Bizim Mahallenin Cemaati Bol! (İmiş)

Bizim mahalle de (Gazetecilik-Basın-Medya) önce 1961, sonra 1971, daha sonra da ardı ardına sökün eden tarihlerin bir tarifi vardır. 1961’de 212 sayılı yasa ile hem özgürlük, hem de ekonomik olarak has bir ortam oluşunca, adına “Çalışan Gazeteciler Bayramı” dedik.

Abone Ol

Sonra 12 Mart 1971 muhtırası ile özellikle basın özgürlüğünü temin eden uygulamalar kısılmaya başlayınca, “Böyle bayram olmaz” diyerek, adını “Çalışan Gazeteciler Günü”ne çevirdik.

Ondan sonra da kuvvetler ayrılığı prensiplerini hiçe sayan yasama ve yürütme gücünü eline geçirenlerin bizim mahalleyi kendilerine payanda yapma hesap ve hedefleri “10 Ocak diye bir şey bırakmadı.”

O nedenle bizim mahalledeki meslek örgütleri 10 Ocak’ı doğal olarak unuttular.

Ama bizimkilerin aksine, dışımızdan basının gücüne yaranmak isteyenler 10 Ocak’ı adeta tekrar bayram havasına sokmanın çabası içine girdiler.

Ve de ziyaretli, kahvaltılı, yemekli, üstüne üstlük bir de hediyeli organizasyonlar için sıraya dizildiler.

Onlara diyeceğimiz yok.

Kendi hedefleri için bizim mahallenin ben diyeyim “Meslek”, siz söyleyin “Sivil toplum örgütlerinin” yerini aldılar.

Aldılar almasına da, “Basın Çalışanı” sıfatı ile davet ettikleri, içeri aldıkları, meslektaşlarımla aynı masaya oturttuklarının nerede ise yarısının Bizim Mahalle ile uzaktan yakından ilgisi yoktu ki!

Haklarını yemeyelim! Gelenlerin hatırı sayılır kısmı da davet edilmemişlerden oluşmuştu!

Bunların kimisi kahvaltı, kimisi de hediye kapmak için teşrif etmişlerdi!

Yeri gelmiş iken, hiç uzatmadan, evelemeden gevelemeden, halis niyetle yapılmış olsa da şu hediye verme işine artık bir son verilsin. Ki zaten o zaman gerçek basın çalışanları hiç değilse kahvaltı da ayakta kalmazlar, iki lokma atıştıracak masa bulurlar!

Haa, bir de çaktırmadan gelenlerin içinde “10 Ocak nedir? Çalışan Gazeteciler Günü ne demektir?” diye “Şaka ile karışık, Sadri Alışık” diye lâf ederek yaptığım yoklamalara “Cevap verebilen de yok denecek kadar azdı” dersem, daha iyi anlarsınız!

Demek istediğim, Bizim Mahalle’nin böyle zamanlarda bol cemaati var. Ama böyle zamanların ne olduğunu bilen yok denecek kadar az!

Nasıl mı?

*

Kıssadan hisse:

Halife Harun Reşid, Behlül’e, akşam camiye gitmesini ve namaza gelen herkesi yemeğe davet etmesini söyledi.
Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra hazreti Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıkageldi.

Harun Reşid şaşkınlıkla sordu:
-Akşam camiye bu kadar insan mı geldi?
Behlül, şöyle cevap verdi:
-“Siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri yemeğe çağır dediniz. Namazdan sonra cami kapısında durdum. Çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onları da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu. Ama namaza gelen bu kadarmış meğer!”

*

Yine de has işler var idi…

Hani halk arasında çokça, “Her şerde bir hayır vardır” denir ya!

Hem Trabzon-Ortahisar, Hem de Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin 10 Ocak organizasyonlarında “Eşyanın tabiatına uygun” hatta “Harika İşler” de olmadı değil.

Ortahisar Belediyesi’nin, basın tarihinin geçmişini hatırlatan gazete sayfalarından oluşan sergisi güzel düşünülmüştü.

Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin, “Geçmişten günümüze aramızdan ayrılanları” bir panoya koyarak vefa örneği göstermesi, bana Satır Arası Kitabımın “Yoldaşlarım” diyerek koyduğum birlikte çalışırken vefat eden meslektaşlarımı hatırlattı.

Yeri gelmiş iken, “Basının işi muhalif olmaktır” gerçeğinden hareketle eleştirilerde bulunduğumuzu ifade ettikten sonra, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya ve ekiplerine liderlik yapan meslektaşlarımız Elif Çavuş ile Ahmet Yoloğlu’na önce teşekkür, sonra da tebriklerimizi iletmez isek bir eksiklik yaratmış, ya da haksızlık etmiş oluruz.

CEMAAT, SEBAT GENÇLİK’DE YOKTU!

O ki, zamana ve mekâna göre 9-10 Ocak’da ki cemaatin bolluğundan DEM vurduk, 11 Ocak’taki yokluğundan da söz edelim.

Türkiye 3. Ligi, 3 Grupta 7 puanlık fark yaratıp emin adımlar ile şampiyonluğa koşan Akçaabat Sebat Gençlik, ikinci yarıya 11 Ocak Pazar günü kendi sahasında Karadeniz Ereğli’yi 4-0 yenerek başladı.

Başladı başlamasına da Bizim Mahalle’den Gazeteciler Günü organizasyonlarında oturacak yer bırakmayan cemaatçiler, Akyazı’daki basın tribününü benimle birlikte sadece 4 arkadaşa bıraktılar.

Bırakınca da, yanı başımızdaki tribünden sporsever bir dostumuzun, alaylı bir şekilde; “Dünküler nerede?” sorusuna cevap dahi veremedik”

Anlatabildik mi? Ey cemaat üyeleri ve kendini cemaatten sayanlar, yandan çarklılar!

GÜNAYDINNNNN!

Gazze’de barış kağıtta kalmış!

10 Ekim 2025’de gazetelere; “Gazze’de Barış Sağlandı” manşetini çekenlerin, dünkü (12 Ocak 2026) sayılarında, “Gazze’de barış kağıtta kaldı” başlığı atmalarına ne demeli bilmiyorum!

“Nerede kalacaktı?” diye sorsak mı?

Sonra da, “Sizin hiç tarih bilginiz yok mu?” deyip, ardına da, “İsrail ile yapılan hangi barış kağıtta kalmamış ki?” diye sorsak, acaba anlarlar mı?

Bunlar, hiç mi tarihe bakıp, tekerrürü görüp bilgi, gelecek adına da ibret almayı bilmiyor bunlar?

Kıssadan hisse, Mehmet Akif Ersoy’dan:

“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,

Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?

BİR KİTAP

Türkiye’de Basın Sansürü

O ki, 65 yıl önce kamuya daha iyi hizmet edebilmek için elde ettiğimiz kazanımları kaybetmemizden dem vurduk, bu kayıpların nasıl bir seyir izlediğini de öğrenmemiz gerekir.

Öyle ya, rahmet Uğur Mumcu’nun tarif ettiği, “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahipliğine” soyunmamız gerekiyor!

Merkezi İstanbul’da olan Gazeteciler Cemiyeti tarafından 45 yıl önce yayınlanan ve Alpay Kabacalı’nın hazırladığı “Başlangıçtan Günümüze, TÜRKİYE’DE BASIN SANSÜRÜ” adlı eserde, sansürün nasıl adım adım ilerletilerek, bugün basın özgürlüğünü kısıtlayıcı hale getirildiği anlatılıyor.