Acı bir şekilde frene basıp, unutmamak için kağıda not eyledim.
Şimdi de sizlerle paylaşıyorum.
Ne demek, “Anadan geçilir yardan geçilmez?”
Bunun için internette araştırınca şöyle bir ifadeye rast geldim:
"Genellikle Drama Köprüsü türküsüyle tanınan, “sevgiliye (yâr) olan tutkunun ve bağlılığın, anne de dahil olmak üzere dünyadaki her şeyden daha ağır bastığını” ifade eden bir sözdür.
Bu deyim, aşkın en yakın akrabalardan bile vazgeçirebilecek kadar güçlü bir duygu olduğunu vurgulamak için kullanılır.”
Yanlış kullanılıyor demek ki:
Çünkü bu dünya da her ne olursa olsun, her daim iyilik tarafında olacak şekilde tek vazgeçilemeyecek var ise o da ANA’dır.
“Cennet anaların ayağı altındadır” bunun için denmemiş mi?
Onun için bu ve buna benzer şekilde annenin önüne konan her türkü kaldırılmalı, söylenmemelidir.
Söylenirse ne mi olur?
Hani denir ya, “Birine kırk gün deli dersen deli olur” diye!
Onun için bu türküler kaldırılsın. Kaldırmasalar sakın dinlenmesin!
Dinlenirse! Kırk gün hesabı ve de cehennem azabı unutulmasın!
Ezcümle; doğrusu “Ana gibi yâr olmaz”dır.
KİM VURDU?
Roketler havada uçuşunca, adeta “sap ile saman birbirine karıştı!”
Neyin ne olduğunu, kimin ne yaptığını anlamak için adeta “kâhin olmak” gerekiyor.
Kâhinlik de kul işi olamayacağına göre, durup düşünmek ve karar vermek lazım.
Ama Allah’ın “insan” diye yaratıp, “akıl” ile verip, kullansın diye “irade” ile donattıklarından olunca, öyle veya böyle karar vermek de Adem oğluna kalıyor.
Bunun içinde:
Hamaney; “Türkiye ve Umman’a biz saldırmadık” diyor.
Trump; “İran elindeki roketlerle her yere saldırıyor” diyor.
NATO; dost ve müttefiklikten söz edip, ”Roketleri havada imha ettik” diyor.
İsrail; geçmişte yaptığı provakasyonların unutulduğunu sanıp, “Roketler bizden değil” diyor.
Azerbaycan; İran’ı kast ederek, “Onlar gönderdi” diyor.
Peki, sizce doğruyu kim söylüyor?
A-Amerika
B-İsrail
C-NATO
D-İran
E-Azerbaycan
İMAMOĞLU’NA DEĞİL, HERKESE YASAK İDİ!
Bayram öncesi uluslararası karayolları üzerindeki üst geçitlere yasak olmasına rağmen çeşitli kutlama pankartları asıldı.
Silivri’de tutuklu Eski İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ki de bunlardan biri idi.
Ahvali nedeniyle pankartı “Yasak” sayılarak hemen toplatıldı.
Hadi gerekçesini tutuklu olduğu için yasal kabul edelim.
İyi de, bir sürü belediye başkanının, hatta bakanlığın bile pankartları üst geçitlerde asılı duruyor!
Sürücülerin dikkatini dağıtarak can ve mal kayıplı trafik kazalarına sebep olunduğu için Karayolları Mevzuatına göre yasak olan pankartlardan kurtulmak için illa tutuklama yapmak gerekiyor ise, bunları yapanlarda suçlu!
O zaman hiç değilse “Yasaların uygulanmasını temin için” bunları da tutuklayın gitsin!
Çünkü başka türlü, karayollarında can ve mal emniyeti dikkate alınmıyor, baksanıza!
ŞİLİ FINDIĞINI BİRİNCİ ELDEN ÖĞRENECEĞİZ…
Birkaç kez, Türk fındığına alternatif değilse bile (şimdilik), talepte azalma yarattığı için şu sıralar hasadı yapılan Şili fındığından söz eyliyoruz.
