Trabzon, Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden biridir.
Uzungöl’ü, Sümela Manastırı ile diğer tarihi ve kültürel yerleri ve manastırlarıyla da öne çıkan bir şehirdir.
Kara, deniz ve hava ulaşımıyla da turizme önemli bir ivme kazandırıyordu.
Çok değil birkaç yıl öncesine kadar Trabzon Limanı’nda transatlantik gemilerini görürdük.
2 bin kişilik kruvazör gemilerle Trabzon sokakları dolup taşardı.
Dünyanın her ülkesinden insanlar şehre önemli katkı sağlardı.
Ve 1990’lı yıllarda bu kez Trabzon hatta tüm Karadeniz Bölgesi adeta Rus turist istilasına uğradı.
Yaklaşık 10 yıl boyunca hem Türk insanı, hem de Ruslar istediğini aldı.
Günde 400 bin doların Rusya’ya gittiğini biliyoruz.
Türk işadamlarının da Rusya’ya yaptığı ihracat ticaret potansiyelimizi önemli ölçüde artırmıştı.
Sonra turistler çekildi, ticaret ise ağır aksak sürüyor.
Rus turistler Trabzon’dan diğer bölgelere özellikle Akdeniz bölgesine hatta dünyanın diğer ülkelerine kaçtı.
Niye kaçtığını biliyoruz.
Biz kaçırdık.
Uygulanan fahiş fiyatlar turistlerin bölgeden çekilmesine neden oldu.
Artık ne Rus turist geliyor ne de Avrupalı.
Son umudumuz Arap Turistler oldu.
Trabzon ve Karadeniz Bölgesi’nin geleceği Körfez Ülkeleri turistlerine kaldı.
Bölge önemli sayılabilecek Arap turistlerin akınına uğradı.
İlgilerini çekti.
Yeşile ve doğa güzelliğine hayran kaldılar.
Özellikle Uzungöl’e, Ayder Yaylası’ya ve bizim yaylalarımıza.
Araplara da Ruslara baktığımız gibi bakmaya başladık.
Petrol kadar paraları var diye düşündük.
Yolunacak kaz gibi gördük.
Onlar da yavaş yavaş çekilmeye başladı.
Deniz suyunun çekildiği gibi Arap turistler de elini ayağını çekiyor.
Geçmişte gayrimenkul alanlar artık almıyor.
Otellerde kalanlar ise daire kiralıyor.
Lokantada yiyenler artık azığını yanında getiriyor, denizin kenarına sofra bezini kurup yemeğini yiyor.
Otel odalarında yatak üzerinde karpuz yiyenler oluyor.
Oteldeki ütünün üzerinde yumurtasını pişiriyor.
Neden?
Nedeni belli.
Trabzon ve bölgenin son umudu Körfez ülkesi turistlerdir. Onları da Rus ve Avrupalı turistler gibi görürsek, aynı muameleye tabi tutarsak gelecekte işimiz sinek avlamak olur.
Turizmi ne kadar önemsiyoruz, turiste ne kadar değer veriyoruz.
Dünyada eşi ve benzeri olmayan Sümela Manastırı kaç yıldır kapalı.
“Karşıdan seyir terasından izlesinler ” mantığı yanlıştır.
Avrupa’nın bir ucundan gelen turist Sümela Manastırı’nı karşıdan izlemek için gelmez.
Arap turist Uzungöl’de trafik keşmekeşliğini yaşamak için gelmez.
Diğer dünya ülkesi insanları yazın ortasında ortadan bölünen Maraş Caddesi’ndeki taşların üzerinden atlamak için gelmez.
Bu mantık değişmeli.
Bu anlayış değişmeli.
Alt yapı ve üst yapıyla turizme ne kadar hazırız.
Turizm sezonunun tam ortasında caddelerde çukur açılmaz.
Tanıtıma ne kadar önem veriyoruz.
Arap turistler son şansımızdır.