“Bayrağa Uzanan El Millete Uzanmıştır”

Bazıları için bayrak, rüzgârda dalgalanan sıradan bir kumaştır. Bizim içinse bayrak; bir milletin kalbinin attığı yerdir. Türk Bayrağı, yalnızca kırmızı ve beyazdan ibaret değildir. O kırmızıda Çanakkale’nin toprağı vardır, Sakarya’nın nefesi vardır, Dumlupınar’ın son kurşunu vardır. O beyazda ise anaların duası, şehitlerin kefeni, bu topraklara düşen genç ömürlerin sessizliği vardır.

Abone Ol

Türkler bayrağı sadece sevmez; bayrağa bağlanır. Çünkü bu topraklarda bayrak, önce canla yoğrulur, sonra göndere çekilir. Bu yüzden Türk Bayrağı’na uzanan her el, aslında bir sembole değil; tarihe, hafızaya ve ortak vicdana uzanmış olur.

Geçtiğimiz günlerde Nusaybin’de Türk Bayrağı’na yönelik yapılan saldırı da tam olarak budur. Bu yapılan, bir protesto değil; bir ifade özgürlüğü değil; masum bir öfke anı hiç değildir. Bu, doğrudan bu milletin ortak değerine, birliğine ve varlığına yönelmiş açık ve net bir saygısızlıktır.

“Vatana ihanetin nedeni olmaz. Er yada geç bedeli olur.” Bayrağa saldırmak, sadece bir devletin değil, o devletin altında yaşamayı kabul etmiş milyonların onurunu hedef almaktır.

Şunu herkesin net biçimde bilmesi gerekir: Türk Bayrağı, herhangi bir siyasi görüşün, ideolojinin ya da geçici tartışmanın malzemesi değildir. O bayrak; Nusaybin’de de bayraktır, Edirne’de de. Dağ başında da aynıdır, şehir meydanında da. Kimsenin hırsına, öfkesine ya da karanlık hesabına kurban edilemez.

Bu topraklarda bayrak sevgisi öğretilmez, yaşanır. Çocuk, bayrağı ilk kez okul bahçesinde görür; ama ne olduğunu evde öğrenir. Dededen kalma bir hikâyede, ninenin gözyaşında, askere giden bir evladın arkasından sessizce kapatılan kapıda öğrenir. O yüzden Türk Bayrağı; sadece devlet binalarında değil, köy evlerinin duvarında, kamyon aynasında, bir şehidin tabutunun üzerindedir.

Nusaybin’de yapılan saldırı, aslında en çok orada yaşayan, bu ülkenin ekmeğini yiyen, havasını soluyan insanlara zarar vermiştir. Çünkü bayrağa yapılan her saygısızlık, toplumsal barışı değil; ayrışmayı büyütür. Oysa bu bayrak, ayrıştırmak için değil; birleştirmek için vardır.

Türkler için bayrak, sadece savaş zamanında anlam kazanmaz. Barışta da bir duruştur. “Buradayım” demenin en sade, en onurlu hâlidir. Ne kimseye üstünlük taslamak için vardır ne de başkasını incitmek için. Ama söz konusu bayrak olduğunda, bu millet susmaz. Çünkü bayrağa sessiz kalan, kendine sessiz kalmış olur.

Tarih bunu defalarca göstermiştir. Bayrağı yere düşen milletler ayağa kalkmakta zorlanmıştır. Ama Türk milleti, bayrağı düştüğünde eğilip alan, tekrar göndere diken bir millettir. Nusaybin’de yaşanan da unutulmayacak; ama cevabı da milletin sağduyusu, hukuku ve ortak vicdanı olacaktır.

Şunu açıkça söylemek gerekir: Türk Bayrağı’na kimse saldıramaz. Çünkü o bayrağın arkasında yalnızca bir devlet değil, binyılların biriktirdiği bir millet durur. Ardında Malazgirt vardır, İstanbul’un fethi vardır, Kurtuluş Savaşı vardır. Ardında adı bilinmeyen ama toprağı vatan yapan milyonlar vardır.

“Bayrak Namustur.” Namusa göz dikenin ne nefesi kalır, ne gölgesi…Bayrak düşerse, millet düşer. Millet ayaktaysa, bayrak hep yüksektedir. Türk Bayrağı bu yüzden sadece bir sembol değil, bir yemindir:

“Bu topraklarda varız, buradayız ve buradan vazgeçmeyiz.”

Ve herkes bilsin ki; bu bayrak rüzgârla değil, yürekle dalgalanır.

O yürek attıkça, Türk Bayrağı’na, Milli ve manevi değerlerimize hiç kimse el ve dil uzatamaz.

Ne Mutlu Türküm Diyene.!