Futbolda yazılan bir senaryo; gerçekliğin sınırlarını zorlayan, istatistiksel olarak olasılık dışı, duygusal iniş çıkışlarla dolu, tesadüflerin ve kaderin birleştiği, izleyenlere "Bunu bir filmde görsem inanmazdım" dedirten bir olaylar zinciridir. Bu tanım sadece bir maçı değil; bir oyuncunun kariyerini, bir takımın sezonunu veya bir turnuvanın tamamını da kapsayabilir. Örnek dramatik senaryo: Sezonun büyük bölümünde kötü giden bir takımın, son haftalarda mucizevi bir şekilde toparlanarak küme düşmekten kurtulması (Gençlerbirliği örneği).
TS – GB 2025 - 2026 sezonu Türkiye Trendyol Süper Lig'inin 34. Haftasındaki son lig maçını tıpkı sizler gibi hayret ve şüpheyle izledim. Maçta bir şey çok ilgimi çekti. Süper Lig’in geride kalan 33 haftalık sürecinde Trabzonspor takımında hiç görülmeyen bir şey bu… Trabzonspor hemen her lig maçında, hatta buna Gençlerbirliği ile yapılan son lig maçını da ekleyebiliriz, oynadığı tüm maçların ilk on birlerinde sırasıyla yabancı futbolcu-yerli futbolcu olarak 8+3 / 9+2 / 10+1 formatlarında oyuncularla oynamıştır. Hatta 2-1 kazandığı Ziraat Türkiye Kupası maçını 10 yabancı, 1 yerli futbolcuyla oynamıştır.
Son maçta (TS – GB Süper Lig maçı) ne oldu da bir anda altyapıdan gelen futbolculara ihtiyaç duyuldu? “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye aradı” misali… Şimdi sesli düşünelim. Aynı takımla bir hafta önce oynadığın kupa maçında 10 yabancı, bir yerli futbolcu ile sahaya çıkıyorsun. Fakat aynı takıma karşı son lig maçında kadron ilerleyen dakikalarda gittikçe yerlileşmeye başlıyor. Bu durum, acaba önceden yazılmış bir senaryonun uygulanış şekli miydi? Sesli düşünmeye devam edelim;
Gençlerbirliği ile oynanan son lig maçında takımın büyük bir çoğunluğu yabancı futbolcuydu (6 yabancı-5 yerli). Maça bu şekilde başlayan Trabzonspor, 64. dakikadan sonra 4 yabancının yerine 4 yerli oyuncu daha oyuna dâhil ederek takımdaki yerli oyuncu sayısını 8’e çıkarıp yabancı oyuncu sayısını 3’e indirmiştir. Takım adeta ilerleyen dakikalarda yerlileştirilmiş, Türkçe konuşulanları takım olarak anlayacak duruma getirilmiştir.
Bu maçta takımın büyük bir çoğunluğunun Türkçe bilen, anlayan ve söylenenleri uygulayabilecek gençlerden oluşmasına olanak sağlamak taktik anlayışın bir ürünü müydü? Yani senaryonun bir bölümü müydü? Siz, eğer içinizde senaryolaştırılmış bir art niyet varsa, çoğunluğu yabancı futbolculardan kurulmuş bir takıma bu niyetinizi anlatamaz, açıklayamazsınız. Tercüman ile anlatmaya kalksanız bile kabul görmezsiniz, göremezsiniz. Ayrıca bunu anlatabilmenizin yolu tercümanlık yapan kişilerden geçecektir. Böyle bir durumda bir çuval inciri bir anda “tok” edebilirsiniz. Çünkü insanoğlu ayaklı gazete gibidir. Eğer bu durumlar yaşanırsa olay ayyuka çıkar, siz bu senaryonun altında kalır ve asla bir daha ayağa kalkamazsınız.
Neden bunları hep sesli düşünüyorum? Hani 1-0‘lık bir sonucu belki de normal karşılayabilirdik. Ama 3-0 canımızı çok yaktı. Bize yakışmadı, Trabzonspor’a hiç mi hiç yakışmadı. U19’dan takıma monte edilmeye çalışılan genç futbolcular ki bunlar başarılarıyla kendilerini kanıtlamışlardır; bu takımda bu gençlerin sayısını bir maçta bu kadar artırmak, oynatmak son maçta mı aklınıza geldi? Yoksa söylenenleri iyi anlayıp iyi uygulasınlar diye mi son maçta var oldukları hatırlandı ve kıymete bindiler? Ayrıca bu gençlerin maç oynanırken beden dilleri, Trabzonspor gibi bir takımda ilk maçlarını oynayan futbolcuların beden dillerini yansıtmıyordu. Ne şevk vardı ne heyecan ne de motivasyon.
Bu arada teknik direktörlerin de beden dillerine bir göz atalım. Ben şahsen Metin Diyadin’i çok rahat gördüm. Sanki olacakları önceden biliyormuş gibi bir resim verdi bana… Ne bir abartı ne bir sevinç belirtisi… Fatih Tekke, “bu kadar ekmeğe, bu kadar köfte” misali, istemese de verilmiş kararları uygulama durumunda olan bir teknik direktör görüntüsü veriyordu. Diğer tepkileri sezon boyunca yaptıklarının aynısıydı… Hatırlatmalıyım, bunlar benim gözlemlerim.
İşin başka bir boyutu, bu çocukları bu maçta oynatarak başarısız performanslarıyla (Salih Malkoçoğlu hariç) gelecek yıllara taşıyacakları istek, arzu ve motivasyon gibi ideallerini de zayıflattınız. Bazı travmaların tedavisi çok zordur. Siz bu gençlere bu travmayı yaşatmamalıydınız. İlginçtir, özellikle gençler olmak üzere tüm Trabzonspor sahada yokları, hayaleti oynadı. Oysaki özellikle gençler, futbolculuk hayatlarında karşılarına çıkacak en iyi şansı kullanamadılar. İşte burası en düşündürücü olan boyut… Sanki kukla misali sihirli bir el tüm futbolculara dokundu ve onları oynatmadı. Fakat aynı takımla oynanan bir önceki maçta durum %100 olmasa bile son maç gibi değildi…
İnsanın aklına kötü düşünceler gelmiyor diyemem. Ama bu son durum pek iç açıcı değildi, hatta çok düşündürücüydü. Tüm yazdıklarımın çerçevesinde görünmeyen bir elin bir senaryo yazdığını ve bunu oynattığını istemeyerek düşünüyorum. Bunlar insanın elinde olmadan aklına gelen düşünceler… 22 Mayıs 2026 Cuma günü oynanacak kupa finaline giden yolda asla motivasyon bozucu olmak istemem. Fakat beynimde düşüncelerimi tırmalayan şeyleri siz değerli okuyucularımızla paylaşmak zorunluluğu ve sorumluluğu ile bu makaleyi yazmak istedim. Eğer bu senaryo doğruysa! Cuma ola hayrola, vesselam.