Bugün dünyanın gelişmiş şehirleri artık yalnızca yolları, binaları ya da alışveriş merkezlerini değil; çocukların yaşam kalitesini merkeze alan yeni bir şehir anlayışını konuşuyor: “Çocuk Dostu Şehirler…”
Peki, tarihiyle, doğasıyla ve güçlü kültürel yapısıyla öne çıkan Trabzon; çocuklar için yeniden düşünülse nasıl bir şehir olurdu? Bir Mimar olarak düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Belki önce şu soruyu sormalıyız:
Bugünün çocukları gerçekten sokakta büyüyebiliyor mu?
Bir zamanlar mahalle aralarında top oynayan, ip atlayan, seksek çizen çocukların yerini artık ekranlara kapanmış bir nesil aldı. Trafik yoğunluğu, betonlaşma ve güvenlik kaygıları çocukları sokaktan uzaklaştırdı. Oysa çocuk; sadece evde değil, sokakta büyür. Bir çocuğun karakterini biraz da yürüdüğü kaldırım, oynadığı park, dokunduğu ağaç belirler.
Trabzon, çocuk dostu şehir anlayışı için büyük bir potansiyele sahip. Çünkü bu şehir; yalnızca beton değil, hâlâ doğa kokuyor. Denizle dağın buluştuğu bu şehirde çocuklar için yepyeni yaşam alanları kurulabilir.
Özellikle okul çevrelerinde araç trafiğinin azaltıldığı “çocuk sokakları” oluşturulabilir. Güvenli bisiklet yolları, renkli yaya geçitleri ve mahalle içi düşük hız uygulamalarıyla çocukların özgürce hareket edebildiği alanlar artırılabilir. Çünkü çocukların korkmadan yürüyebildiği şehirler, gerçekten gelişmiş şehirlerdir.
Karadeniz’in güçlü mahalle kültürü de yeniden canlandırılmalıdır. Her mahallede küçük spor alanları, açık hava kütüphaneleri, geleneksel oyun parkları ve çocuk etkinlik alanları kurulabilir. Mendil kapmaca, seksek, ip atlama gibi oyunlar yalnızca nostalji değildir; çocukların sosyalleşme biçimidir.
Bugün birçok çocuk toprağa basmadan büyüyor. Oysa Karadeniz Bölgesi’nin eşsiz doğası çocuklar için büyük bir eğitim alanıdır. Fidan dikim etkinlikleri, doğa yürüyüşleri, çevre atölyeleri ve deniz ekolojisi çalışmalarıyla çocukların doğayla bağı yeniden kurulabilir. Betonun değil, toprağın içinde büyüyen nesiller daha güçlü olur.
Ancak çocuk dostu şehir anlayışı yalnızca merkez mahallelerle sınırlı kalmamalıdır. Trabzon’un kırsal mahallelerinde, yaylalarında ve köylerinde yaşayan çocuklar da bu dönüşümün merkezinde yer almalıdır. Çünkü şehir merkezindeki bir çocuğun hayali ne kadar değerliyse, dağ köyündeki bir çocuğun hayali de o kadar kıymetlidir.
Bugün birçok kırsal mahallede çocuklar; sosyal alan eksikliği, ulaşım sorunları ve sınırlı kültürel etkinlikler nedeniyle şehirdeki akranlarına göre daha kısıtlı imkânlarla büyüyor. Oysa köy çocuklarının en büyük avantajı; doğanın tam içinde yaşamalarıdır. Bu avantaj doğru projelerle büyük bir güce dönüştürülebilir.
Kırsal bölgelerde gezici kütüphaneler, mobil bilim atölyeleri ve çocuk tiyatroları yaygınlaştırılabilir. Köy okullarında teknoloji sınıfları, robotik kodlama eğitimleri ve dijital erişim merkezleri kurulabilir. Böylece çocukların yaşadığı yer kaderi olmaktan çıkar.
Kırsaldaki çocukların spor ve sanatla buluşması için mahalle tipi mini spor sahaları, açık hava sinemaları ve kültür etkinlikleri düzenlenebilir. Belki de bir köy okulunda keşfedilecek bir çocuk; yarının sanatçısı, bilim insanı ya da milli sporcusu olacaktır.
Ayrıca yayla ve köy yaşamı; şehirdeki ve köylerdeki çocuklar için bir arada kaynaşacakları doğal bir eğitim alanına dönüştürülebilir. Tarım atölyeleri, hayvan sevgisi eğitimleri, doğa kampları ve çevre projeleriyle çocukların üretimle bağ kurması sağlanabilir. Toprağı tanıyan çocuk, emeğin değerini de öğrenir.
Şehirlerin yalnızca sınava hazırlayan değil, hayal kurduran alanlara da ihtiyacı vardır. Trabzon’da çocuk tiyatroları, bilim merkezleri, masal evleri, müzik ve sanat atölyeleri yaygınlaştırılmalıdır. Çünkü sanatla büyüyen çocukların şiddete değil, üretime yöneldiği unutulmamalıdır.
Elbette çağımızın gerçeği teknoloji…
Ancak mesele teknolojiyi yasaklamak değil, doğru yönlendirebilmektir. Kodlama atölyeleri, robotik merkezleri ve dijital medya okuryazarlığı eğitimleriyle çocuklar yalnızca teknoloji tüketen değil, üreten bireylere dönüşebilir.
Bir diğer önemli konu ise erişilebilirliktir. Gerçek çocuk dostu şehir; yalnızca sağlıklı çocukları değil, tüm çocukları düşünen şehirdir. Engelli çocuklara uygun parklar, sessiz oyun alanları ve erişilebilir sosyal yaşam alanları artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Belki de en önemlisi; çocukların şehir hakkında söz sahibi olmasıdır. Çocuk meclisleri, okul bazlı fikir platformları ve belediye danışma kurullarıyla çocukların düşünceleri şehir yönetimine dahil edilmelidir. Çünkü çocuklar yalnızca geleceğin değil, bugünün de vatandaşlarıdır.
Trabzon Meydan Parkı ve sahil hattı da çocuk odaklı yeniden tasarlanabilir. Trafiksiz hafta sonları, açık hava bilim etkinlikleri, su oyun alanları, çocuk konserleri ve sanat etkinlikleriyle şehir daha canlı, daha güvenli ve daha umutlu bir hale gelebilir.
Unutulmamalıdır ki; çocukların sustuğu şehirler zamanla yorulur.
Ama çocuk sesinin yükseldiği şehirler yaşar…
Trabzon’un geleceği; yalnızca yapılan binalarda değil, mutlu büyüyen çocukların gözlerinde saklıdır. Mutlu çocuklar, mutlu şehirler demektir.