Bu göllerin bir kısmı sonradan yapılma gölet çoğu kısmı da Çakırgöl,Aygır Gölü gibi doğal kaynak sularının oluşturduğu göller.
Sera gölü gibi de afet sonucu oluşan göller var.
Aynı şekilde şimdi turizmin çok önemli bir bölgesi olarak Uzungöl de bir afet sonucu oluşmuş.
Her yayla ya da köy incelendiğinde hep suyun kenarında kurulmuştur.
Biz suyu iyi tanırız.
Yağmurunda ıslanır,denizinde serinlenir,ırmağında suyun gücünü görürüz.
Ya şelalelerimiz.
Hemen her bölgede büyük ya da küçük tepelerden akıp derelerle birleşen şelalelerimiz var.
Biz yine yağmurun sesine,dağın sisine,dolunun gürültüsüne karın güzelliğine alışkınız.
Ve suyu bol bir şehiriz.
Tabiki bu bol su yoğun yağmurlarimızdan gelir...
Yağmur toprağa gerek.
Topraktaki çayır çimen çiçek, sebze ve ekin yağmurla büyür.
Binbir renkli yayla çiçekleri serbestçe otlayan ineklerimize hemen hergün ziyafet çeker.
Mevsimine göre açan çiçeklerdeki farklı renkler,yöremizin bereketini yansıtır.
Kimi vardır ismini taşır vakit kalmadı hadi git diye .
VARGİTLER açtığında herkes bilirki artık yayla zamanı sona ermek üzere...
Ya kardelenler?
Onlar müjdecidir.
Öylesine güzel renkleriyle karın altında büyüyüp gökyüzüne doğru uzattığında boynunu anlarız ki biz yaylaların mevsimine az kaldı...
Uzun bir süre yağmur yağmasa "darlanırız " biz.
O yüzden yaylalar kaçış yerlerimizdir.
Yayla ismi üzerinde.
2000 metre rakımların üzerindeki geleneksel üretim merkezleri.
Yaşlısı da genci de sevdalanırlar yaylanın o tertemiz havasına.
İster kar bora fırtına,ister yağmur dolu olsun duacıdır her zaman Yaylacı,bilirki sudur hayata can veren.
Suyumuz bol diye hesapsızca harcamak geleceği karartmaktır.
Denizi de doldurmak bir nevi su gaspı degil mi?
Giderek azalmıyor mu buharlasmanın oldugu denizin yüzeyi...
Ya gereksiz ve yararı olmayan yerlere kurulan HES'lere ne denmeli?
Can suyu bırakılıyor
muş da,canlı hayatı korunuyormuş da...Öyle ya suyu soktun borunun içine sonra o suda canlı hayat bekle...
Ne demiş 16. yüzyıl divan şairi Hayâlî Bey;
"Cihân-ârâ cihân içredür ârâyı bilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler"
Evet bizler de balıklar gibiyiz derya icinde suyumuz temiz su,ama deryayı bilmeyip,kıymetini de idrak edemeyiz. .
O yüzden kirlilikten,kontrolsuz avlanmaktan denizden balık yiyemeyiz.
Akarsulardaki kendine has alabalıklar gibi...
Değirmendere, Solaklı Ağasar,Karadere,Söğütlü dereleri yüzyıllar boyunca kendi yatağında akar dururlar.
Tıpkı şehir merkezindeki Kuzgundere,Zağnos Deresi ve bir takım ufak dereler gibi...
Yatağı hapsedilmis dereler ara sıra hatırımızı(!) soruyorlar da değişen bir şey yok...
Su sonsuza kadar varılacak bir kaynak degilki...
Su mu?
Petrol mü?
İşi bilen talancılar programlarını ,yapmışlar çoktan,sudan yana..
Aman dikkat...
O yayladaki ufacık gözeler var ya binlerce ton petrole bedeldirler...
Suyumuz bizim hayat kaynağımız...
Oyle gelişigüzel HES'ler,maden arama çalışmaları filan suyumuza zarar verecektir.
Gelen de işin icinde yabsnv⁸ şirketler varsa yoktur o iste hayır.
Ege'de Zeytini kestirirler ,bizim buralarda hayvancılığı,balıkçılığı bitirirler...
Findıklıklar,çaylıklar da yasını tutar bu yokluğun...
Yayla elden gider.
Deniz giderek kirlenir...
Dereler zaman icinde yok olur...
Ve gün olur,Karadeniz'in o verimli dağı bayırı,deresi denizi gölü elden çıkar gider.