İnce belli bardağın içindeki tavşan kanı kızıllık, bozkırın gün batımıdır da, her yudumda güneşin dağların ardında bıraktığı o masum kırmızıyı içeriz.
Gelenin sevincine, gidenin hüznüne; Halihazırdadır ocakta demlik. Ve bir dost kalbi gibi sımsıcaktır avuçlarımızı ısıtan o cam. Samimiyetini saklamaz, apaçıktır niyeti...
Şeffaftır çay!
Saklısı gizlisi yoktur, rengini de kederini de dışarı vurur.
Kelimelerim kifayetsiz kaldığı anlarda cümleler yük olur ya insana, ocakta tüten nazlı duman feryadıdır, birikenlerin, dile gelmeyenlerin... Boğazımızda düğümlenen hıçkırıkların en zarif anlatıcısıdır.
Bozkırın ortasında veyahutta bir evin kuytu köşesinde, çay, yalnızlığın yegâne panzehiridir.
Fokurdayan su, "buradayım" diyen bir yaşam enerjisidir.
Şekerin kristal sesinde eriyip gidişi gibi, günün yorgunluğu çözülür sıcaklığında.
Çayın olduğu yerde acele yoktur; Çay, demlenirken zamanı durdurur çünkü.
O daracık boğazlı bardaktaki her damla, sılaya duyulan hasretin vuslata ermesidir sanki. Bardaklar tazelendikçe umutlar da tazelenir çünkü. Zira çay, "henüz bitmedi" demek, hâlâ anlatılacak bir hikâye, paylaşılacak bir dert var demektir.
"Çay koydum gel" daveti dünyadaki bütün kapıların size açılması, gönül hanesine buyur edilmesidir; Davete icabet ise, yalnızlığı paylaşmak,
suskunluğu en yanık kelama dönüştürmek ve
demlemektir, dünü, bugünü, yarını...
Sevgili okur...
Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz yazar Mustafa YILMAZ KAR ağabeyin ÇAY kitabı, her ne kadar çayın doğuş hikayesini anlatsa da, bir bardak çay ile ne çok şeylerin paylaşılabileceğini anlatan bir eser.
Bir yudum çay ile, birleşir gönüller, tamir edilir kırılan kalpler.
En güzel vesiledir "Çay" birbirini anlamaya, yürekleri perçinlemeye.
Dünya sürgününü tamamlayan, ÇAY'ın kültürümüzdeki önemini her platformda anlatan, sn. Mustafa YILMAZ KAR'a bir kez daha Allah'tan rahmet diliyoruz.
Demli bir hüzün bıraktın bardağımıza Mustafa ağabey...
Saygı ve Muhabbetle