Alarm zilleri çalıyor…!

Bugün Trabzon'un ekonomisine yön veren, sektörlerinde yılların tecrübesine sahip iki değerli iş insanı ve aynı zamanda iki önemli sivil toplum kuruluşunun başkanıyla uzun uzun sohbet etme fırsatı buldum.

Abone Ol

Doğal olarak sohbetimizin ana gündemi ekonomiydi.

İhracat,

Fındık,

Üretim.

Aslında konuştuğumuz her konu, Türkiye ekonomisinin bugün yaşadığı sıkıntıların küçük bir özeti gibiydi.

Resmî verilere baktığınızda ihracatımız her yıl artıyor.

Rakamlar umut veriyor.

Ancak sahaya indiğinizde tablo o kadar da parlak görünmüyor.

Çünkü dünya pazarında artık sadece kaliteli ürün üretmek yetmiyor.

Maliyetiniz de rekabet edebilir seviyede olacak.

Bugün Türk üreticisi Avrupa pazarında ayakkabısını satabilmek için büyük mücadele verirken, Hindistan çok daha düşük maliyetlerle aynı pazara giriyor.

Üstelik Avrupa Birliği ile yaptığı ticaret anlaşmalarının sağladığı avantajlarla.

Yani vergisiz,

Türk sanayicisi vergilerle, yüksek enerji maliyetleriyle, işçilik giderleriyle mücadele ederken; rakipleri çok daha rahat hareket ediyor.

Düşünün Türkiye’de üretilen bir ayakkabı İtalya’da 20 dolardan satıcı bulmaya çalışırken, Avrupa Birliği ile gümrük anlaşması yapan Hindistan ayakkabısı 2 veya 3 dolar.

Çünkü onların maliyeti düşük, iş gücü ucuz.

Çünkü onlar Avrupa Birliği ile gümrük birliği anlaşması yapmış.

Hindistan ayakkabısının İtalya’da Madde in İtaly markası vurulduğunda Türk ihracatçı dünya devleri ile nasıl yarışacak.

Bu şartlarda ihracatçımızın dünya devleriyle rekabet etmesini beklemek gerçekçi değildir.

Türkiye'nin artık yeni bir dış ticaret vizyonuna ihtiyacı vardır.

Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi yeniden yapılmalı.

Artık konuşmanın ötesine geçilmeli.

Yeni pazarlara ulaşacak, ihracatçının önünü açacak, üretim maliyetlerini azaltacak politikalar gecikmeden hayata geçirilmelidir.

Devlet, ihracatçıyı sadece alkışlayan değil; onun yükünü paylaşan bir anlayış ortaya koymalıdır.

Benzer bir tabloyu fındıkta da görüyoruz.

Bir ürün düşünün

Bir dönem kilogramı 320 liraya kadar çıkıyor.

Ardından kısa süre içerisinde 120 lira seviyelerine kadar geriliyor.

Yere çakılıyor

Yerlerde sürünüyor

Elbette bunun sadece tek bir nedeni yoktur.

Uluslararası talep, rekolte beklentileri, döviz kuru, alım politikaları ve piyasa dengeleri fiyatları etkileyen önemli unsurlardır.

Ancak piyasayı etkileme gücü olan kişilerin sorumluluk duygusuyla hareket etmesi de en az bunlar kadar önemlidir.

Televizyon ekranlarında ya da gazete sayfalarında, kesinlik taşımayan fiyat tahminleriyle üreticiyi yönlendirmek doğru değildir.

"Sakın satmayın, fiyat 10 dolar seviyelerine çıkacak." şeklindeki açıklamalar gerçekleşmediği, gibi bunun bedelini üretici ödedi.

Bakın işte fındık yere çakıldı.

Ekonomide güven en değerli sermayedir.

Söylenen her sözün piyasada bir karşılığı vardır.

Bu nedenle, kamuoyunu etkileyebilecek açıklamalar bilgiye, veriye ve sorumluluk bilincine dayanmalıdır.

Fındık sadece Karadeniz'in değil, Türkiye'nin stratejik ürünlerinden biridir.

Milyarlarca dolarlık ihracat gelirinden söz ediyoruz.

Yüz binlerce ailenin geçim kaynağından söz ediyoruz.

O halde yapılması gereken bellidir.

Devlet üreticiyi koruyacak politikaları güçlendirmelidir.

Verimliliği artıracak destekleri sürdürmelidir.

Kaliteyi yükseltecek projelere ağırlık vermelidir.

İhracatçının dünya pazarındaki rekabet gücünü artıracak adımları gecikmeden atmalıdır.

Çünkü güçlü ekonomi, sadece rakamlardan ibaret değildir.

Güçlü ekonomi; üretenin kazandığı, ihracatçının rekabet edebildiği, çiftçinin emeğinin karşılığını alabildiği ekonomidir.

Üreten ayakta kalırsa Türkiye büyür.

Üreten kaybederse, sadece bir sektör değil; ülke kaybeder.