“Gözü ile görenlerin kulağımıza üfledikleri” üzerinden üretim miktarından üç aşağı beş yukarı kelâm eyliyoruz.
Dünyanın öbür ucu olması nedeniyle şimdilik gözümüzle görme fırsatımız yok.
Ama fındık sektörüne doğru ve tarafsız yerden baktığı için gördüklerini de bize kitabın ortasından anlatan Giresun Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı, Sayın Hamza Bölük ile İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muzaffer Taviloğlu bu hafta Şili’de fındığında ele alınacağı bir toplantıya katılacaklar.
26 Mart 2026 tarihinde Şili'nin Maule bölgesinde gerçekleştirilecek olan "4. Ulusal Avrupa Fındığı Günü" (Dia Nacional del Avellano Europeo) etkinliğinde Türk fındığını temsil edecekler. Sektörün en prestijli buluşmalarından biri kabul edilen organizasyonda Hamza Bölük, "Türk Fındığının Geçmişi, Bugünü ve Geleceği" konulu özel bir sunum da yapacak.
Görecek, incele eleyip sık dokuyacak ve gelip bize de doğruları anlatacak.
Biz de kamu ile paylaşacağız.
Demem o ki, katılımcılar gelene kadar bekleyelim ve daha sağlıklı bilgileri paylaşalım.
Birileri gibi Şili’yi bilmeden, öğrenmeden, görmeden yok saymayalım!
İSRAİL, LÜBNAN’IN GÜNEYİNİ İŞGAL Mİ EDECEK?
Saat 23.00 sıralarında televizyondaki tartışma programını izlerken, “İsrail, Lübnan’ın Güneyini işgal mi edecek?” alt yazısını okuyunca, “Gün gece yarısını buldu ama yine de size Günaydın (!) çekeyim” diye ağzımdan kelimeler dökülmedi değil!
Dini taassup ile “vaad edilmiş topraklar” sayıp, Büyük Ortadoğu Projesi ile de haritalandırıp, Büyük İsrail’i kurma hedefine bir asır öncesinden başlayan Yahudiler, ABD’yi taşeron olarak kullanıp İran’a saldırtırken asıl amaçlarını bir kenara koyacağını düşünmek olsa olsa kelimenin tam anlamıyla aptallıktır, salaklıkdır!
Önce doğusundaki Golan tepelerini, ardından kuzeyindeki Gazze şeridini halleden İsrail’in Lübnan’ın güneyini topraklarına katma hesabını, hedefini anlamamak, bilmemek için aptal olmak bile yetmez!
Ezcümle, fazla söze gerek yok! İnsan olmamak yeter de artar bile!
DÜNDEN BUGÜNE…
2001’de satırlara dökmüşüz.
Şaşırıyorum!
Siyaset adına, dün "kara" dediğine, bugün "ak" diyenlere, Allah'ın kendisine verdiği tek ayrıcalık olan aklı kullanarak değer biçme yerine, dünü unutarak hak verenlerin nasıl insan olduklarına…
*
Gıpta ediyorum!
Demokrasiyi dilinden değil de, uygulamalarından düşürmeyen devletlerde kamunun uğratıldığı zarar veya afetlerde ilgili üst düzey ve bürokratların, hatta bakanların hemen görevlerinden istifa etmelerine…
*
Anlam veremiyorum!
Trabzon'da bir yandan vadilerden küçük betonlu gecekondular yıkılıp; yapılanlara kentsel dönüşüm adına, çağdaş yerleşme denilerek tepelerden aşağıya, yamaçlara beton bloklar dikilmesine…
KISSADAN HİSSE
Nefretin böylesi!
İspanyolun biri postaneye gitti ve memuru: "Bana verdiğiniz pul yapışmıyor" dedi.
Memur şaşırdı, üstünde Franko'nun resmi bulunan pulu aldı, zamkını ıslattı, pul yapıştı. Müşteriye; "Gördünüz mü nasıl yapıyor muş?” dedi.
Adam; "Ben o tarafına tükürmemiştim ki" demez mi?