Biz’de Kırmızı, Suriye’de Yeşil!

Hiç uzatmadan, evelemeden gevelemeden, en sona kayıt edeceğimizi en başa alarak, atasözü ile özetleyip yazalım mı? Yaz gitsin! Suriye’de de; “At izi, it izine karışmış.”

Abone Ol

Hem de öyle bir karışmış ki, “Kardeş Esad’dan, düşman Esed’e” devşirilen, devrik Suriye Devlet Başkanı’na bile rahmet okutacak kadar!

İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’in hatırlatarak gündeme taşıdığı ve Türkiye’nin “Hain-terörist” kategorisinde başına 20 milyon TL ödül koyarak kırmızı bülten ile aradığı Sipan Hemo lakaplı Semir Aksu, Suriye’de Savunma Bakan Yardımcısı olmuş.

Türkçesi, “Bizde kırmızı olan, Suriye’de yeşil sayılmış!”

Tıpkı trafikteki gibi, “Kırmızı dur, yeşil geç!”

Turhan Çömez’de haklı olarak; “Adam belki de bir gün ülkemize gelecek, kırmızı halı ile karşılanacak” diyerek endişesini dile getirmiş.

Hadi “en başa” dedik ama sona da; “Ortadoğu’da sap ile saman zaten birbirine karışmış” diyerek, “Kimin dost, kimin düşman olduğu bile belli değil” yazalım mı?

Yine, Yaz Gitsin!

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN…

Fındık ile üretici, sanayici ve ihracatçı olarak iştigal eden, şimdilerde ise Ulusal Fındık Konseyi Başkanlığı’nı yapan Cem Şenocak’ın; “Ayrı bir destekleme modeli geliştirilmesi gerekiyor.” önerisini önceki gün paylaşmıştık.

2009’dan beri uygulanan Alan Bazlı Destekleme sistemi içinde, fındığın sadece ekonomik değil, aynı zamanda yöre insanını toprağına bağladığı için sosyal bir ürün olduğu gerçeğinden hareketle özellikle Ünye’nin doğusunda kalan kesim için farklı ve ayrıcalıklı bir şekilde uygulanma önerisini hayata geçirmek Doğu Karadeniz elzemdir.

Önceki günkü yazıda, “Ürün bazlı destek” ilgili düşünceler Sayın Şenocak’a değil, sektörün önemli kısmında da karşılık bulduğu için bana aittir.

Bundan hareketle Sayın Şenocak’ın hassasiyet göstererek gönderdiği; Ürüne desteğin doğru olduğunu savunmuyorum. Ürüne destek dendiği zaman bunu her bölgeye verirler. Bizim derdimiz, isteğimiz eğimli arazide bahçesine bakan üreticinin desteklenmesidir” açıklamasını paylaşıyorum.

ŞİLİ’DEKİ, 60-70 BİN TON İÇ FINDIK…

Anlaşılan o ki, yoğun gündemin hızlı bir şekilde akıp gitmesi, birkaç kez kontrol etme şansımız olmasına rağmen yazdıklarımızda da ben diyeyim “Eksiklik”, siz söyleyin “Yanlışlık” yapıyor.

Tıpkı önceki gün, Güney yarım küredeki Şili’de haşatına başlanan fındıkla ilgili olarak, “Şili’de bu yıl geçen yıl ile hemen hemen aynı miktarda, 60-70 bin ton fındık olduğu söyleniyor” tespitimiz ile “İç fındığı” kast ettiğimizi belirtmememiz gibi.

Bu arada Şili ile ilgili değişik kesimlerden de gönderilen farklı rekolteler bulunduğunu, bunların da 105 bin ila 120 bin ton kabuklu fındık olduğunu da ifade edelim.

Yeri gelmiş iken, Şili’de fındık adına olup bitenleri önümüzdeki süreçte çok daha detaylı paylaşacağız. Hele bilgiler bir gelsin!

BU BİR HABERDİR…

Fındığın İçler Acısı!

