Ama çok az meslek vardır ki insanın bütün organlarını, bütün duygularını ve bütün dikkatini aynı anda çalıştırır.
İşte öğretmenlik tam da böyle bir meslektir.
Dışarıdan bakıldığında bir sınıfa girip ders anlatıyormuş gibi görünür.
Oysa işin içine girince anlaşılıyor ki öğretmenlik aynı anda onlarca işi yürütme sanatıdır.
Sabah okulun kapısından içeri girdiğiniz anda görünmez bir maraton başlar.
Ve bu maratonun bitiş çizgisi çoğu zaman ders zilinin çalmasıyla da sona ermez.
Çünkü öğretmenlik, okuldan çıkınca da zihinde devam eden bir meslektir.
Öğretmenin ilk çalışan organı beyindir.
Derse girer girmez onlarca hesaplama aynı anda yapılır.
Hangi konudan başlanacak?
Kim anlamadı?
Kim derse katılmıyor?
Kim bugün her zamankinden farklı davranıyor?
Hangi öğrenciye biraz daha zaman ayırmak gerekiyor?
Bir yandan konuyu anlatırken diğer yandan sınıfın genel durumunu analiz etmek gerekir.
Öğretmenlik biraz da aynı anda onlarca pencere açık çalışan bir bilgisayar gibidir.
Hepsi çalışır.
Hiçbiri kapanmaz.
Beyin sürekli işlem yapar.
Ama iş bununla bitmez.
Gözler de hiç durmadan görev başındadır.
Öğretmen sınıfta sadece tahtaya bakmaz.
Ön sıraya bakar.
Arka sıraya bakar.
Sessiz duran öğrenciye bakar.
Bir şeyler karalayan öğrenciye bakar.
Pencereden dışarı dalıp giden öğrenciye bakar.
Sınıfta olup biten her şeyi aynı anda görmeye çalışır.
Bazen bir öğretmen, öğrencinin yüzündeki küçücük bir ifadeden o gün iyi olmadığını anlayabilir. Bazen de sınıfın en arkasında başlayan küçük bir hareketin birkaç dakika sonra büyük bir karmaşaya dönüşeceğini önceden fark eder.
Çünkü öğretmenin gözü sadece görmek için değil, anlamak için de çalışır.
Kulaklar deseniz ayrı bir hikâyedir.
Normal insanlar bir konuşmayı dinler ama öğretmen aynı anda birkaç konuşmayı dinlemek zorundadır. Ders anlatırken bir taraftan öğrencinin sorusunu duyar.Diğer taraftan iki öğrencinin fısıltısını işitir.Kapıdaki sesi fark eder.Koridordaki hareketliliği algılar.Veee bütün bunları yaparken anlattığı konudan da kopmaz.Bu yüzden öğretmenlerin kulakları zamanla adeta bir radar sistemine dönüşür.
Ses telleri ise öğretmenliğin görünmeyen kahramanlarıdır.
Bir öğretmen gün boyunca kaç kez konuşur, bunu hesaplamak bile zordur.
Anlatır…
Tekrar anlatır…
Örnek verir…
Soru sorar…
Soruları cevaplar…
Yönlendirir…
Uyarır…
Motive eder…
Kutlar…
Teşekkür eder…
Ve bazen aynı cümleyi gün içinde onlarca kez tekrar eder.
Bir öğretmenin ses telleri çoğu zaman bir sporcunun kasları kadar çalışır.Akşam eve geldiğinde konuşmak istememesinin sebebi çoğu zaman yorgunluk değil, gün boyu sesinin görevini fazlasıyla yapmış olmasıdır.
Öğretmen sadece öğretmen değildir:
Oyun arkadaşıdır,
Anlatıcıdır,
Şarkıcıdır,
Hakemdir,
Rehberdir…
Bazen bir anne şefkati, bazen bir baba güveni, bazen de bir arkadaş neşesi olmak zorundadır.Üstelik bunu aralıksız saatler boyunca sürdürür.
Düşünün...
Gün boyunca sürekli hareket ettiğinizi...
Sürekli konuştuğunuzu...
Sürekli gözlem yaptığınızı...
Sürekli dikkatli olduğunuzu...
Ve bütün bunları yaparken enerjinizi bir an bile düşürmediğinizi.İşte öğretmenlerin günlük rutini tam olarak budur.
Fakat öğretmenliği diğer mesleklerden ayıran asıl nokta bedenin değil, ruhun da çalışmasıdır. Çünkü öğretmenlik sadece bilgi aktarmak değildir.
İnsan yetiştirmektir.
Bir çocuğun sevincine ortak olmaktır.
Başarısız olduğunda ona yeniden cesaret vermektir.
Kimi zaman ağlayan bir öğrenciyi sakinleştirmektir.
Kimi zaman içine kapanmış bir çocuğu yeniden hayata katmaktır.
Kimi zaman da hiç kimsenin fark etmediği bir sorunu ilk fark eden kişi olmaktır.
Belki de bu yüzden öğretmenler sadece bedenen değil, ruhen de yorulur.Çünkü her gün onlarca farklı hikâyeye tanıklık ederler.Her öğrencinin dünyasına biraz olsun dokunmaya çalışırlar.Bazen bir öğrencinin başarısıyla günlerce mutlu olurlar.Bazen de bir öğrencinin yaşadığı sıkıntıyı eve kadar taşırlar.Bu yüzden öğretmenlik mesaisi zil çalınca biten bir iş değildir.
Bugün birçok meslek için teknolojik çözümler üretiliyor.
Yapay zekâlar geliyor.
Robotlar gelişiyor.
Sistemler otomatikleşiyor.
Ama bir öğretmenin sınıfta aynı anda kullandığı gözün dikkatini, kulağın hassasiyetini, sesin sıcaklığını, zihnin hızını ve kalbin merhametini tek bir makineye yüklemek hâlâ mümkün değil.
Çünkü öğretmenlik sadece bir meslek değildir.
İnsanla yapılan bir sanattır.
Belki de bu yüzden öğretmenler akşam eve döndüklerinde:
Beyin biraz sessizlik ister…
Kulaklar biraz huzur ister…
Gözler biraz dinlenmek ister…
Ses telleri biraz mola ister…
Ruh ise biraz nefes almak ister…
Ve işte tam da bu yüzden öğretmenlik;
Sadece aklın değil,
Gözün, kulağın, sesin, bedenin ve ruhun aynı anda çalıştığı nadir mesleklerden biridir.
Belki de öğretmenleri anlamanın en kolay yolu bir günlüğüne onların yerine geçmektir.
O zaman anlaşılır ki öğretmenlik;
Bir sınıfın önünde durmak değil,
Bir neslin yükünü yüreğinde taşımaktır.
Ve öğretmen akşam eve gelince aslında çay istemez...
Biraz sessizlik demlensin yeter...