Rakamlar var, oranlar var, keskin yorumlar var.
Ama biraz derine inince tablo değişiyor.
Çünkü mesele sadece bir anket değil; mesele, bir şehri ne kadar tanıdığınız, ne kadar hissettiğiniz ve ne kadar doğru okuyabildiğinizdir.
Trabzon öyle herhangi bir şehir değildir.
Bu şehirde siyaset, sadece parti tercihinden ibaret değildir.
Aile bağları, mahalle kültürü, devletin bekası, hemşehrilik duygusu, geçmişten gelen aidiyetler ve hatta bazen bir futbol kulübüne duyulan bağlılık bile seçmen davranışını etkileyebilir.
Yani burada sandık, sadece ideolojinin değil; duygunun, hafızanın ve kimliğin de bir yansımasıdır.
Hal böyleyken, masa başında hazırlanmış ya da sınırlı bir çevre üzerinden yürütülmüş bir anketin Trabzon gerçeğini yansıtması zaten başlı başına tartışmalıdır.
Çünkü Trabzon merkez ile Akçaabat aynı değildir.
Of ile Beşikdüzü aynı refleksleri vermez.
Sürmene ile Vakfıkebir’in siyasi dili bile zaman zaman farklılaşır.
Bu çeşitliliği görmeden yapılan her ölçüm, eksik değil; yanıltıcı olur.
Asıl sorun da tam burada başlıyor.
Bu anketin örneklemi nedir?
Kimlerle konuşulmuştur?
Kaç kişiyle, hangi yöntemle veri toplanmıştır?
Yaş dağılımı nedir?
Eğitim seviyesi, meslek grupları, kırsal-kentsel dengesi gözetilmiş midir?
Bu soruların hiçbiri net değilse, ortaya çıkan sonuçların “bilimsel veri” olarak sunulması ciddi bir problem haline gelir.
Çünkü veri dediğiniz şey, sadece sayı değildir; aynı zamanda yöntemdir, şeffaflıktır ve güvenilirliktir.
Trabzon seçmeni, geçmişte defalarca “hesaplanan” değil, “hissedilen” sonuçlar üretmiştir. Türkiye genelinde bir eğilim oluşur, anketler bir yönü işaret eder; ama Trabzon sandığı bambaşka bir tablo ortaya koyar.
Bunun nedeni çok basittir,
Bu şehirde seçmen, sadece siyasi atmosferle değil, yerel dinamiklerle karar verir.
Ankara’daki rüzgarın yönü ile Trabzon’daki seçmenin kalp atışı her zaman aynı olmaz.
Bir başka önemli nokta ise zamanlama.
Seçime aylar varken yapılan anketler, çoğu zaman bir fotoğraf karesinden ibarettir.
O anki ruh halini yansıtır, ama geleceği garanti etmez.
Buna rağmen bu tür çalışmaların “kesin sonuç” gibi sunulması, kamuoyunu bilgilendirmekten çok yönlendirmeye hizmet eder.
İşte burada gazetecilik ile algı yönetimi arasındaki çizgi tehlikeli biçimde incelir.
Elbette kimseye “anket yapamazsın” denemez.
Herkes fikir beyan edebilir, analiz yapabilir.
Ama özellikle etkili bir medya figürüyseniz, söylediklerinizin toplumda karşılık bulacağını da hesaba katmak zorundasınız.
Sorumluluk tam da burada başlar.
Çünkü yanlış ya da eksik bir veriyle yapılan yönlendirme, sadece bir yorum hatası değil; aynı zamanda kamuoyunu yanıltma riskidir.
Trabzon’u anlamak için Excel tabloları yetmez.
Bu şehri anlamak için kahvehanelerde oturmak gerekir, sokakları dinlemek gerekir, pazarda konuşulanı duymak gerekir.
Bir ilçeden diğerine geçerken değişen tonu fark etmek gerekir.
Kısacası, Trabzon’u uzaktan analiz edemezsiniz; onu yaşamanız gerekir.
Sonuç olarak;
Can Ataklı’nın Trabzon anketi, tartışma yaratma konusunda başarılı olabilir.
Ama güvenilirlik, temsil gücü ve metodolojik sağlamlık açısından ciddi eksikler barındırdığı açıktır.
Trabzon gibi çok katmanlı bir şehir için bu tür yüzeysel okumalar, gerçeği yansıtmak yerine gölgeleyebilir.
Ve işin özü şu,
Eğer bir analiz, sahaya değil varsayımlara dayanıyorsa, o artık analiz değil; yorumdur.
Yorum ise, veri gibi sunulduğunda değerini kaybeder.
Sanırım burada sorun bir “anket” değil…
Sorun, anket ile kanaat arasındaki çizginin bulanıklaşmasıdır.
Galiba Can Ataklı atak mı geçiriyor acaba.