Son dönemde yaşananlar da tam olarak böyle bir tabloyu ortaya koyuyor.
Bir dönem parti içi muhalefetin en güçlü baskısıyla karşı karşıya kalan Devlet Bahçeli, siyasetteki en zor sınavlarından birini vermişti.
Kongre tartışmaları, mahkeme süreçleri ve parti içi mücadeleler derken birçok kişi MHP’de değişimin kaçınılmaz olduğunu düşünmüş ama süreç beklendiği gibi sonuçlanmadı.
Devlet Bahçeli koltuğunu korudu ama MHP oğul vermişti.
Meral Akşener Genel Başkanlığında İYİ Parti kurulmuştu.
Kuruluşundan 7 ay sonra yapılan ilk seçimde de 44 milletvekili çıkarmıştı.
Sonrasında koltuk Müsavat Dervişoğlu’na devredilmişti.
Yani İyi Parti’de oğul verdi.
Yavuz Ağıralioğlu’nun kurduğu Anahtar Parti bugün İyi Parti’nin ilk günkü rüzgarıyla gidiyor.
MHP, Devlet Bahçeli Genel Başkanlığı’nda bugün hâlâ partisinin tartışmasız lideri konumunda görevini sürdürüyor.
Benzer bir tablo şimdi CHP’de yaşanıyor.
Kurultay tartışmaları, dava süreçleri ve parti içi çekişmeler, gözleri yeniden yargı kararlarına çevirmiş.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in liderliğinde yeni bir dönemin başladığı düşünülürken, ortaya çıkan hukuki süreçler eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun adını yeniden gündemin merkezine oturttu.
Ve Kılıçdaroğlu, CHP’yi yeniden geri aldı.
Siyaset kulislerinde konuşulan yorumların ortak noktası dikkat çekici.
Bir kesim, yıllar önce siyasi geleceğin şekillendirildiği süreçlerle bugün CHP’de yaşananlar arasında tam bir benzerlik kuruyor.
Onlara göre dün Bahçeli’yi ayakta tutan mekanizma neyse, bugün de Kılıçdaroğlu’nun önünü açan anlayış da odur.
Bu bakış açısına göre siyasette sandık kadar yargı koridorları da belirleyici hale geliyor.
Parti delegelerinin, üyelerinin ve teşkilatların iradesi kadar mahkeme kararlarının da siyasi dengeleri değiştirebildiği savunuluyor.
Elbette bu yorumlara katılanlar olduğu gibi karşı çıkanlar da var.
Çünkü hukuki süreçlerin tamamen hukuk çerçevesinde yürüdüğünü, siyasi sonuçlar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyenler de az değil.
Ancak şu gerçek değişmiyor,
Türkiye’de siyaset artık yalnızca meydanlarda, kongre salonlarında veya seçim sandıklarında şekillenmiyor.
Mahkeme salonlarında alınan kararlar da partilerin kaderini etkileyebiliyor.
Bu yüzden bugün birçok kişi şu soruyu soruyor,
Dün Bahçeli’nin siyasi liderliğinin devam etmesini sağlayan şartlar neyse, bugün Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP’nin merkezine yerleşmesini mümkün kılan şartlar da aynı mı?
Bu sorunun cevabını zaman verecek.
Fakat görünen o ki Türk siyasetinde bazı liderler seçimlerle değil, kritik dönemeçlerde karşılarına çıkan süreçlerin sonunda yeniden sahneye çıkabiliyor.
Ve bazen onları siyasetin dışına itmesi beklenen gelişmeler, tam tersine daha da güçlenmelerine neden olabiliyor.
Bu nedenle son yılların en dikkat çekici siyasi ortak paydası belki de şudur,
Bir dönem Bahçeli’yi kurtaran süreç ile bugün Kılıçdaroğlu’nu yeniden oyunun içine taşıyan süreç arasında benzerlik görenlerin sayısı hiç de az değil.
CHP de oğul verir mi vermez mi bilmiyorum?
Yani EKİM (Ekrem İmamoğlu) partisi kurulur mu, kurulmaz mı onu da bilmiyorum?
O zaman hep birlikte bekleyip göreceğiz.