Celal Akaç’tan “Üst Geçit Garabeti!”

Karayollarındaki üst geçitler ile kenarlarda yer alan direklere kanunun yasak olmasına rağmen asılan afişlerin can ve mal emniyetini tehdit etmesini ben “yaza yaza” bitiremedim.

Abone Ol

Etkili ve yetkililer de, umursamamaya, dolayısıyla suç işlemeye devam etmekten vazgeçmediler.

Önlerindeki yol yerine, buralara asılan afişlere bakıp dikkatlere dağılan sürücüler de can ve mal kaybına neden olan kazalara karışmaya devam ediyorlar.

Geçen hafta Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, Ortahisar Belediye Başkan Yardımcısı Celal Akaç, konuyu ve sorunu dile getirince, “Muhalefetten de olsa, sağduyuluk adına birileri fark etti” diyerek sevinmedim değil!

Keşke, kanun ve nizamları dikkate alarak yetkililerin de bu garabeti önlemek için bir şeyler yaptıklarını görebilsek!

Binlerce teşekkürü hak eden Sayın Akaç; ülke genelinde yaklaşık 17 bin üst geçit olduğunu hatırlatarak şunları hatırlattı:

”Karayollarında, üst geçitlere ilan asılmasını yasaktır. Ancak bırakan başkalarını kurum kendisi bile asıyor. Bu pankratların dikkati dağıtması bir yana, tek bir pankart bile 10 bin kez basılarak 30 milyon TL’ye mal ediliyor. Bu bile her bakımdan büyük bir kamu zararı.”

Durum bu mihvalde. Aha Kurban Bayramı geliyor. Üst geçitlerdeki bayram kutlama pankartları alıp başını gidecek. Kim bilir kaç kişinin, karayollarında kurban olmasına da neden olacak?

Haaa! Bir de hemen hepsini bir şehit isminin verildiği üst geçitlerin, Terörsüz Türkiye hesabında bir garip durumu var ki! Onu daha sonra detaylı irdeleyeceğiz!

ÇETELEŞME OLURKEN…

1980’den önce, TRT Radyosu’nda “Saat 19.00. Haberler” diye başlayan, babalarımızın da “Ajans Haberleri” diye adlandırdığı zaman diliminde vardı.

Şimdi bu haberler basında “İletişim Vasıtaları” denilen araçlarla, görüntülü, yazılı ve sözlü olarak nerede ise her saat başı yer alıyor.

Son yıllarda yer alan haberlerin girişinde, ana başlıkları “Yasa dışı bahis, dolandırıcılık, suç örgütü, uyuşturucu, kara para aklama, tehdit ve şantaj” denilen ezcümle “Çeteleşme” olanlar o kadar çok ki!

Ülkenin ahvali de böyle olunca, bu suçları işleyenleri güvenlik güçleri de habire yakalıyor. Basın da haber yapıyor.

Yakalanıyorlar, haber yapılıyorlar da, bu çeteler neden, nasıl ve ne zaman oluşturulmuşlar? Bugünkü aşamaya nasıl gelmişler? Yani suç tarlaları oluşurken, yeşerirken, hatta yeşertilip büyütülürken neden fark edilmemiş? Neden gereken yapılmamış? Neden tarlanın yeşermesine seyirci kalınmış? Ve de bunlarla ilgili gerekenleri yapmayanlar kimler? Kısacası neden bataklığa sebep olanlarla ilgili gerekenler yapılmıyor?

OKULLARA, EĞİTİMCİ GÜVENLİKÇİLER

Önce Şanlıurfa, sonra Kahramanmaraş’ta canların kaybına sebebiyet verecek şekilde meydana gelen, ama irili-ufaklı saldırılarla çok okullarda da yaşanan saldırıların ardından, alınacak güvenlik önlemleri gündeme geldi.

Tabidir ki, “Her okula güvenlikçi” tahsisi de bunun en önemli parçası.

Bu noktada bir önerimiz var.

Okullarda güvenlikçi olarak görevlendirilecekler, özel güvenlik firmalarından değil, devletten olmalı. Dahası yüksek eğitim mezunu…

Hatta yüz binlercesi iş bekleyen öğretmen formasyonu olan mezunlardan seçilmeli… Çünkü öğretmenlik eğitimi almış olan bu mezunlar, hem kendileri iş sahibi olurlar, hem de öğrenciye nasıl davranılacağını bilirler.

