Bazı hikayeler bitmeden başlar

Hayatta bazı karşılaşmalar vardır.

Abone Ol

Ne planlanmıştır.
Ne beklenmiştir.
Ne de insan, o gün evden çıkarken hayatının yönünün değişebileceğini düşünmüştür.

Sadece bir tesadüftür.

Belki bir selam,
Belki kısa bir sohbet.
Belki de iki yabancının göz göze geldiği birkaç saniye

Ama bazen ömür, işte o birkaç saniyenin içine sığar.

Adam da öyle oldu.

Onu ilk gördüğü anda ne mesleğini düşündü ne makamını ne de geçmişini.

Sadece içinden geçen o tuhaf hissi fark etti.

Sanki yıllardır tanıyormuş gibi bir yakınlık,

Sanki çok uzaklardan gelen tanıdık bir ses,

İnsan buna bazen "elektrik almak" diyor.

Ben buna ruhların birbirini tanıması diyorum.

Sonra zaman geçti.

Bir kahve,
Bir çay

Bir kahve daha
Saatlerce uzayıp giden sohbetler,

Birbirlerini ziyaret ettiler.

Saatlerin nasıl geçtiğini anlamadılar.

Konuşacak konu hiç bitmedi.

Sessizlikleri bile konuşmalar kadar güzeldi.

İnsan bazen birinin yanında hiçbir şey yapmadan mutlu olabiliyormuş.

Sanki ikisi de birbirlerine iyi geliyormuş gibi

Huzur buluyorlarmış gibi

İkisi de bunu keşfetti belki de.

Ama mutluluğun içinde küçük bir korku vardı.

Çünkü bazı insanlar, mutlu olmaktan çok, o mutluluğu kaybetmekten korkar.

Adam da öyleydi.

İçinde sakladığı bir gerçek vardı.

Her güzel sohbetten sonra aynı düşünce gelip oturuyordu yüreğine.

"Acaba o soru ne zaman gelecek?"

Çünkü biliyordu.

Bir gün mutlaka gelecekti.

Ve geldi.

Bir Temmuz sabahı.

Kadın uzaktan sordu o soruyu

"Durumunuz nedir?" diye

İşte zamanın durduğu an buydu.

Saatler çalışıyordu.

Kuşlar ötüyordu.

Hayat akıyordu.

Ama adamın içinde her şey sustu.

İnsan bazen iki kelime arasında koskoca bir ömür yaşar.

O da yaşadı.

O anda isterse yalan söyleyebilirdi.

Eksik anlatabilirdi.

Gerçeği eğip bükebilirdi.

Belki her şey daha kolay olurdu.

Belki o güzel günler devam ederdi.

Belki kadın hiçbir şey öğrenmezdi.

Ama insan, en çok saygı duyduğu kişiye yalan söyleyemezdi.

Çünkü yalan, önce söyleyeni küçültür.

Adam bunu biliyordu.

Kadına duyduğu saygı,

Kendisine duyduğu saygı,

Ve vicdanı...

Üçü bir araya geldi.

Doğruyu söyledi.

Bazen doğrular insanı mutlu etmez.

Ama insanı insan yapar.

Kadın sustu.

Uzun süre konuşamadı.

Titreyen sesiyle yalnızca tek kelime söyledi,

"Üzgünüm..."

O iki kelime, belki de bin cümleden daha ağırdı.

Çünkü içinde belli ki kırgınlık vardı.

Hayal vardı.

İmkânsızlık vardı.

Ve biraz da çaresizlik.

Adam ise sustu, birkaç kez derin bir nefes çekerek, kırılan umutlarını içine gömerek yavaşça konuştu.

"Ben senden hiçbir zaman imkânsızı istemedim.

Hayatına yük olmak da istemem.

Yeter ki beni kötü hatırlama.

Bazen bir mesajla...

Bazen bir selamla...

Bazen de yılda bir kez hâlimi hatırımı sorman bile bana yeter.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza sahip olmak için değil, var olduklarını bilmek için girer."

İşte gerçek sevgi biraz da budur bana göre.

Sahip olmak değildir.

Zorlamak değildir.

Israr etmek değildir.

Karşındaki insanın huzurunu, kendi mutluluğunun önüne koyabilmektir.

Bazen en büyük sevda, elini tutmak değil,

Gitmesi gerekiyorsa sessizce yol vermektir.

Çünkü sevgi, "Benim ol." demek değildir.

"İyi ol." diyebilmektir.

Hikâye burada bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Bazı hikâyeler kavuşunca değil,

Ayrı kalınca başlar.

Belki bir gün yolları yeniden kesişecek.

Belki hiç kesişmeyecek.

Belki sadece aynı gökyüzüne bakıp birbirlerini hatırlayacaklar.

Belki kısa bir suskunluktan sonra yeniden birbirlerinin gözlerinin içine bakacaklar.

Ama adam artık şunu biliyor.

Hayat bazen insana bir insan gönderir.

Onunla ömür geçirmek için değil,

Kalbine, hâlâ sevebildiğini hatırlatmak için.

Ve bazı Temmuz sabahları vardır.

Takvimde yalnızca bir gün gibi görünür.

Oysa insanın içinde, bir ömür kadar sürer.