Akıl-baliğ olduktan sonra bir gün yolu şehir kütüphanesine düştü. Orada karşılaştığı “Çalıkuşu”yla çitlembik ağaçlarının ardına düştü. Ondan sonradır ki ilk gençliğinin geçtiği babasının mahalle bakkalında, Terme şehir kütüphanesinden taşıdığı kitaplarla kendine yeni bir dünya kurdu. Uzun yıllar bu dünyanın başkanı da vatandaşı da kendisi oldu.
Bu dönemde muhayyilesini yoğuran başka bir şey de TRT’nin o meşhur radyo tiyatrolarıydı. Her sabah sabırsızlıkla beklediği “Arkası Yarın”lar, onun ruhuna, Akşehir Gölü’ne maya çalan hoca hesabı sanat mayası çaldı. Ancak onun için gerçek sinema pazar akşamlarındaydı. Türk ve dünya klasiklerinden devşirme radyo sinemaları; onu, edebiyata, bu sefer kulaktan bağladı. Tabi bu edebî atmosfer, salt radyo yayınlarıyla sınırlı değildi. Huzurun ve sükûnetin ses kaydı olan kasetler de onun dimağını besliyordu. Yine pencere önünde el işi ören annesiyle dinledikleri Şeyh Şamil, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Akşemseddin gibi menkıbeler; ona fark ettirmeden dünyasına maneviyat serpiştiriyordu."
Bir biyografi metni ancak bu kadar güzel ve şiirsel olur. Kitapların ikliminde okuyarak, fikrederek ve neticede yazarak geçen bir hayat ancak böyle güzel ifade edilir. Bir hayatın izdüşümü ancak bu kadar isabetli düşer satırlara. Şiir desen şiir değil, nesir (düzyazı) desen nesir değil, belki "şiirle nesir arasında şiire banılmış satırlar" dersek daha doğru olur.
"Bir Enver Masalı" romanı Osmanlı Devleti'nin sancılı dönemlerine ışık tutuyor.
"Bir Enver Masalı" romanı Osmanlı Devleti'nin o sancılı son dönemlerine ışık tutuyor. Bu dönemin en çok konuşulan ve tartışılan figürlerinden biri olan, bazılarınca hain, bazılarınca da büyük hürriyet ve halk kahramanı ilân edilen Enver Paşa merkeze alınarak onun etrafında tarihsel bir kurgu inşa ediliyor. Benzerlerine pek benzemeyen, özgün bir kurguya sahip olan bu biyografik roman I. ve II. Meşrutiyet dönemlerine götürüyor okuyucularını. Yazar Şavlığ, okuyucusunu o dönemlerde gezdirmekle kalmıyor, o dönemi iliklerine kadar yaşatıyor okuyucularına. Romanın en büyük başarısı da bu bence. Çünkü Enver Paşa'yla ilgili çok şey söylendi ve yazıldı. Bize daha çok enteresan gelen, onun normal (sivil) hayatta takındığı tutum ve davranışlardır. Ötesini zaten tarihten öğrenebiliyoruz.
"Bir Enver Masalı"nda, üst düzey bir asker olan ve Osmanlı İmparatorluğu'nun akışını değiştiren Enver Paşa'nın yanında, hayatın olağan akışında bizim gibi meziyetleri ve zaafları da olan sade insan Enver Paşa'yı da görüyoruz. Belki sıradan insan reflekslerine de sahip olan bu hayatın içindeki Enver Paşa'yı (şahsen) daha çok seviyor ve kendimize yakın buluyoruz.
"Bir Enver Masalı"nı okuyunca görüyoruz ki yazar Onur Emrullah Şavlığ, roman kahramanına mesafeli bir yerde duruyor. Onu ne göklere çıkarıyor ne de yerin dibine batırıyor. Roman içerisinde bazen ona yaklaştığı, bazen de ondan uzaklaştığı bölümler olmuyor değil. Fakat tarihin vereceği hükmü kendisi vermiyor, bu hataya düşmüyor. Çoğumuzun malumu olan tarihî gerçekler roman tadında okuyucuya yansıtılıyor. Olması gerektiği gibi romanı güzelleştiren ve edebî kılan konusu değil, anlatım biçimi (üslûbu) oluyor. Bu üslûp romanı daha akıcı, ilgi çekici (merak uyandırıcı) ve okunur kılıyor.
"Bir Enver Masalı", roman kahramanı olan Enver Paşa'nın tarihteki yerini ve önemini anlatan kuru bir tarih anlatısı değil. Aksine Osmanlı'nın son dönemlerinde vazife alan üst düzey bir askerin hayata karşı vermiş olduğu mücadele ve o mücadelenin çeşitli safhaları edebî bir kisveyle okuyucuya aktarılıyor. Hem bir tarih kitabı hem de roman okuduğunuzu aynı anda hissediyorsunuz. Yazar Şavlığ bunu fevkalâde başarıyla gerçekleştiriyor.