Bir Gün Değil, Hergün Kadınlar Günü

Dünyada gördüğünüz her şey, aslında kadınların eseridir. Çünkü Kadınlar Toplumun Mimarlarıdır. Dünyanın yarısı kadındır; diğer yarısı ise kadınların dünyaya getirip yetiştirdiği insanlardan oluşur. Kadın her şeyden önce insandır. Neşet Ertaş’ın söylediği gibi: “Kadınlar insandır, biz insanoğlu…”

Abone Ol

Kadınlara kadın-erkek ayrımcılığıyla değil, insani değerlerle bakmalıyız. Kadın; annedir, kız kardeştir, evlattır, eştir, ailedir. Kadın koruyucudur, emekçidir, üretkendir. Buna rağmen ne yazık ki kadınlar, hâlâ erkek egemen anlayışa karşı seslerini duyurmaya çalışmak zorunda kalmaktadır.

8 Mart’ın hikâyesi de aslında bu mücadelenin bir parçasıdır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün temeli, Amerika’nın New York kentindeki bir tekstil fabrikasında, ağır çalışma koşullarına ve düşük ücretlere karşı hak arayan kadın işçilerin yaşadığı acı bir olaya dayanır. Haklarını talep ettikleri için hayatlarını kaybeden kadınların anısını yaşatmak amacıyla ortaya çıkan bu gün, daha sonra Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan edilmiştir.

Yani 8 Mart, yalnızca bir kutlama günü değil; kadınların toplum içinde daha güçlü olabilmesi, haklarını savunabilmesi ve eşit bir yaşam sürebilmesi için verilen mücadelenin sembolüdür.

Dinimiz de kadına büyük değer vermiştir. Kadının başına ayet, ayağının altına cennet koyulmuştur. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde “Kadınlar size Allah’ın emanetidir.” buyurmuş; “Cennet annelerin ayakları altındadır.” hadisiyle de kadının toplumdaki yerini ve değerini en güzel şekilde ifade etmiştir.

Türkiye’de ise kadınlara birçok ülkeden önce önemli haklar verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, 5 Aralık 1934’te yapılan anayasa ve seçim kanunu değişikliğiyle Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu, yalnızca Türkiye için değil, dünya için de önemli bir adımdır.

Kadına saygı, Türk töresinin de temel değerlerinden biridir. Binlerce yıllık Türk tarihinde kadın her zaman değerli ve saygın bir konumda olmuştur. Türk töresinde kadın, erkeğin yanında ve onunla eşit haklara sahip bir yere sahiptir. “Hanım” kelimesinin “Han” kelimesinden türemesi bile kadına verilen değerin bir göstergesidir.

Ancak günümüzde kadınlara yüklenen sorumluluklar çoğu zaman çok ağırdır. Kadından en iyi anne, en iyi eş, en iyi çalışan, en bakımlı ve en güçlü birey olması beklenir. Ailenin sorumluluğunu, yükünü ve sıkıntılarını çoğu zaman omuzlayan yine kadındır.

Ne yazık ki tüm bu çabalara rağmen, kırılan, incinen, şiddete maruz kalan yine kadınlardır. Baskıya uğrayan, aşağılanan, tacize ve şiddete maruz kalan, savaşların en ağır acılarını yaşayan çoğu zaman yine kadınlardır. Daha birkaç gün önce görev yaptığı yerde hayatının baharında katledilen kadın öğretmen de bu acı tablonun unutulmayacak örneklerinden biri olarak hafızalarımıza kazınmıştır.

İş hayatında, sosyal hayatta ve siyasette kadınlar büyük bir mücadele vermektedir. Ancak aynı koltuğa ulaşabilmek için çoğu zaman erkeklerden daha fazla çalışmak zorunda kaldıkları da bir gerçektir. Tarih boyunca erkek egemen toplumlarda, kadınlar çoğu zaman siyasetin ve güç mücadelelerinin malzemesi hâline getirilmiştir.

Oysa kadınların toplumda hak ettiği yeri alabilmesi için gereken güç yine kadınların kendisinde vardır. Bütün bu zorluklara rağmen kadınlar, adeta zümrüdü anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmayı başarırlar. Çünkü kadın hayatın varoluş sebebidir, yeniden diriliştir.

Bu yüzden kadın bir gün değil, her gün özeldir. Kadını yılın yalnızca bir gününe sığdırmak mümkün değildir. Kadın, erkeğin rakibi değil; dünya hayatının ortağıdır.

Geçmişte izi, bugün emeği, gelecekte katkısı olan kadınlar toplumun mihenk taşıdır. Unutulmamalıdır ki bir toplumun gerçek gücü, kadınlarına verdiği değerle ölçülür.

Bir gün değil, her gün Kadınlar Günüdür.

Çünkü her kadın emekçidir.

Ve her kadın kendi hikâyesinin kahramanıdır.

Bu arada;

“Kadın kadının kurdu değil, kadın kadının yurdu olmalıdı.”