizler, bayrağı yere düşürmeyenlerin, onu canı pahasına kalelere diken Ulubat'lı Hasan’ların torunlarıyız.
Al bayrağımız, ortak paydamız, birleştirici gücümüz ve en büyük onurumuzdur.
Ona yönelecek her türlü hadsizlik, karşısında 85 milyonun çelikten iradesini bulacaktır karşısında.
Hiçbir provokasyon, hiçbir kirli el ve hiçbir karanlık odak, şanlı sancağımızın gölgesini üzerimizden eksiltmeye yetmeyecektir.
Arif Nihat Asya’nın dediği gibi,
"Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım."
Bu topraklarda son ocak sönene kadar bayrağımız göklerde dalgalanacak, ona uzanan eller ise milletin vicdanında ve tarihinde kırılmaya mahkûm kalacaktır.
Dalgalan sen şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Senin gölgende yaşamak bize şeref, uğrunda ölmek ise cennet müjdesidir.
Saygı ve muhabbetle