CNN’i Bile Solladılar!

Hedefe İran konularak, Ortadoğu coğrafyasının kan gölü haline çevrilmesi televizyonlardan film gibi izleniyor. Aslında, izlettiriliyor.

Abone Ol

Onun için geçen hafta, “Ekranların çoğu ABD’nin savaş yayın aracı CNN gibi” başlığı attık.

Aynen devam ediyor.

Hatta daha da fazlası ile…

İstisnalar hariç, Trump’ın saçma sapan sözlerini ana başlık yaparak kelime kelimesine ve da tehditkâr bir şekilde aktaran ekranların birinde, Yahudilerin tarihte Avrupalılarca uğratıldıkları, Amerikalılar tarafından da seyredilen zulmü (!) konu alan bir film bile yayınlandığını görünce, Bizimkiler CNN’ni bile kıskandıracak haldeler” diye düşünmemek mümkün mü?

Hani denir ya, “Böyle taraftarın olduğunda düşmana gerek yok” diye!

Sağdan soldan, ortadan kıyıdan üstüne üstlük “çaktırmadan” hemen hemen hepsi aynı! Yani “Bizden olmayanlar?”

DÜNDEN BUGÜNE

12 Mart-12 Eylül…

Bugün sizlerde 20 yıl önce, yani 12 Mart 2006’da kamuoyu ile paylaştığım bir yazıyı “Kıssadan Hisse” diyerek tekrar paylaşacağım.

*

12 Mart 1971. 12 Eylül 1980.

İlki endirek, ikincisi direk müdahale…

30 yaşın altındakilerin hatırlamayacakları bu iki tarihin içeriği ile ilgili bilgi vermek ve yorum yapmak için, taraf seçmek gerekiyor.

Bazı tarihleri ve olayları, gününün şartları içinde de değerlendirmek lazım.

Bizim gibi, yarım asırlık ömrün içinde o günleri yaşarsanız biraz daha gerçekçi olursunuz.

Neden mi? “En büyük öğreti yaşamaktır” olduğu için!

Ama “Yaş otuz beş yolun yarısı eder”e tanıklık edemeyecekler için, ancak o günlerin muhatapların anlattıkları ve yazdıklarıyla değerlendirmeler, yorumlar yapabilirsiniz.

Biraz da “Nerden baktığınıza bağlı” olarak. Ancak, “En kötü gerçek en güzel yalandan iyidir” diyerek, bu tarihleri yapanlar kadar, yaratanları, yani, “Üstlendikleri sorumluluğu lâyıkıyla yerine getirmedikleri için sebebe katkı verenleri de ” unutmamak gerekir.

Hatta baş suçlunun onlar olabileceği ihtimaline öne alarak, iyi bir muhabirin “5 N- Ne, Neden, Nerede, Ne Zaman, Nasıl (oldu?) ve 1 K-Kim (yaptı?) ” ilkesiyle oluşturduğu eksiksiz bir haber gibi araştırıp öğrenmek gerekir.

Bugün Mart ayının 12’inci günü. Eylül’ünde 12’inci günü ile tarih denkliği var.

O zaman bizden Mart ile Eylül’ün 12’sini içeren bir meslek anısı:

*

12 Eylül 1980 darbesinden sonra Genel Kurmay Başkanı Org. Kenan Evren’in yurt gezilerinin önemli bir bölümünü Anadolu Ajansı adına muhabir olarak izlemiştim. Rahmetli Hakkı Erdem ve foto muhabiri İlhan Kuyucu ile birlikte.

Tarihini tam olarak hatırlamıyorum ama Kenan Evren’in Trabzon’da Belediye Binası’ndaki başkanlık makamında bulunan ve dışa açılan kapı tarafındaki konuşmasıydı.

O günkü şartlarda Kenan Evren’in konuşması noktasından virgülüne kadar değiştirilmeden haber olarak aktarılırdı. Bizlerde hem yazar, hem de atlama ihtimaline karşı büyük kasetli kaydedici cihazlar kullanırdık.

Her neyse! Kenan Evren, buradaki konuşmasının bir yerinde, 12 Eylül yerine, dil sürçmesiyle 12 Mart ifadesini kullandı. Ancak farkına varmadığı için düzeltme yapmayarak konuşmasını sürdürüp tamamladı.

Haberi yazarken, “Söylediği 12 Mart, ama kast ettiği 12 Eylül” diye düşünmedim değil! Ancak hani noktasından virgülüne kadar aynen haberi yazmak var ya! İşin içinden çıkamadım.

