Alaattin Saral’ın mirası, Trabzonspor’un ziyareti

Trabzon bazı şehirler gibi yalnızca harita üzerinde bir kent değildir.

Abone Ol

Trabzon, bir hafızadır.
Trabzon, bir dirençtir.
Trabzon, bir kimliktir.

Bu şehirde taşlar bile konuşur.

Yokuşlar hikâye anlatır.

Eski evlerin duvarlarında sadece sıva değil, yüz yılların emeği, alın teri, gururu ve isyanı vardır. İşte Sürmene’deki Baştımar Konağı da bu konuşan taşlardan biridir artık.

Ama onu asıl konuşturan, yeniden ayağa kaldıran, içini ruhla dolduran bir isim var.
İş insanı Alaattin Saral.

Saral, bu konağı yalnızca restore etmedi.
Bir annesinin hatırasını, bir ailenin köklerini, bir bölgenin belleğini ve bir milletin arşivini aynı çatı altında buluşturdu.
Bugün “Baştımar Aile Müzesi ve Kitaplığı” olarak hizmet veren bu yapı, klasik bir müze değil.
Burası yaşayan bir tarih.
Burası insan hikâyeleriyle dolu bir vicdan mekânıdır.

Ve bu vicdan mekânı, Trabzon’un en büyük markasını ağırladı.

Trabzonspor’u.

Trabzonspor’un A takımı oyuncularını, Teknik Patron Fatih Tekke ve As Başkanı Zeyyad Kafkas ile yöneticilerini ağırladı.

Fatih Tekke’nin adımlarını o taş merdivenlerden yukarı doğru çıkarken düşünün.
Bugünün futbolcuları, yarının çocuklarına örnek olacak gençler, yüz yıl öncesinin hikâyeleriyle göz göze geliyor.
Bu sıradan bir gezi değil.
Bu bir kök buluşmasıdır.

Çünkü Trabzonspor’un ruhu stadyumda doğmadı.
O ruh; cephelerde, göç yollarında, dalgalarla boğuşan kayıklarda, yoksul ama onurlu evlerde doğdu.
Baştımar Konağı işte o ruhun hangi şartlardan süzüldüğünü anlatan bir aynadır.

Sayın Alaattin Saral’ın yaptığı iş burada bambaşka bir anlam kazanıyor.
Bugün herkes bina yapıyor, plaza dikiyor, otel açıyor.
Ama o tarih inşa ediyor.
Çok az insanımız geçmişi geleceğe emanet ediyor.

Alaattin Saral, annesinin adını yaşatırken, aslında Trabzon’un adını büyütüyor.
Çünkü bu şehir betonla değil, hatırayla, hafızasıyla ayakta kalır.
Kültürle ayakta kalır.
Kimlikle ayakta kalır.

Trabzonspor’un orada olması, bu yüzden çok kıymetliydi.
Bir futbol kulübünün bir müzeyi ziyaret etmesi basit bir protokol işi değildir.
Bu, “Biz nereden geldik?” sorusunun sahaya taşınmasıdır.
Bu, milyon euroluk futbolculara bile “Sen bu formayı giyiyorsan, bu toprakların hikâyesini de taşıyorsun” demektir.

Fatih Tekke’nin sözleri işte bu yüzden anlamlıydı;
“Tarihle bağımız kopmamalı.”
Çünkü bağ koparsa kimlik silinir.
Kimlik silinirse Trabzonspor sıradan bir kulüp olur.

Baştımar Konağı’nda sergilenen her obje, Trabzon’un karakterini anlatıyor.
Direnci, çalışkanlığı, inadı, vefayı…

Sayın Alaattin Saral bu müzeyi bir kazanç kapısı değil, bir toplumsal borç ödeme alanı olarak gördü.
Ücretsiz internet, öğrenciler için açık kapılar, araştırmacılar için kaynaklar.
Bunlar bir iş insanının değil, bir şehir evladının refleksidir.

Bugün Trabzon’un asıl ihtiyacı da budur.
Daha fazla beton değil, daha fazla bilinç.
Daha fazla alışveriş merkezi değil, daha fazla hafıza.

Trabzonspor, o konağın kapısından girerken aslında kendi köklerine de girdi.
O taş duvarlar arasında gezerken, bordo-mavi formanın neden sadece bir spor kıyafeti olmadığını bir kez daha hatırladı.

Bir tarafta annesine vefa borcunu tarihle ödeyen Alaattin Saral.
Diğer tarafta bu şehrin dünya markası Trabzonspor.

İkisi bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey bir fotoğraf değil, bir medeniyet sahnesidir.

Ve Trabzon, işte böyle büyür.
Unutarak değil, hatırlayarak.
Yıkarak değil, koruyarak.
Satarak değil, sahip çıkarak.

Baştımar Konağı artık bir bina değil.
Trabzon’un kalbidir.
Ve o kalp, bordo-mavi attı.