Kiminin üzerinde tereyağı, kiminin üzerinde margarin, kiminin üzerinde reçel, kiminin ki de sadece kuru ekmek. Hepsi de çocuk. Yaşları birbirine çok yakın oğlan ve kızlar...
Oyun oynamış yorulmuş, kurt gibi de acıkmışlar.
Evden bir koşu aldıkları ekmekleri iştahla yerken; arada bir, diğerinin ekmeğine göz atıyorlar.
Merak ediyor arkadaşının yediğinin tadını. İçlerinden biri ekmekleri değişelim mi diyor.
Hoop değişiyorlar ekmekleri. Isırılmış, ısırılmamış, umurlarında değil. Yemeğe başlıyorlar.
Mutlular. Kendi aralarında bir eşitlik sağlayarak, inanılmaz bir deneyim yaşıyorlar…
Masumiyet dolu, ilham verici bir hareket çocukların yaptığı.
Hep ekmeği hakça bölüşmek denir, idealize edilir. Ne çok duyduğumuz bir slogandır.
Ya ekmeği değiştirmek…
Çok mu ütopik çok mu saçma!
Maaşları, bir aylık geliri değiştirmek mesela. Yılda bir kez sadece. Bayram ikramiyesi gibi..
Asgari ücretle çalışan birinin bir aylık gelirini, üst düzey bir şirket yöneticisi alsa mesela. Asgari ücretlinin evindeki sevinci hayal edebiliyor musunuz?
Bir madenci mesela Kızılay Başkanının maaşıyla kendi maaşının değiş tokuş edebilse.
Bi kereliğine canım, bi kereliğine…
Bir inşaat firmasının sahibinin aylık geliri, bir apartman görevlisinin hesabına yatsa.
Ne müthiş bir deneyim, içinde şaşkınlık barındıran, ne hatırı sayılır bir empati olurdu.
Biz daha ekmeği hakça bölüşemezken, değişmek neyimize mi diyorsunuz!
Haklısınız! Hakça bölüşme yılların meselesi. Edebiyatın, şiirin konusu…
‘Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul’ demiyor mu Necip Fazıl Kısakürek.
Çocukların ekmeklerini değişmesinden yola çıktık nerelere geldik.
Söylediklerim çocukça gelebilir!
Olsun!
Yine de; milletvekili maaşının, öğretmen maaşını geçmeyeceği günlere selam olsun…