Bu durumu bölge müdürümüz Suavi Kaptan’a ilettim. O da habere son imzayı atacak olan Ankara’ya durumu bildirdi.

Haberi Eylül-Mart ikilemi dışında tamamlamışken işler karıştı.

Paşanın dediği, 12 Mart’mı, yoksa kastettiği 12 Eylül’mü yazılacak? Ankara’da işin içinden çıkamadı ve bana “Paşaya bir sorun” diye haber yolladı.

O günün şartları içinde Kenan Paşa ve konsey üyelerinin yanına ulaşmak, dünyanın en zor işi idi!

Velhasılı kelam; biz Paşa’ya ulaşamadığımız için Ankara’da, “Söz ağızdan nasıl çıktıysa öyledir” denilerek, haber 12 Mart olarak yayına verildi.

“İşte böyle bir dönemdi!” demeden önce, Kenan Evren’in gezi sırasında ertesi gün sonra beni çağırarak, “Evladım, dilimiz sürçtü, bunu anlamadın mı?” diye sorduğunu, benimde durumu aynen aktardığımı da belirtmeliyim.

OSMAN AYDIN, YA DA OAHY…

Kapısından girdiği Trabzonspor’da bugün Genel Müdür Yardımcısı sıfatıyla görevini icra eden ve de kulübün en eski faal çalışanı olan Osman Aydın’ın, meziyetleri fazla ama “Uzmanlık alanı nedir?” diye sorsalar “Ulaşım sektörü, ille de havada uçmak” demek için bin bir gerekçe var.

O yüzde kendisine zaman kısaca “OAHY” diye yani; “Osman Aydın Hava Yolları” diye takılmaktan da geri durmam!

OAHY’nın ilişkilerinin de en muhkem olduğu partneri de, havada dünya lideri olan THY, yani Türk Hava Yolları.

Bilindiği gibi THY, aynı zamanda Trabzonspor’un da deplâsman yolculuklarındaki tercihi… Yıllardan beri böyle.

Onca yıllık beraberliğin Osman Aydın’a, “Uçuş kabininde havada pilot koltuğuna oturmanın haricinde her şeyi yaşattı, dolayısıyla öğretti” dersem inanın…

Geçen günlerde Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan, Osman Aydın’ı da yanına alarak THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat’ın ziyaretti etmişti.

Ahmet Bolat’da bu ziyaretin hakkını sosyal medyadaki şöyle paylaşmıştı:

“Türk futbolunun köklü kulüplerinden Trabzonspor’un vizyonu, stratejik hedefleri ve önümüzdeki dönem projeleri üzerine verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Sporun birleştirici gücüne inanan iki kurum olarak, sürdürülebilir başarının ancak güçlü ve kurumsal iş birlikleriyle mümkün olduğu konusunda ortak bir anlayışa sahibiz.
Trabzonspor taraftarının bordo-mavi renklere olan tutkusunu ve kulübüne duyduğu güçlü aidiyeti ben de yakından biliyorum. Bu köklü camianın enerjisi ve inancı, Türk futboluna her zaman değer katmıştır.”

BÂKİ KALAN KUBBEDE, ORHAN KAYNAK…

Divan şairi Bâki’nin en bilinen, “Bâki kalan bu kubbede hoş bir sedâ imiş” dizesi, bu dünya bir anı bırakmanın ne demek olduğunu bir mısra ile çok güzel ifade eder.

Önceki gün dünyadan ebedi aleme göç eyleyen ve İngiltere’da Aston Villa’ya attığı gol ile her daim hatırlanacak olan Orhan Kaynak, her bakımdan “Hoş Sedâ” bırakanlardandı.

Böylesine “Hoş sedâ” bırakmış kardeşimizin, futbolculuğundan, hocalığına kadar olan sürecine şahitlik birisi olarak, “Kubbede baki kalacaksın. Mekanın cennet olsun” diyorum.

KISSADAN HİSSE

Yeniçeri Temel

Fethin son gününde, surları aşıp içeri dalan Yeniçeri Temel, önüne düşen Yahudi’yi ele geçirince, “Son duanı yap, seni keseceğum.”

Yahudi; “More beni neye kesecesen. Fatih emir vermedi mi, kimseye dokunulmayacak diye.”

Yeniçeri; “Olsun ben yine de senin kelleni vuracağum” diye diretmiş.

Bu kez Yahudi, “Tamam da, bari niye keseceksen, onu söyle.”

Yeniçeri Temel; “Siz Hazreti İsa’yı çarmıha gererek öldürdünüz.”

Yahudi, “Ama o 1400 yıl önce idi.”

Temel, “Olsun ben şimdi öğrendim!”