BİR CEVABIM OLSUN!
Yazısında ‘Ahlaksızlar’ ifadesini kullanmasa yine de cevap vermeyecektim. Bu ifadeyi kullanmak bu kadar kolay olmamalı.
Mesele cemiyet seçimi ya da Başkanlığımız değil.
Gazeteciler Cemiyeti Başkan adaylığım için beni meslektaşlarım, STK’lar, Bürokratlar ve Siyasetçiler teşvik ettiler.
‘Zamanı geldi’ dediler. Hatta, duygusalım işimin zor olacağını söyledim.
Bakan Süleyman Soylu bey dahil seçim sürecinde şunu aktardım ‘30 yıldır sandığa girenleri yazdım. Onlarca vekil ve Bakan ve Başbakanla söyleşi yaptım. Ama seçim işi ne zor işmiş.’
Adaylıktan kaçacak yerim olmadığı için de girdim. Birlik olsun diye paralandım. Olmadı. Kısa sürede güzel işler de yaptık.
Seçim sonrasında tüzüğün verdiği yetkiyi kullandığımız için Cemiyetimizin üyesi Sayın Ali Öztürk rahatsız oldu. Olabilir, eleştirebilir de.
Fakat, ‘Gaspçı ve işgalci’ dedi basın özgürlüğü dedik!
Ama ahlaksızlık falan dediğinde de susarsak Yusuf Turgut ve 35 yıllık mesleğimin bana verdiklerini bu meslek bana haram eder.
Öztürk’le benim bir meselem yok.
Ama ne tesadüfi mi onun Dr. Erdem Şen ile İbrahim Usta ile Murat Taşkın ile Yusuf Turgut ile Ahmet Sarı ile meselesi var!
Tesadüfi mi?
Bu yazıyı Cemiyet Başkanı olarak yazmıyorum.
Sadece ‘susma konuş’ dediği için kaleme alıyorum.
Seçim sonrasında duruşumuzu tartıştı.
İstifa eden Nedim Mollaveisoğlu’na seçim öncesi ve sonrasında tek bir sözüm yoktur, kongre ve sonrasında gördüğüm de yoktur. Dilekçedeki imzası kendisinindir.
Meslekle ilgili bir örnek de vereyim, Enis Yıldırımla ilgili bir haberden ötürü hukuki sorun çıktığında cemiyette ki kınamaya ilk ben gitmiş ve yanında oturmuş, duruşumuzu da göstermişizdir.
Cemiyet seçimi öncesinde ağır bir yazı yazmış cevap vermemişimdir.
Sayın Öztürk’te ‘Her yeri ben yöneteceğim’ arzusu tehlikeli boyuttadır.
Bunu geçmişte ANAP, MHP içinde yaptı, AK Parti için de sürekli olarak yapmak istedi, başarılı olamadı, son dönemde AK Partide kısmen yol aldı. TGC’nin ödül törenini fırsata çevirmek istedi.
Ali Öztürk bazı isimleri düşman olarak belliyor. Düşmanlığı gerektirecek bir durum yoktur, eleştirini yapasın geçersin.
Bir kenti yönetme peşinde isen de siyasete girersin olur biter.
Korku salmanın anlamı yoktur.
Bu kentin sivil toplum örgütlerinin başkanlarının baskı altına alınmasını izlemek ve görmek beni üzüyor. Onlara tek şunu söylüyorum, korkmayın.
Cemiyet seçimlerinden 2 gün önce ki ödül töreninde kürsüden, bizimde hareketini tasvip etmediğimiz(Oylarımı ciddi şekilde düşürdü) İletişim fakültesi öğrencisi kız için ‘Tüzükte varmı da ona ödül verdiniz’ diyeceksiniz, 5 gün sonra aynı tüzükle Yönetim Kurulu Başkanı seçilen isme ise ‘gaspçı’ diyeceksiniz. Kaldı ki KTÜ kollektif üyelerine 5 yıl önce övgü dizen de Ali Öztürk.
Yusuf Turgut’un arkasında kim var ya da ‘Neden önce Hikmet Aksoy dedi de vazgeçtiyi’ sorgulayacaksınız, biz hiçbir şeyi sorgulamayacağız!
Kendi tüzüğümüzü dahil.
İnsaf yahu.
Bitiriyorum,
1-TGC Başkanlığı önemli bir makamdır. Ama ne maddi ne manevi olarak böyle
bir makama ihtiyacım yoktur.
2-Hak etmediğim yere gelmem
3-Hukuka saygılıyım, hukuk ne derse onu yapacağım.
Şunu da yazmak isterim.
Öztürk benimle ilgili bir hafta yazı yazdı. Bir haftada arayanlar çok sayıda iddiadan söz etti. Onları bugün yazmadım, bundan sonra da yazmayacağım.
Çünkü basın kavgalarından hem kent, hem Trabzonspor hem de bizim camia yoruldu.
Son söz, bana ‘konuşsana Yusuf Turgut’ dedin, ben de ‘dur artık Ali Öztürk’ diyorum..