Uçaktayken beni en çok şaşırtan şey aşağıda denizin üzerinde beliriveren gemi trafiği oldu. Yüzlerce gemi denizin üzerinde bekleşiyordu. Ve o kadar çok yoğunluk vardı ki sanırsınız İstanbul araç trafiği.
Alandan bizi otelimize götürmek için Travel Servis’in yönlendirdiği aracımızda şoförümüzle yaptığımız sohbet sırasında “ Korkmayın burada tecavüz yok! İstediğiniz saatte dışarıda güvenle yürüyebilirsiniz “ sözleri hiç çalışmadığım yerden vurmuştu beni. Sonrasında öğrendim ki burada bir çok insan Özgecan cinayetinden haberdarmış. Bu çok üzücü bir durumdu. Böylesine bir vahşetle anılmak, ülke erkeklerimizin adlarının caniye çıkmış olması korkunç bir durumdu aslında. İlk kez savunmak gelmedi içimden. Susup yol boyunca çevreyi izledim.
Sanırım 2010 yılıydı. Bir akşam National Geografic kanalında dünyanın en büyük ve de ilginç mimarilerinin yapım aşamalarının tanıtıldığı programda izlemiştim kalacağımız oteli. 3 ana binadan oluşan gökdelenler, çatısına kondurulan gemi şeklindeki havuzla birbirine bağlanıyordu. “Aman kafayı yemişler. 54. Katta yüzülür mü hiç? “ demiştim seyrederken. Büyük lokma ye, büyük konuşma diye boşuna dememişler. Yüzdüm… Adına “ Sonsuzluk Havuzu “ denilen ve otelin en tepesine kondurulan havuza binalar arasında özel güvenlik kartlarıyla geçiş yapabiliyorsunuz. Yüzerken gökyüzünde kulaç atıyormuş gibi hissediyor insan kendini. Ve tuhaf ama korkmuyorsunuz yükseklikten. Selfie(Özçekim)yapmak için ideal bir ortam. Pek tabi ki kaçırmadık bizde bu fırsatı.
Öncelikle aşırı temiz olan bu ülkede her türlü dinden ve milletten insan yaşıyor olmasına rağmen asayiş suçu yok gibi bir şeymiş. Tecavüz hiç yokmuş. Cinayet sıfırmış. Bu kadar güvenli bir şehirde gezinmek gerçekten çok etkileyiciydi.
Kaldığımız otel de dâhil olmak üzere, sokaklar, alış-veriş merkezleri hınca hınc turistle doluydu. Singapur’da olduğum sırada Dubaide de bir turizm fuarı vardı. Travel Servis’in sahibesi Şermin Hanımla konuşurken ” En güzel stand Bursa standı.” sözlerinin üzerinden çok fazla geçmemişti ki Bursa’dan terör saldırısı haberi geldi. Tüm bağlantılar anında iptal edilmiş. Ülkemin üzerinde nasılda büyük oyunların oynandığının göstergesiydi bu gelişme. Çünkü ülkemde turizm bitmiş durumda. Daha doğrusu bitirildi! Singapur’da alış-veriş merkezleri ana baba günü. Her yer turist. Kasaların önünde, mağazalarda izdiham var resmen.
Kaldığımız otelin manzarası o kadar güzel ki… Ve şehir ayaklarımın altında olsa gerektiğinden canım hiçbir yere gitmek istemese de, benim kız sürüklüyor beni. Otelimizin hemen karşısında gece rengârenk ışık gösterilerinin de yapıldığı Garden By The Bay- Flowes Dame gidiyoruz. Her ülkeye ait bitki ve çiçeklerin sergilendiği bahçeye girer girmez çalan müzik dikkatimi çekiyor. “Melisa ben memleket aşkından yanlış duymaya mı başladım ne? Bu çalan Neşet Ertaş değil mi? “ O da şaşırmıştı…” Vallahi de o!”
Maldiv’de otelin diskosunda Tarkan’ı duymak tuhafımıza gitmemişti ama Singapur’da hiç ummadığım bir yerde Neşet Ertaş’ı duymak çok şaşırtmıştı bizi. Sonra öğrendik ki Lale zamanından dolayı Türk etkinliğine denk gelmişiz. Canım ülkem benim, uzaklaşsam da peşimden geliyordu. Bir sürpriz daha vardı bana. Sevdiğim hatta bayıldığım İtalyan sanatçı Bruno Catalano’nun eserlerine denk gelmek içimi açmıştı. Kim mi Bruno Catalano? Eksik Heykelleri yapan adam… Eksik Heykel mi? (Araştırın efendim...)
Hint Mahallesinde ki insanların cana yakınlığını anlatmak istesem sayfalar alır. Gerçekten müthiş bir deneyimdi. Eğer yolunuz düşerse mutlaka gidin, görün derim.
Saat 20.00 den sonra yatığımız gece safarisi de öyle. Afrika’da yaşayan orman canlılarının doğal ortam oluşturularak aralarından geçip gitmek onları ürkütmemek için derin bir sessizliğe bürünerek onları izlemek de güzel bir tecrübe oldu bize.
Unutmadan yazayım. Singapurda da iklim çok nemli ve bu nem farklı bir sanayi dalı oluşturmuş durumda. “ Su Matarası …“ Evet evet… Renk renk, desen desen, boy boy su mataraları gittiğimiz her alışveriş merkezinin raflarını süslüyordu. En çok dikkatimizi çeken ise okul çocuklarına yönelik su mataralarıydı. “ Tanrıyı sevin. Onu hep anın. Birbirinizi sevin. Çünkü… “ sözlerinin yazıldığı su mataraları, bizim ülkemizde satılsa neler olurdu acaba? diye düşünmeden edemedim. İnanan ve inanmayan, yüz binlerce farklı milletten insanın birbirini katletmeden huzur içinde yaşamasıydı sanırım burada beni en çok etkileyen… Kendi ülkem de birbirini “hayvan “ diye aşağılamalar almış başını giderken, gördüklerimi anlatabiliyor olmama karşın hissettiklerimi ifade edebilecek cümlelerin henüz bulunamadığı düşüncelerimle bu temiz ve ferah ülkeden ayrılıyorum… Kalbimde “ iyi ki gelmişimle “ ve bitanecik evladımla geçirmiş olduğum birbirinden güzel anılarımla.