Çoluk çocuk bir hengamedir bağlar ve bahçelerde oynamaya doyamayacaklar. Yaşam bu bazılarına yaşama sevinci bahşedilirken, bazılarına hayat o kadar da cömert davranmıyor. Tarla kenarlarına yığılmış çalı çırpı toplanarak yakılacak: Etrafta kalmış çör çöp yakılmayı bekleyecek. Belki konunun bir an önce bu çalı çırpıyı yakmakla işe başlanması hayra yorulacak. Gerisi mi sormayın gitsin. Budamalar tamamlanmış ağaçlar ilaçlanmış. Yine küçümsemeyin atalarımız boşuna söylememişler, “bakarsan bağ, bakmazsan dağ” olur diye.
Bunlar bir yerde bağ ve bahçeye başlangıçtır. Kim bilir kaç kişi hayatın yenide kuruluşuna şahitlik edemeyecek. Başarı göremeyecek ancak görebilenlere selam olsun. Duvarın dibine seraser uzanmış tekir bile bu keyiften bir şey anlamamış hele de fındıklıklarda koşup günlerini gün etme peşindeler.
Köyün emanete kalmış fındıklıkları birileri tarafından kendi malıymış gibi sorgusuz sualsız bahçeye yayılan çoban çevreye verdiği zarardan umursamadan gününü doldurmanın peşinde. Bazen dudakları arasına sıkıştırdığı cigarasını öyle bir içten çekişi var ki seyrine doyum olmaz. Kenardan duruma katılan şahıslar olup bitenin farkında değilmiş gibi çobanı kendi ruh haliyesinin girdaplarında kendi yalnızlığına terk edip sessiz sedasız çekiliyorsunuz.
Güneşin o vakur duruşu, her şeyi kendi kontrolüne alışı ve yavaş yavaş yaprak tomurcuklarının sökülüşü ilahi bir kudretin billur çiğ tanelerine dönüşümü her şey yerli yerinde bir nizam, intizam var. Bahçeler çoktan tarlaların yaşam değil sanırım bu da hayatın başka bir tarafı, ne de olsa yaşanacak bir ömür. Aklıma Menduh Şevket Esendal’ın “yanyana dizilmiş küçük su kabarcıkları düştü, insanın ömrü olmalı da yaşamalı.