Batı Karadeniz’de yayınlanan gazetelerden birindeki şu haberi, “baştan sona piyasadaki fiyat hareketleri” bağlamında noktasından virgülüne kadar dokunmadan değerlendirme için paylaşıyorum:

“Batı ve Doğu Karadeniz’de fındık piyasasında üreticilerin beklentilerinin altında seyreden fiyatlar yeni haftaya da değişmeden başladı.

Rekolte tartışmaları erken başladı ve belirsizlik sürüyor.

Geçtiğimiz yıl Eylül’de 340 TL’ye kadar çıkan fiyat, Aralık’ta 270 TL’ye, ardından 230 TL’ye kadar gerilemişti.

2025 yılını yaklaşık 300 TL seviyesinde kapatan fiyatların 2026’da yükseleceği beklentisi gerçekleşmedi.

Ocak ve Şubat aylarını 230 TL’de kapatan fiyatlar Mart’ta 220 TL’ye düştü. 16 Mart itibarıyla Düzce, Sakarya, Kocaeli, Akçakoca, Samsun, Ordu ve Giresun’da 50 randıman kabuklu fındık 220-230 TL arasında işlem görüyor.”

DÜNDEN BUGÜNE

Bundan 11 yıl önce, Şubat 2015’de; “Tasarrufa düşman devlet” başlığı atarak dert edinmişiz!

“Aynı hamam, aynı tas” misali değişen de pek bir şey olmamış zaten!

Tasarruf aynı zamanda bir medeniyet ölçüsüdür.

Çünkü geleceğini düşünerek kaynaklarını üretime tahsis eden toplumlar ve onların oluşturduğu devletler tasarruf ederler.

Bu rakam kazançlar üzerinden dünya standartlarında asgari yüzde 23'tür.

Türkiye'de ise göstermelik olarak yüzde 12-13'lerde olduğu söylenip duruluyor.

"Göstermelik" diyorum çünkü bırakın tasarruf etmeyi, geleceğinin 5-10, hatta 15-20 yılını satmış bir toplum söz konusu.

Ev, araba, tüketici veya ticari kredilerle bankalara borçlanarak.

Nedeni de, devlet eliyle üretmeye değil, tüketmeye meylettirilen bir toplum söz konusu da onun için.

Adeta, tasarrufa düşman bir devlet ve onun toplumu…

YİNE BAYRAMLAŞAMADIK…

Ben diyeyim “İslâm”, siz söyleyin “Müslüman”, onlar desin, “Ortadoğu.”

Bu coğrafya da bir bayram daha kan ve gözyaşı içinde geldi çattı!

Oysa bu bayramı İranlı, şair, filozof, matematikçi ve astronom da olup, rubaileri ile hayatın anlamını sorgulayan Ömer Hayyam’ın (1048-1131) şu dizelerine mazhar olan insanlar gibi karşılayabilseydik!

“Sevgili bir başka güzelsin bugün,

Ay gibisin pırıl pırıl gülüşün.

Güzeller bayram günü süslenir,

Seninse bayramları süsler yüzün.”

*

Ama yine olmadı!

Yine, “Bayram gelmiş neyime,

Kan damlar yüreğime” bestesi, acı nağmelerle dolu bir güfte ile çöktü kaldı içimize!

“Bayramlar bayram ola” türküsü bile çok görüldü…

Görüldü yaa!

Bir türlü Ömer Hayyam’ın dizelerine;

“Bayramdan bayrama güzelleşen değil,

bayramları bile güzelleştiren insanlar

Bayramınız mübarek olsun” diye karşılık verip, “Uzat ellerini bayramlaşalım” diyemedik!

KISSADAN HİSSE

Zekâya değil, ahlâka…

Müşteriyi kazıklamanın; Ticari Zekâ…

Halkı sürekli kandırmanın; Siyasi Zekâ…

Ambulansın arkasına takılmanın; Pratik Zekâ…

Şike yaparak kazanmanın; Sportif Zekâ…

Suistimal etmenin; Kıvrak Zekâ… olarak algılandığı bir ülkenin, zekâya değil, ahlâka ihtiyacı vardır.

Aziz SANCAR