Bizden hatırlatması!

TÜRK ÇAYININ SORUNU, SAHTEKARLIK VE DENETİMSİZLİK

“Kaç zamandır?” diye sormayacağım!

Çünkü, söz konusu Türk Çayı olunca, hem demleyip, hem de dem vurmaktan geri durmuyorum.

Çayı çok iyi bildiğimden değil!

Ama hem çok iyi bilip, hem de dürüstlüğüne ve sektörü bir bütün kabul ederek kelâm ettiklerine inandıklarımla istişare ederek kalem oynatmayı tercih ettiğimden, yazıp çiziyorum.

Ondandır, bugün gelinen noktada Türk çaycılığının, hem bahçede, hem sanayi de en büyük sorunu devletin denetimsizliği ile her bakımdan had safhaya ulaşan ben diyeyim “Sahtekârlık”, siz söyleyin “Sahte çaycılık”tır.

2.5 yaprak olarak yapılması gereken çay hasadının, el ve elektrikli makinelerde 6-7 yaprağa kadar ulaşması ile imalatta artan çay çöpleridir temel sorun.

Glikoz, karbonat, boya ve ekstrat katılarak ile 5 dakikada demlenenlerin tüketiciye çay olarak içirtilmesidir. Hem de sağlık açısından büyük tehlike yaratacak şekilde.

Bu tür yutturulan, satılanların (hem de zincirleşmiş koca koca marketlerde) çay diye adlandırılması piyasada arz fazlası oluşturmakta, bu da dürüst olan ve 15-20 dakikada demlenen (olması gereken budur) kuru çayları üreten sanayicileri de zor durumda, hatta üretimi durdurmayla karşı karşıya bırakmaktadır.

İşin garibi de nedir bilir misiniz?

Bu gerçeğe rağmen, hala bazı sivil toplum kuruluşlarının, hatta milletten vekâlet alan temsilcilerinin bu sorundan tek kelime etmemeleri, hala fiyattan dem vurmaları, yani teşhisi yanlış koydukları için yanlış tedavi talep etmelerini anlamak mümkün değil!

Sanırım bu gibiler, “Tavşan kanı” denilerek 5 dakika da demlenen çaylardan içtikleri için akıl zafiyetleri sağlıksız hale geldi!

LEHEB İLE CEHİL’LİK!

Sadece siyasette değil, artık hemen hemen her konuda, herkes tercihlerine gerekçe olarak, karşıt olduklarını gösterip, aklanmaya çalışıyorlar. Hatta aklandıklarını bile sanıyorlar!

Hem de tercihinin yanlış olduğunu biliyor ama karşıt olanı daha kötü sayarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar.

Adeta, dinde bile yeri olmayan, “Ehven-i şer” de diyerek!

Ezcümle: Ben de bu gibileri, “Ebu Leheb’i göstererek, Ebu Cehil’liği tercih edenler olarak” tarif ediyor isem, yanlış mı yapıyorum?

DÜNDEN BUGÜNE

Bundan 14 yıl önce, 16 Mayıs 2012’de, “Köydeki Havalar” diyerek fazla uzatmadan satırlara dökmüşüz.

Orhan Veli, “Beni bu güzel havalar mahvetti” dese de, sevgili dostum Şahap Cirav; “Köyde daha iyi oluyorum” diyor.

Nedeni belli?

Havaların güzelliği gökyüzü ile değil, yeryüzündekilerle ilgilidir de ondan!

Çünkü şehir de “Her havadan”, köyde ise “Tek havadan” çalanların çokluğu etkiliyor insanı!

*

O ki, şehirden-köyden dem vurduk. Ben diyeyim “misafirlik”, siz söyleyin “Hoş sohbet” adına dilimden ve satırlardan eksik eylemediğim şu tek cümleyi de paylaşayım:

“Köyde bir kilometre ötesi yakın, şehir apartmanında yandaki bir kapı bile uzaktır!”

KISSADAN HİSSE

Polis, iki esrarcı serseriyi parkta suçüstü yakalayıp karakolu götürmüş.

“Adresin, nerede oturuyorsun?” sormuş.

Adam, “Nerede olacak. Parklarda, bahçelerde, neresi denk gelirse!” demiş.

Sonra da arkadaşına dönüp; “Ya sen! Sen nerede oturuyorsun?”

Diğeri başı ile arkadaşını işaret ederek; “Kapı komşusuyum” cevabını vermiş!